Dersim’in dağlarını, nehirlerini ve yaban hayatını savunan o büyük mücadeleyi konuşurken, çoğu zaman doğrudan soframıza gelen tehlikeyi gözden kaçırıyoruz: Toprağımız zehirleniyor, tohumlarımız küsüyor. Peki, coğrafyamızı saran bu ekolojik kriz ağı, Dersim’in can damarı olan doğal tarımı nasıl etkiliyor?
Dersim, sadece vadileriyle değil; toprağından bereket fışkıran, ata tohumlarının asırlardır elden ele aktarıldığı eşsiz bir tarım coğrafyasıdır. Ne var ki; madencilik, HES projeleri ve kontrolsüz kitle turizmi gibi başlıklar altında incelediğimiz ekolojik yıkım, yalnızca ağaçları ve suları değil, doğrudan "gıdamızı" ve tarımsal geleceğimizi hedef alıyor.
Bu krizin tarlalarımıza yansıyan hem karanlık bir yüzü var hem de paradoksal bir şekilde içinden doğan bir umut ışığı...
Ovacık Fasulyesi ve Munzur Sarımsağının Sessiz Çığlığı
Ekolojik krizin tarlalarımızdaki ve dağlarımızdaki yansımasını en acı şekilde, coğrafyamızın iki simge ürününde görüyoruz:
Mantar Hastalıklarının Pençesindeki Ovacık Fasulyesi: Yüksek rakımda, temiz kar sularıyla beslenen bu ata tohumu fasulye, ince kabuğu ve eşsiz lezzetiyle bilinir. Ancak vadilerimizi boğan HES projeleri ve barajlar, bölgenin binlerce yıllık kuru ve serin mikroiklimini kökten değiştirdi. Hapsedilen suların yarattığı artan yapay nem oranı, Ovacık ve çevresindeki fasulye tarlalarında daha önce hiç görülmeyen mantar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Buna bir de maden sahalarından rüzgarla taşınan ağır metalli tozlar eklenince, yerel üretici rekoltede (verimde) ciddi düşüşler yaşıyor. Toprak nefes alamıyor, tohum eski gücünü bulamıyor.
Habitatı Yok Edilen Munzur Sarımsağı (Allium tuncelianum): Dünyada sadece bu topraklara özgü, tek dişli ve endemik bir tür olan Munzur sarımsağı, dağlarımızda kendiliğinden yetişen bir şifa kaynağıdır. Ancak maden arama faaliyetleri ve yeni yollar açmak için dağların tıraşlanması, bu nadide bitkinin doğal yaşam alanlarını doğrudan yok ediyor. Öte yandan, kontrolsüz kitle turizminin getirdiği bilinçsiz ve vahşi toplayıcılık, "ticari kazanç" hırsıyla birleşince sarımsağın kökünü kazıma tehlikesi yaratıyor. Bir zamanlar dağların zirvesinde güvenle büyüyen bu endemik tür, şimdi hem maden kepçelerinin hem de koparılıp atılan plastik çöplerin tehdidi altında can çekişiyor.
Krizden Doğan Fırsat: Doğal Tarıma "Olumlu" Yansımalar (Uyanış)
Doğaya yönelik bu acımasız saldırıların elbette kendiliğinden bir "olumlu" etkisi olamaz. Ancak bu tehditlerin yarattığı tahribat, Dersim halkında ve üreticilerinde muazzam bir uyanışa vesile oldu:
* Kooperatifleşme ve Direniş Ekonomisi: Vahşi kapitalizmin maden ve enerji projelerine karşı en güçlü yanıt, toprağa sarılmak oldu. Ovacık doğal ürünleri modeliyle başlayan ve dalga dalga yayılan üretim hareketi; doğal, zehirsiz ve ata tohumuyla yapılan tarımın sadece bir üretim şekli değil, aynı zamanda coğrafyayı bir "savunma biçimi" olduğunu kanıtladı. Üreticiler güçlerini birleştirerek toprağı terk etmemenin yolunu buldu.
* Temiz Gıdaya Talebin Artması: Suların kirlenmesi ve endüstriyel tarımın zararlarının görülmesi, tüm Türkiye'de temiz gıdaya yönelimi artırdı. Dersim’in zorlu şartlarında, inatla pestisit (tarım ilacı) kullanılmadan üretilen fasulye, nohut ve bal gibi ürünler, "güvenilir gıda" olarak markalaştı ve köylümüze ayakta kalma gücü verdi.
Çözüm Önerileri: Toprağı ve Tohumu Nasıl Kurtarırız?
Dersim’de doğal tarımı ve endemik türlerimizi madenlerin, HES'lerin ve turizm kirliliğinin gölgesinden kurtarmak için acilen hayata geçirilmesi gereken adımlar şunlardır:
1. Tarım ve Endemik Alanların "Dokunulmaz" İlan Edilmesi: Tarım arazileri ve Munzur sarımsağı gibi endemik türlerin yetiştiği dağlık alanlar kesin koruma statüsüne alınmalı, bu bölgelerin yakınında madencilik ve sanayi faaliyetlerine hiçbir şekilde izin verilmemelidir.
2. Vahşi Toplayıcılığa Ağır Yaptırımlar: Munzur sarımsağı ve diğer endemik bitkilerin doğadan bilinçsizce sökülmesini engellemek için denetimler artırılmalı, ticari amaçlı kaçak toplayıcılığa ağır cezalar kesilmelidir. Sarımsak üretimi, doğaya zarar vermeden, kontrollü tarım alanlarında teşvik edilmelidir.
3. Ata Tohumu Merkezlerinin Kurulması: Değişen mikroiklim koşullarına (HES'lerin yarattığı neme vs.) dirençli yerel ata tohumlarımızın tespiti, çoğaltılması ve çiftçilere ücretsiz dağıtılması için "Tohum Bankaları" kurulmalıdır.
4. Bağımsız Toprak ve Su Analiz Laboratuvarları: Sulama sularının ve toprağın kalitesini, özellikle maden tozu ve mikroplastik oranlarını düzenli olarak ölçecek, halka açık raporlama yapacak laboratuvarlar faaliyete geçirilmelidir.
Son Söz
Tabağımızdaki Munzur sarımsağının kokusu, kaynayan Ovacık fasulyesinin bereketi, dağlarımıza vurulan kepçenin ve nehrimize atılan plastiğin hikayesinden bağımsız değildir. Toprağımızı ve tohumumuzu korumak, sadece geçmişimize duyduğumuz bir saygı değil, var olma mücadelemizin tam merkezidir. Çünkü tohum yaşarsa, Dersim yaşar.
Yazarın Notu:
Bu satırları kaleme alırken amacım karamsar bir tablo çizmek değil; aksine, gözümüzün önünde sessizce akıp giden değerlerimize daha sıkı sarılmamız gerektiğini hatırlatmaktı. Munzur'un suyunda, Dersim'in toprağında sadece atalarımızın değil, henüz doğmamış çocuklarımızın da hakkı var. Dersim’i sevmek; yazın gelip serin sularında yüzmek, dağlarında fotoğraf çektirmek, sonra da geride poşetler dolusu çöp bırakıp gitmek olamaz. Gerçek sevgi; o toprağı korumak, zehirsiz tarım yapmaya çalışan köylünün ürünlerine omuz vermek ve o dağları yıkım projelerine karşı savunmaktır. Kendi tohumuna, kendi suyuna ve kendi geleceğine inatla sahip çıkan tüm üreticilerimize saygıyla…
Barış İMRE