Dersim’in Kanayan Yarası için Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın TBMM Başkanı ve Hükümete Çağrımızdır;

15 Kasım 1937,

1924 Anayasa’sına aykırı olarak çıkarılan Tunceli Kanunu kapsamında (1935 yılı TBMM yasama yılında Tunceli Kanunu görüşmeleri sırasında Tunceli Kanunun içeriğinin 1924 Anayasasına aykırı olduğu milletvekillerince ifade edilmiş olmasına rağmen) yargılaması yapılan Seyit Rıza’nın maruz kaldığı haksız yargılama sonucunda idamının 88. senesinde;

1) 88 senedir, Seyit Rıza ve 6 Dersim İleri Geleninin naaşlarının akıbeti neden açıklanmıyor?

2) Seyit Rıza’nın ve 6 Dersim İleri gelenin naaşlarının yakıldığı iddiası doğru mu?

3) Naaşların yakıldığı iddiasına, Mevcut Hükümet Adalet Bakanı bir cevap verecek midir?

4) Naaşların yakılması, Ortaçağ Engisizyon Hukukunu akla getirmektedir. Bu iddianın doğruluğu halinde kendisine “Laik” diyen bir devlet idaresi, Şeriat Hukukunda geçmiş yüzyıllarda tatbik edilmiş “yakma olayını” hangi gerekçeyle uygulamıştır?

5) Naaşlar yakılmamışsa, naaşların defnedildiği yer hangi gerekçe ile Seyit Rıza Ailesi ve toplumdan saklanmaktadır?

6) Seyit Rıza’nın idam edilmeden önce infaz memurlarına teslim ettiği kişisel eşyalarına ne oldu? Bu eşyalar, aileye neden bugüne kadar teslim edilmiş değildir?

7) Seyit Rıza’nın yargılama dosyası, ifade tutanakları, tercüman kayıtları ve ilam infaz dosyasını, Adalet Bakanlığı ne zaman arşivden çıkarıp kamuoyunun bilgisine sunacaktır?

8 ) 1937-38 yıllarına ait Devlet’in gizlediği Genelkurmay-İçişleri Bakanlığı Dersim Arşivleri ne zaman açılacaktır? Açılması halinde sakıncası nedir? Bu hususta Mevcut Hükümet Sözcüsü bir açıklama yapmayı düşünmekte midir?

9) Seyit Rıza ile birlikte yargılanan, ömür boyu hapis cezası alan, cezaevlerinde vefat eden Dersimliler’in naaşlarının akıbeti hakkında Adalet Bakanlığı bir açıklama yapmayı düşünmekte midir?

10) 1937-38 Tunceli Askeri Harekatında, zehirli gazların siviller üzerinde kullanıldığına ilişkin Türkiye Cumhuriyeti geçmiş Dış İşleri Bakanı, Senato Başkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil’in, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı 1986 yılı röportajındaki ifadeler üzerine mevcut ve görevde olan Sn. İçişleri Bakanı, Dersimli yurttaşlar dahil tüm yurttaşlara karşı bu iddiayla ilgili bir açıklama yapmayı düşünmekte midir?

11) Sabiha Gökçen dahil pek çok savaş pilotunun Dersim’de 1937-38’de sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini bombaladığı iddiasına yönelik, “Devlette süreklilik esastır” ilkesi gereği, mevcut Hükümet bir açıklama yapmayı düşünmekte midir?

12) Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011 tarihinde Başbakanlığı sırasında “Özür dilemek gerekiyorsa Dersim için özür diliyorum.” İfadesinin arkasında mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı, 23 Kasım 2011 tarihli beyanatının arkasındaysa Seyit Rıza’nın mezar yeri veya naaşının akıbetine ilişkin yürütme organınca neden müspet bir adım atılmış değildir? TBMM Çatısı altında kurulan ve 5233 Dersimli yurttaşın dilekçeleri ile kurulan “Dersim Komisyonu”, Hakikatleri Araştırma ve Açıklama adına tekrardan neden TBMM çatısı altında oluşturulmamaktadır? Dersimli yurttaşlara ait 5233 Dilekçeye TBMM tarafından neden olumsuz yanıt verilmiştir? Milli Birlik ve Dayanışma bu hususta neden göz ardı edilmiştir? Sayın Cumhurbaşkanı ve Hükümeti, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtuluş, 1937-38’deki kitlesel insan hakları ihlallerinin sonuçlarıyla yüzleşmek istememekte midir? Devlet ve vatandaş arasındaki hukuki bağın kuvvetlenmesi adına neden müspet bir adım atılmamaktadır? Şayet müspet bir niyet varsa neden icraate yansımamaktadır?

Seyit Rıza ve Dersim İleri Gelenlerinin Naaşlarıyla ilgili Savcılık Soruşturmalarında,

1937-38 yıllarına ait Sivillere ait Toplu Mezar Savcılık Soruşturmalarında ( Hozat-Sekasure, Nazımiye-Awlosan, Erzincan-Zini Toplu Mezar Soruşturma Süreçleri) emek vermiş bir Hukukçu olarak, 12 başlıktaki soruların cevabını, vatandaşı olduğum devletten ve ilgili makamlardan, yüzleşilmesi gereken bir tarih, vekili olduğum mağdurlar, kurulması istenen birlik ve dayanışma içinde adil ve demokratik bir gelecek adına bekliyorum, bekliyoruz.

Av. Cihan Söylemez / Dersim