Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan baro yönetim kurulu, Türkiye’nin uzun yıllardır ağır toplumsal bedeller doğuran silahlı çatışma sürecinin ardından yeniden tarihsel bir eşikte bulunduğuna vurgu yaptı.
Yasaya ilişkin değerlendirmelere yer verilen açıklamanın tamamı şöyle:
Kamuoyunda tartışılan "çerçeve yasa", silahların bırakılmasına ilişkin teknik bir düzenleme olarak değerlendirilmemeli; demokratik hukuk devletini güçlendirecek, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak ve toplumsal barışı kalıcı hâle getirecek kapsamlı bir hukuki dönüşümün zemini olarak ele alınmalıdır.
Bu çerçevede hazırlanacak yasanın öncelikle sürecin hukuki güvencesini sağlaması gerekmektedir.
Geçmiş deneyimler göstermiştir ki hukuki güvenceye dayanmayan süreçler toplumda farklı kesimlerinde güvensizlik yaratmıştır.
Barış süreçleri hukuk devleti ilkesi çerçevesinde güvence altına alınmış kurumsal mekanizmalar üzerinden yürütülmelidir.
Bu nedenle öncelikle barış sürecinin anayasal ve yasal dayanağı açık biçimde oluşturulmalıdır. Süreçte görev alacak kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, sivil toplum temsilcilerinin ve teknik heyetlerin görev, yetki ve sorumlulukları açık şekilde kanunla düzenlenmeli; hukuka uygun faaliyetleri nedeniyle sonradan herhangi bir cezai veya idari sorumlulukla karşı karşıya bırakılmayacaklarına ilişkin hukuki güvence sağlanmalıdır.
Ancak hukuki güvence bununla sınırlı kalmamalıdır.
Bağımsız ve çoğulcu bir İzleme ve Denetim Kurulu oluşturulmalı, bu kurul; baroların, insan hakları örgütlerinin, akademinin, kadın örgütlerinin, meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun farklı bileşenlerinin katılımıyla oluşturulmalıdır.
Toplumsal barış ancak toplumun bütün kesimlerinin sürece katılımı ve denetimiyle kalıcı hâle gelebilir.
Dersim Barosu, geçmişle yüzleşmenin kalıcı barışın vazgeçilmez koşulu olduğu kanaatindedir.
Yıllardır yaşanan yaşam hakkı ihlalleri, zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetler, işkence iddiaları, zorunlu göçler, köy boşaltmaları ve diğer ağır insan hakları ihlalleri toplumun ortak hafızasında derin izler bırakan olaylardır. Bu nedenle bağımsız bir Hakikat, Adalet ve Toplumsal Hafıza Komisyonu kurulmalı; geçmişte yaşanan ihlaller bütün yönleriyle araştırılmalı, mağdurların hakikate erişim hakkı güvence altına alınmalı ve toplumsal yüzleşme süreci hukuki zeminde yürütülmelidir.
Çerçeve yasa sadece güvenlik eksenli bir düzenleme olmamalıdır.
Ceza hukuku alanında demokratik hukuk devleti ilkelerine uygun kapsamlı reformlar gerçekleştirilmeli, siyasi suç iddialarına ilişkin düzenlemeler evrensel hukuk standartları doğrultusunda yeniden gözden geçirilmeli; şiddet içermeyen düşünce açıklamalarının, ifade özgürlüğünün ve demokratik siyasal faaliyetlerin cezalandırılmasına yol açan uygulamalar sona erdirilmelidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı üzerindeki ölçüsüz sınırlamalar kaldırılmalı; örgütlenme ve ifade özgürlüğü uluslararası insan hakları belgeleriyle uyumlu şekilde güvence altına alınmalıdır.
Demokratik siyaset alanı genişletilmeden kalıcı toplumsal barışın sağlanması mümkün değildir.
Yerel demokrasi de çerçeve yasanın temel başlıklarından biri olmalı, yerel yönetimlerin idari ve mali kapasiteleri güçlendirilmeli; seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınmasına ilişkin uygulamalar ancak hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ve kesinleşmiş yargı kararına dayanılarak mümkün olmalıdır. Demokratik temsil hakkı güvenlik politikalarının istisnası olmamalı, anayasal güvencenin konusu olmalıdır.
Dil, kültür ve kimlik hakları temel insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır.
Anadilinde kamusal hizmetlere erişimin geliştirilmesi, kültürel mirasın korunması, farklı kimliklerin kamusal yaşamda görünürlüğünün güvence altına alınması ve kültürel hakların evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda korunması demokratik toplum düzeninin gereğidir.
Çatışmalardan en fazla etkilenen bölgelerde sosyal ve ekonomik adaletin sağlanması da sürecin önemli unsurlarından biridir. Bölgesel kalkınma programları hazırlanmalı, genç işsizliğiyle mücadele edilmeli, üretim desteklenmeli ve ekonomik eşitsizlikleri azaltacak kamu politikaları geliştirilmelidir. Kalıcı barış ancak sosyal adaletle güçlenebilir.
Silahsızlanma sonrasında toplumsal yaşama yeniden katılım süreçleri de hukuki güvence altına alınmalı, mesleki eğitim programları, psikososyal destek mekanizmaları, sosyal uyum politikaları ve rehabilitasyon süreçleri insan onuruna uygun şekilde düzenlenmeli; toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek politikalar benimsenmelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı geçici çözümler değil; hukukun üstünlüğünü esas alan, insan haklarını güvence altına alan, adalet duygusunu güçlendiren ve herkesin kendisini eşit yurttaş olarak hissedebileceği kalıcı bir demokratik düzenin kurulmasıdır.
Dersim Barosu, hazırlanacak çerçeve yasanın evrensel insan hakları ilkelerine, hukuk devleti anlayışına ve toplumsal barışın gereklerine uygun şekilde hazırlanmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu kamuoyunun dikkatine saygıyla sunmaktadır.