{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/haber/su-taslari-orttu-hafizamizi-ortemedi-4857.html", "headline": "Su Taşları Örttü, Hafızamızı Örtemedi", "datePublished": "2026-07-17T09:06:00Z", "dateModified": "2026-07-17T09:06:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/news/default/1784268428-d60dd.jpeg", "width": "800", "height": "400" } }

Su Taşları Örttü, Hafızamızı Örtemedi

GÜNCEL - 17-07-2026 09:06

Baraj suları yıllar sonra biraz çekildi…

Ve suyun içinden birkaç taş duvar yeniden görünmeye başladı.

O an, yalnızca gözlerim değil; yüreğim de geçmişe döndü.

Bir anda tüylerim diken diken oldu. Kalbim sanki göğsümde sendeledi. Nefesim daraldı. Zaman durdu. Karşımda duran birkaç taş yığını değildi. Çocukluğumdu… Gençliğimdi… Annemin sesi, babamın nasihati, arkadaşlarımın kahkahasıydı. Bir ömrün en temiz yıllarıydı.

Dünya’ya gözlerimi açtığım Peri Vadisi’nin bağrındaki PAŞ köyüm…

Acısıyla, tatlısıyla büyüdüğüm, sevinmeyi de üzülmeyi de öğrendiğim yuvam…

2015 yılında, diğer köyler gibi Pembelik Barajı’nın sularına teslim edildi.

O gün yalnızca evlerimiz yıkılmadı.

Yalnızca tarlalarımız, bahçelerimiz, yollarımız kaybolmadı.

Bir halkın ortak hafızası da suyun derinliklerine gömüldü.

“İnsan doğduğu yeri unutmaz.” derler.

Yıllar geçtikçe bu sözün ne kadar büyük bir hakikat olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Çünkü insan biraz da doğduğu yere benzer.

Toprağının kokusunu taşır üzerinde.

Dağlarının vakarını…

Suyunun sesini…

Rüzgârının serinliğini…

Çocukluğunun izlerini…

Ben de ne zaman gözlerimi kapatsam kendimi yine bu Paş köyünün ortasında buluyorum.

Çünkü bazı yerler haritadan silinebilir.

Ama insanın ruhundan asla silinmez.

Bu köy bizim yalnızca yaşadığımız yer değildi.

Burası köklerimizdi.

Dedelerimizin ve babalarımızın mezarları burada kaldı.

Anne ve babalarımızdan miras aldığımız Kırmanckî dilini burada öğrendik.

İlk kelimelerimizi bu dağların yankısıyla söyledik.

İlk düşüşümüz bu toprağın üzerine oldu.

İlk dostluklarımızı burada kurduk.

Dağlarımızda koyunlarımızı, keçilerimizi otlattık.

Kendi çobanlığımızı yaptık.

Buğday ektik.

Arpa ektik.

Nohut, mercimek ektik.

Alın terimizi toprağa kattık.

Toprak Ana da bize bereketini sundu.

Doğayla kavga etmeden, onunla birlikte yaşamayı öğrendik.

Mutluluk dediğimiz şey aslında tam da buydu.

Bugün aynı dağlara baktığımda ise içim sızlıyor.

Bir zamanlar özgürce dolaştığımız tepeler parçalanmış.

En güzel zirveleri bertaraf olmuş.

Yeni yollar açılırken ormanlar yaralanmış.

Dili olmayan kuşların, geyiklerin, tavşanların ve nice canlının yuvası ellerinden alınmış.

İnsan bazen yalnız kendi acısına değil, doğanın sessiz acısına da ağlıyor.

Sonra gözlerim suyun içine çevriliyor…

İşte orada…

Yıllardır suyun altında kalan ilkokulumuzun taş duvarları görünmeye başlıyor.

O an tarif edemediğim bir duygu çöküyor içime.

Sanki gördüğüm okul değil…

Su yüzüne çıkan kendi çocukluğum.

Taş duvar değil…

Benim bedenim.

Yıllardır suyun altında nefes almaya çalışan ben…

Sanki yeryüzünün bütün yağmurları üzerime yağmış…

Bütün acılar içime dolmuş…

Ve ben, o taş duvarların dili olmuşum.

Onlar konuşamıyor.

Ben onların yerine susuyorum.

Ben onların yerine ağlıyorum.

Bir zamanlar o okulun sıralarında kimler oturdu?

Kimler ilk kez adını yazdı?

Kimler ilk hayalini o sınıflarda kurdu?

Teneffüslerde gölgesine sığındığımız asırlık dut ağacı…

Önündeki elma ağacı…

Koşuşturan çocuklar…

Öğretmenlerimizin sesi…

Zilin yankısı…

Hepsi bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden.

Ve sonra insan kendi kendine soruyor:

Gerçekten burada yaşayan bir köy var mıydı?

Bu dağlarda çocuklar koştu mu?

Bu tarlalarda insanlar umut ekti mi?

Bu ormanlarda çobanlar türkü söyledi mi?

Sonra içimden güçlü bir ses yükseliyor.

Evet…

Hem de bütün canlılığıyla vardı.

Çünkü burası yalnızca bir köy değildi.

Burası bizim hafızamızdı.

Belki evlerimizi sular altında bırakabilirsiniz.

Belki tarlalarımızı, yollarımızı ve bahçelerimizi görünmez kılabilirsiniz.

Ama bir halkın hafızasını…

Kültürünü…

Ana dilini…

Aidiyetini…

Köklerini…

Asla sular altında bırakamazsınız.

Çünkü hafıza, taş gibi değildir.

Suyun altında çürümez.

Nehirler onu sürükleyemez.

Barajlar onu boğamaz.

O, insanın yüreğinde yaşamaya devam eder.

Bugün suyun içinden yükselen o birkaç taş duvar bana yalnızca geçmişi göstermedi.

Bana bir sorumluluğu da hatırlattı.

Bu toprakları anlatmak…

Ana dilimizi yaşatmak…

Çocuklarımıza bu köyün hikâyesini aktarmak…

Dedelerimizin emanet ettiği hafızayı unutturmamak…

Çünkü unutulan her hatıra, ikinci kez ölür.

Biz buna izin vermemeliyiz.

Baraj suları bir köyü yutmuş olabilir.

Ama o köyün ruhunu yutamadı.

Çünkü biz hâlâ buradayız.

Dedelerimizin kök saldığı bu topraklarda, yüzyıllardır dimdik duran meşe ağaçları gibi…

Rüzgârla eğilsek de kırılmadan…

Acıyla sınansak da vazgeçmeden…

Köklerimize tutunarak yaşamaya devam edeceğiz.

Su taşları örttü…

Ama hafızamızı asla örtemedi.

Eren Akyol

Karakoçan Dayanışma İnsiyatifi

Günün Diğer Haberleri