Edebiyat tarihi, kavuşamadıkları için ölümsüzleşen aşıkların trajedileriyle doludur. Batı dünyası için Verona sokaklarında filizlenen Romeo ve Juliet neyse, Doğu coğrafyası için Dicle’nin serin sularının kıyısında, Cizre Surları’nın gölgesinde yeşeren Mem û Zîn de odur. Ancak 17. yüzyılın sonunda koca bir bilge, Ahmed-i Hânî (Ehmedê Xanî) tarafından kaleme alınan bu şaheser, sadece iki gencin birbirine duyduğu beşeri aşkın çok ötesinde bir anlam taşır. O, bu toprakların sosyolojisini, inancını, adalet arayışını ve en nihayetinde insanın varoluşsal trajedisini anlatan devasa bir aynadır.
Hikayeyi çoğumuz biliriz: Cizre'de Divan Vezirinin oğlu Tacdin ile onun dostu, hikâyenin ana kahramanı Mem, bir Mart ayında yöredeki köse geleneğinin de etkisi ile genç kız kılığına girip kırlara çıkar. Cizre Beyi Mir Zeyniddin'in erkek kılığına giren kız kardeşleri Zîn ve Sitî de şenlik alanındadır. Tacdin ve Mem onları görmeden sevdalanmış iki gençtir. Şenlikte onları gören kızlar da sevdaya düşer. Parmaklarındaki yüzükleri değişirler. Heyecandan bayılan Tacdin ayıldığında parmağında Sitî yazan yüzüğü, Mem ise Zîn yazan yüzüğü bulur. Dadıları Hezebun, hekim kılığına girip gençleri bulur, yüzükleri geri ister. Mem, sevgilisinin yüzüğünü vermez.
Gençlerin hızla büyüyen aşkları, kentteki herkes tarafından bilinir. Cizre'nin önde gelenlerinin aracılığı ile Tacdin ve Mem, Cizre Bey'inden kızkardeşlerini ister. Bey, Tacdin'e Sitî'yi verir, yedi gün yedi gece düğün yapılır. İki düğün bir arada olmaz diye Mem ile Zîn'in düğünü ertelenir. Ancak Bey'in kapıcısı ikiyüzlü ve fitne Beko, Zin'in aşkına engel olmaya çalışır. Beko'nun fitneleri sonucunda Bey, kardeşini Mem'e vermeyi reddeder.
Bey ahalisini toplayıp ava gittiğinde Zîn ve Mem gizlice buluşurlar. Bey döndüğünde, ava onunla birlikte gidip dönmüş olan Tacdin, Mem ile Zin'i fark etmemesi için kendi evini ateşe verir ve Mem'e aşk borcunu bu şekilde öder.
Mem, Beko'nun oyununa gelerek Bey ile iddialı bir satranç oyunu oynar. İlk üç oyunu aldıktan sonra Beko, Mem'in yönünü değiştirir ve Zin'i görüp hayallere dalmasına, böylece oyunu kaybetmesine sebep olur. Mem, Zin'e aşkını itiraf etmek zorunda kalır ve Bey onu zindana atar. Mem, orada Zîn'in hasretinden ölür. Cenazesi kaldırılırken Tacdin, Beko'yu görüp öldürür. Zin'in isteği ile ikisi yakın yere gömülür. Zin, Mem'in mezarı başından hiç ayrılmaz ve orada can verir; o da Mem'in mezarına gömülür.
Bugün modern dünyanın hırsları, hızla tüketilen ve değersizleşen ilişkileri arasında Mem û Zîn’i yeniden okumak, bir hafıza tazelemesidir. Bu eser; sadakatin, sözün arkasında durmanın ve kötülüğe karşı onurla direnmenin manifestosudur. Cizre’nin dar sokaklarında rüzgar estikçe, Dicle Nehri yatağında usul usul aktıkça, Mem’in zindandaki ahı ve Zîn’in mezar başındaki feryadı yankılanmaya devam edecek.
Çünkü mekanlar değişse de, asırlar geçse de insanın kalbindeki o büyük arayış hiç değişmiyor: Kara dikenlere rağmen yeşermeye çalışan saf, temiz ve zamansız bir sevgi.
SAVAŞ ALTUNBAŞ
KAYNAK: Wikipedia