İnsiyatif tarafından yapılan açıklamada, yapılanan daha başlangıç olduğuna vurgu yapılarak şunlar kaydedildi:
Bugün birkaç ocak gibi görünen şey, yarın daha fazla ağaç kesimi, daha fazla orman tahribatı ve daha geniş bir alanda doğa kaybına dönüşebilir.
Burada mesele yalnızca kömür üretmek değildir.
Mesele, kömür uğruna bir ormanın yok edilip edilmeyeceğidir.
Doğal ormandan kesilen her ağaç; bir kuşun yuvası, bir yaban hayvanının yaşam alanı, toprağı tutan kök ve suyu koruyan doğal bir dengedir.
Ağaçlar kesildikçe yalnızca orman azalmaz.
Yaban hayatının yaşam alanı parçalanır, toprak erozyona açık hale gelir, su kaynakları zarar görebilir ve vadinin doğal dengesi bozulur.
Üstelik mangal kömürü üretimi için büyük miktarda odun gerekir.
Birkaç aylık ekonomik kazanç uğruna onlarca yıllık ormanların tüketilmesine sessiz kalamayız.
PEKİ, BUGÜN NEDEN BU KADAR SESSİZİZ?
Karakoçan ve Peri Vadisi’nde yıllardır doğa üzerinde giderek artan baskılar yaşanıyor.
Ormanlar, dereler, vadiler, yaban hayatı ve doğal yaşam alanları farklı müdahalelerle karşı karşıya kalıyor.
Fakat geldiğimiz bu noktada insanın sormadan edemediği bir soru var:
Biz ne zaman bu kadar sessizleştik?
Peri Vadisi’nde yaşanan tahribatlar karşısında bugün yaşadığımız kadar kollarımızın bağlı, sesimizin kısık ve olup bitenlere seyirci kaldığımız bir dönem daha hatırlıyor muyuz?
Bugün; sorun eden siyasi partiler nerede?
Doğayı ve halkın ortak yaşam alanlarını savunması gereken sivil toplum kuruluşları nerede?
Halkın çıkarı ve geleceği için mücadele etmesi gereken dernekler nerede?
Elbette herkes aynı düşünmek zorunda değildir.
Ama doğanın tahrip edilmesi karşısında hiç kimsenin sessizliği kaderimiz haline gelmemelidir.
Daha da acısı, bazı yapıların ve kişilerin meseleye ilke üzerinden değil, ortamın ve kendi çıkarlarının gerektirdiği ölçüde yaklaşmasıdır.
Oysa doğa; kimsenin siyasi hesabına, kişisel çıkarına veya dönemsel rolüne göre korunacak bir değer değildir.
Bugün ses çıkarmayanların, yarın doğa daha fazla tahrip edildiğinde konuşmasının hiçbir anlamı kalmayabilir.
Çünkü kaybedilen ormanı geri getirmek, kesilen ağacı yeniden büyütmek ve bozulan doğal dengeyi eski haline döndürmek çok kolay değildir.
ARTIK SESSİZ KALMA ZAMANI DEĞİL!
Yetkili kurumlar derhal bölgeye giderek;
Ne kadar ağaç kesiliyor?
Odun nereden getiriliyor?
Doğal ormandan kesim yapılıyor mu?
Bu üretimin suya, toprağa ve yaban hayatına etkisi incelendi mi?
Gerekli izinler ve çevresel denetimler yapıldı mı? Sorularına açık ve şeffaf biçimde cevap vermelidir.
Peri Vadisi sahipsiz değildir!
Burası yalnızca bugün yaşayanların değil, yarın çocuklarımızın da hakkıdır.
Bir ormanı kesmek kolaydır.
Ama 50 yıllık bir ormanı 50 günde geri getiremezsiniz.
Bugün susarsak, yarın çocuklarımız bize şu soruyu sorabilir:
“Siz bunlar olurken neredeydiniz?”
İşte asıl mesele budur.
Dal Mezrası’nda kömür ocakları büyümeden, ormanlarımız yok olmadan, suyumuz ve yaban hayatımız zarar görmeden gerekli denetim ve inceleme derhal yapılmalıdır.
Çünkü biz;
Ormanların kömür uğruna yok edilmesine karşıyız!
Ve artık herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu hatırlamalıdır.
PERİ VADİSİ’NİN ORMANLARI KÖMÜR DEĞİL, GELECEKTİR.
Ormanımıza dokunmayın.
Suyumuza dokunmayın.
Yaban hayatımıza dokunmayın.
Peri Vadisi’ni kömür ocaklarına teslim etmeyin!