Geleneksel kimlik ile Modernite kimliği ayrıdır. Modernite, Geleneksel kimliğe karşı seküler bir damarı bünyesinde ihtiva ettiği için geleneksel kimlikle çatışma içinde olur, geleneksel kimliğin dinsel kodlarını binlerce yıllık tarihsel bilinci çözmeye ve çoğulculaştırmaya, öteki ile ortaklaşması için çalışır. Ancak bu hesap çoğu zaman pek tutmaz.
1900’lü yılların başında
Aleviler kendilerine; Türk, Kürt, Zaza demiyorlardı. Bu kimlikleri kabul etmekle Sünnileşmeyi bir gören bir tarihsel gelenek ve bilinç vardı.
Nedeni basitti; Türk-Kürt-Zaza kimliklerinde baskın karakterin İslami Hilafetçi bir çizgide olması, cami-mescid .
Kur’an-Şeriat’a dayalı sosyal yaşamın üç kimlikte baskın olması, bu üç kimlik ile Aleviler’de kendini tanıtmasını, geleneksel kodlarla engellemiştir.
1930’lardan sonra Türk Modernleşmesinin resmî dilinin Türkçe olması ve Kızılırmak’tan batıya doğru Türkçe konuşan bir Bektaşi nüfusun olması, etnik milliyetçiliği İlk meyvesini Türkçe konuşan Aleviler’de vermesini sağladı.
İmparatorluk devrinde Türklüğü; Yezid olmakla bir tutan geleneksel düşünce, Türkçe konuşan Bektaşi Aleviler’de zayıflamaya yüz tuttu ve Türk Modernleşmesinin içindeki sol düşüncelerin gençler içinde nüfuz etmesi ile “Türk” olduğunu ifade eden seküler olan ve geleneksel kimliğin kodlarını terk eden “Bektaşi Alevi bilinci” gelişmeye başladı.
1970’lerden sonra Kürt Modernitesinin ayak sesleri duyulmaya başladığında artık “geleneksel İslami Kürt/Zaza Kimliği” dışlanıyor ve seküler bir Kürtlük/Zazalık bilinci filiz vermeye başlıyordu. Bu yıllara kadar Zazaca ve Kürtçe konuşan veya ikisinden birini yoğun şekilde konuşan Türkçe bilmeyen binlerce Alevi köyünde ve mezrasında Kürtlük; Mervanlık olarak, Kürtlük; Emevilik olarak geleneksel kimlikte yer edinmişti. Türk Modernitesinin “Sekülerleşme” damarının, Türkçe öğrenen Kürt/Zaza öğrenciler üzerinden Kürt/Zaza Modernitesinin inşaasına katkıda bulunmasıyla beraber 1970’lerden sonra tek kelime Türkçe bilmeyen binlerce Zazaca veya Kürtçe konuşan Alevi köy ve mezralarında genç kuşaklarda “Kürt” ve “Zaza” olduğunu ifade etmeye başlayan, geleneksel kimlikten kopan bir bilinç zuhur etmeye başlamıştır.
İmparatorluk devrinde; Türk Aleviliği, Kürt Aleviliği, Zaza Aleviliği tanımları geleneksel kimlik nazarında “Yok” hükmünden,
Modernite devrinde ; “Var” hükmüne doğru bir sürece evrilmiştir.
Kahir ekseriyetle Sünni kökenli sağcısından solcusuna muhafazakarından sekülerine Kürt/Türk Milliyetçileri,
Aleviler’i anlamak bir yana, Aleviler’in geleneksel kodlarının tahribine destek sunuyorlar.
Yine kahir ekseriyetli Sünni kökenli sağcısından solcusuna muhafazakârından sekülerine,
Medrese’nin Hükümranlığına boyun eğmiş, 1400 yıllık Arabi İslami-Sünni gelenek ile barış ve huzur içinde yollarına devam ediyorlar. Bu nedenledir ki Türk-Kürt-Zaza modernitesinin en büyük rakibinin medrese ve medrese toplumu olduğunu da ifade etmek gerekir.
Aleviler’de geleneksel kimlik ile modernite kimliği başlangıçta çatışma yaratsa da, günümüzde iki kimlik uzlaşmaya başladı, diye düşünüyorum. Buradan hareketle Aleviler’in çok dilli etno-dinsel bir halk olduklarını, bu yönde uluslaşma eğilimlerinin olduğunun işaretlerini görmek gerekir. Bu şu anlama geliyor;
Aleviler bir hukuki metinde anılacaksa, bu hukuki kimliğin “Aleviler ve Sünniler” ile değil, “Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar ve Aleviler” olarak ifadesi ile nihai amacına ulaşmalıdır.
Aleviler’in nasıl ibadet ettikleri, hangi dinle ilişkilerinin sınırlarının ne olduğu tartışmaları Aleviler’in etno-dinsel çok dilli bir halk olduğu gerçeğinin hukuki olarak kabulü sonrasında önemini yitirecek ve Aleviler’i tarikat hukukunun kapısından da kurtaracaktır.
Şuan bu söylediklerimi anlayabilecek ne bir Alevi Kurumsallığı vardır, ne de bir Alevi Toplumu. Bu söylediklerimi en rahat hukukçu olan tarihseverler anlayabilirler. Onların sayısı da şu Alevi Aydın Enflasyonunda üçü beşi dahi geçmez.
Son söz olarak;
Aleviler etno-dinsel bir halktır.
İbadetlerinden günlük hayatlarına çok dillidirler. Geleneksel İbadetlerinin içeriğine müdahale doğru değildir.
Anayasal ve yasal metinlerde Aleviler’in etno-dinsel bir halk olarak kabulü gereklidir.
Tarihçi-Hukukçu
Cihan Söylemez



