Kral'ın baş ağrıları artık dayanılmaz safhadaydı, gelmeyen hekim gitmeyen aktar kalmamıştı, uykusuz gecelerini ağrısıyla birlikte sabahlamak zorundaydı, kendisiyle birlikte sabahlayan saray ahalisi de bu ağrıdan oldukça mustaripti.
Uzun süredir tıraş olamayan kral berberi sarayına çağırttı, tıraş olurken başı sabit durmayan sürekli başını tutan kral'a berber, Hünkarım başınız ağrıyor herhalde, dermansız derdini berbere anlatan kral çaresizliğini dile getirdi, berber hemen makası bırakıp cımbızını aldı, Hünkarım başınızı yukarı dikin bakayım belki burnunuzda kıl dönmesi olabilir, çaresizce söyleneni yapan kral kendini berbere teslim etti, berber evet evet tahmin ettiğim gibi, cımbız ile KIL'ı kavrayan berber kralın feryadına rağmen beyine doğru giden bir parmak uzunluğunda kalınlaşmış kılı kan ve iltihap ile birlikte çekmeyi başardı, kralın feryadı sarayda yankılandı.
Bağırtıyı duyan muhafızlar hızla içeri dalıp kralın yüzünü kanlar içinde görünce berberi cımbızın ucundaki kıl ile birlikte pataklayarak saraydan dışarı attılar.
Ertesi gün saray muhafızları berberi saraya geri götürmek için geldiğinde, berber krala bir şey olduğundan şüphelenip korkmaya başladı, huzuruna çıkan berberi gören kral sevgiyle sarıldı teşekkür etti ve berberi bir kese altın ile ödüllendirip yarım kalan tıraşını tamamlattıktan sonra kapıya kadar uğurlayarak gönderdi. Çünkü kral o gece ilk defa deliksiz bir uyku uyumuş ve rahatlamıştı....
Kölemin Kölesi
Pirivani üstü yamalıklı kağnısıyla çalıştığı tarlasından evine dönen bir çiftçi yolda dönemin padişahıyla karşılaşır, dönemin padişahı hem servet düşkünü hem de burnundan hiç kıl aldırmayan bir tipmiş, yanındaki yaverlere merhamet duygusunu göstermek için çiftçiye bir kaç sikke uzatmış çiftçi elinin tersi ile reddederek, “Ben kölelerimin kölesinden yardım almam, deyip kağnıyı sürmeye devam etmiş. Arkasından donuk bir şekilde bakan padişah vezire dönerek bu ne demek istedi demiş?
Vezir, hünkarım ben nefsimi terbiye etmiş biriyim nefis benim kölem , nefsini terbiye edemeyenler ise kölemin kölesi , diye izah etmiş vezirazam..
Kişinin ruhu ne kadar aşağıdaysa burnu o kadar yukarı kalkar, ruhunun ulaşamadığı yere burnu ile ulaşmaya çalışır..
Hayatta rahatlamak huzur içinde yaşamak vicdani ağrılarımızı dindirmek kibrimizi kontrol altında tutmak için burnumuzdan kıl aldırmamız gerek, çünkü burnundan KIL aldırmayıp kibir abidesi olanların başı her konuda çok ağrır, bunlar ilahi HAT tan yoksun nefsini terbiye edememiş maddenin köleleridir aslında, nefis insanın köpeğidir, insan köpeğini gezdiriyor sorun yok, eğer köpek insanı gezdiriyorsa sorun büyük...
Burnundan kıl aldırmamak deyimi, insanın eleştiriye kapalı, kibirli ve her konuda kendini mutlak doğru gören her şeyi daha iyi bildiğini zannedenlerin halini anlatır. Bu duygu ve düşünceye sahip insanların ò sü (zeka seviyesi) aslında ayakkabı numarasıyla eşittir.
Bu tavır, çoğu zaman bir güç göstergesi gibi algılansa da aslında içsel bir kırılganlığın zırhıdır. Kişi hata ihtimalini kabul etmedikçe kendini güvende hisseder, bu yüzden en küçük uyarıyı bile tehdit sayar, oysa eleştiri insanın eksik yanlarını görme sanatıdır.
Oysa insan yanılabilir bir varlıktır. Yanılma ihtimalini reddetmek, öğrenmenin kapısını kapatır. Eleştiriye kapalı zihin gelişimi durdurur, ilişkileri sertleştirir, toplumsal uyumu bozar. Burnundan kıl aldırmayan kişi, haklı olmaya odaklanır, oysa hikmet hakikate yaklaşmayı gerektirir.
Kemikleşmiş fikirler arızanın kendinde olduğunun farkına varmazlar.
Michael Shermer a göre beyin bir fikir motorudur ve fikirler bir kere oluşunca bunları sağlamlaştırmak için kanıt aramaya başlanır.
Yüzyıllardır süzgeçten geçmiş fikirleri bile kibirli insanlara kabul ettiremezsiniz.
Tevazu, zayıflık değil bilgeliktir. Dinlemeyi bilen insan, kendini büyütür, yanlışını fark edebilen, olgunlaşır, itibar kusursuzluk iddiasından değil dürüstlükten ve esneklikten doğar. İnsanı yücelten, her söze -Ben Bilirim- demek değil, gerektiğinde -Yanılmışım- diyebilmektir.
Sonuçta burnundan kıl aldırmamak, kısa vadede güç, uzun vadede yalnızlık üretir. Oysa yumuşak bir kalp ve açık bir zihin, hem insanı hem de toplumu ayakta tutar....
Necati KÖSE