“Her şey göründüğü gibi olsaydı eline aldığın deniz suyu mavi olurdu”
Hatırı sayılır bir süredir yöremizin tek tanrılı dinlerle olan ilişkileri üzerine kafa yormaktayım. Bu bütünün bir parçası niteliğindeki Dersim’in Hristiyan geçmişinin izleri üzerine düşünürken söz konusu izlerin failleri hakkında bir yazı yazmanın bulanık zihinleri aydınlatmada katkı sunacağına kanaat getirdim. Pek çok şapel, kilise ve az da olsa manastır harabelerinin coğrafyamızda bulunduğu herkesin malumudur. Gelgelelim ki bu kalıntıların sahipleri konusunda insanlarımızdaki kafa karışıklığı üst boyutlardadır. Büyük oranda kulaktan dolma ve gerçeklikle ilgisi olmayan çeşitli fikirler bu kafa karışıklığını beslemektedir.
Dersim’in Hristiyanlıkla tanışması çok eskilere dayanıyor. Öyle ki coğrafyamızdaki ilk Hristiyan topluluklar ortaya çıktığında, batı dünyasının ezici çoğunluğu çok tanrılı dinlerin inanç mensuplarından oluşmaktaydı. Antik Çağ’daki Sophene ülkesinin bir parçası olan Dersim, Hristiyanlığın ilk benimsendiği yerlerden biri olarak karşımıza çıkar. Öyle ki M.S. 451 yılında Hristiyanlık inanç esaslarının teşekkülünde belirleyici bir rol oynayan Kadıköy Konsülü’nde Sopheneliler de katılım sağlamıştır. Dolayısıyla coğrafyamızdaki Hristiyan dini yapıları antik çağa değin geriye gitmekte ve bu inşa süreci süreç Osmanlı Dönemi’nin sonlarına değin devam etmiş görünmektedir.
Ekseriyetle genel algı yöremizdeki büyüklü küçüklü Hristiyan yapılarının Ermeniler’e ait olduğu yönündedir. Ancak bu, yerel tarihimizde doğru bilinen temel yanlışlardan biridir. Hiç kuşkusuz Ermeni etnisitesine sahip olan Hristiyanlar’ın Dersim’deki dini yapıları kayda değer sayıdadır. Bununla birlikte tüm kilise ve şapellerin tek bir etnisiteye ait olmadığını farklı etnisiteye sahip Hristiyan inancını benimseyen hemşehrilerimiz tarafından inşa edildiğini gösteren veriler bulunmaktadır. Roma İmparatorluğu’nun Türkiye Yarımadası’nı domine ettiği dönemde yayılan Hristiyanlığın bölgemizde hem Antik ve hem de Orta Çağ’da farklı etnik gruplardan inanç mensuplarının olduğunu özellikle belirtmek gerekir. Tam olarak etnik aidiyetlerini saptayamadığımız yerli bir halk olan Sopheneliler (olasılıkla daha sonraki dönemde Rumlar olarak anılanlar), Süryaniler ve yazılı kaynaklarda Ortaye (muhtemelen Urartular’ın Orta Çağ’daki bakiyesi) olarak kaydedilen topluluklar söz konusu Hristiyan nüfusunu oluşturdukları anlaşılıyor. Buna ek olarak Orta Çağ’da Hıristiyan dinini benimsemiş bazı Kürt topluluklarını olduğunu da eklemek gerekir. Fakat bu konudaki çalışmalar yetersiz olduğu için Kürt Hristiyanlarının yayılım alanları ve geçmişi hakkında bildiklerimiz oldukça sınırlıdır. Ermenice’nin Dersim’deki varlığına yönelik tarihsel kanıtlara, Geç Antik Çağ sonrasındaki Erken Orta Çağ Dönemi ile birlikte, bir başka deyişle M.S. 5./6. yüzyıllardan itibaren rastlanabilmektedir.
Peki arkeolojik ve yazılı kanıtlar Dersim’deki Hristiyan dini yapıları için bize neleri işaret etmektedir? Tunceli merkez köyleri kırsalında Mazgirt köylerinde bulunan kayaya oyularak yapılmış şapellerin bölgemizdeki ilk Hristiyan topluluklara ait oldukları anlaşılmaktadır. Bu ilk Hristiyan topluluklarının etnik kimliği bilinmemekle beraber genel olarak Sopheneliler denmektedir. Sophene halkının etno-linguistik yapısını bilememekle beraber krallarının Eski İran kökenli Aryan isimler taşıyan krallar tarafından yönetildiğini aklımızın bir köşesinde tutmak gerekir. Buna ek olarak antik çağ tarihçisi Amasyalı Strabo’nun verdiği bilgilere bakılırsa Sopheneliler ayrı bir etnik grup oldukları, Ermeni kökenli olmadıkları sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu kanaat, aynı zamanda alanında uzman bilim insanlarının da ortak eğilimini yansıtmaktadır. Orta Çağ’da Pertek’in Murat Suyu’na bakan taraflarında kayda değer bir Süryani bir nüfus yaşadığını Til Köyü’nde bulunan üç adet kilise yapısı buna tanıklık etmektedir. Tarafımızdan yaptığımız araştırmalar sonucunda günümüzde büyük oranda Keban Baraj Gölü suları altında kalan Til Köyü civarında 13./14. yüzyıllara tarihlenen yeni Süryanice yazıtlar bulunmuştur. Dersim’deki Süryani varlığı sadece Pertek’te olmayıp Atlantı gibi Tunceli merkez köylerinde ve Mazgirt/Akpazar köyleri kırsalında belli belirsiz temsil edilmektedir. Orta Çağ’da farklı bir etnisiteye sahip oldukları yazılı kaynaklardan anlaşılan ve Hristiyan inancını benimsemiş Ortayeliler’in Elâzığ örneğinde olduğu gibi Yukarı Fırat Bölgesi’nde var oldukları bilinmektedir, ancak bu etno-lingusitik grubun Dersim yöresindeki geçmişi ve izleri araştırılmaya muhtaçtır. Ermeni hemşehrilerimize ait kiliselerin ise sadece Ermeni Apostolik kilisesine bağlı olmayıp, Çemişgezek’in bazı köy kilise cemaatlerinin İstanbul Patrikhanesine bağlı oldukları 16. yüzyıl Osmanlı kayıtları doğrulamaktadır. Ermenice de Horom denilen bu topluluğun muhtemelen Bizans Dönemi’nden mirası kalan yerel bir Hristiyan topluluğu temsil ettiği söylenebilir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki yöremizdeki Hristiyan mimarisi, sadece Ermeniler’e atfedilebilecek tek bir etnik topluluğun ürünü değillerdir. Antik çağda yaşamış ölü kültürlerden tutun da, Orta Çağ’da yaşamış fakat varlığını günümüze kadar koruyamamış toplumlara değin çeşitli etnik unsurların sözünü ettiğimiz şapel ve kiliselerin inşacıları olduğunu tarih ve arkeoloji alanındaki çalışmalar doğrulamıştır.
Doç. Dr. Serkan ERDOĞAN