1919’da tarihçi Ahmed Refik Bey, Osmanlı Devleti adına Avrupalı gazetecilerle birlikte Trabzon-Kars-Batum-Ardahan-Gümüşhane-Erzincan ve Erzurum yolculuğu yapar. Bu yolculuk sırasında Erzincan’a da gelirler.
Ahmed Refik Bey, Erzincan’da bulunduğu sırada “Dersim” ile ilgili bilinen bir türkünün varyantını hatıratında melodisini “makam Kürdî” olarak, not eder. 1919 yılında İstanbul’da basılan yolculuk hatıratında, bugün oldukça bilinen “Dersim Türküsü”nün sözlerine de yer verir.
Dersim türküsünün (ağıtının) sözleri, kitaptaki metne göre 1919 Erzincan Merkezli kaydı şöyledir:

Dersim'in bayır başı
Yıkılmış dağı taşı
Ağamdan ayrılalı
Akıyor gözüm yaşı
Durmuyor gözüm yaşı
Ağama bilmem n'oldu
Sarardı benzi soldu
Dersim'e asker doldu
Beyime bir hâl oldu
Dersim dört dağ içinde
Gülü bardak içinde
Dersim'den yâr sevenin
Yüreği yağ içinde
Dersim'in altı kelek
Harput'a gidek gelek
Ağam yanımda olsun
Torba takak dilenek
Ağama bilmem n'oldu
Sarardı benzi soldu
Dersim'e asker doldu
Beyime bir hâl oldu
Ahmed Refik’in hatıratına aldığı bu meşhur Dersim Türküsü’nü, 1937’de Harputlu Osmanlı Vatandaşı Vartan Margosyan ABD’de plaka kaydederek farklı bir varyantını seslendirmiştir. 1940’lı yıllarda Muzaffer Sarısözen yine derleme çalışmasında “Dersim Dört Dağ İçinde” adlı türküyü kayda geçirmiştir.
Ben, bu satırları yazana kadar bilinen en meşhur ilk derleme kaynağı Muzaffer Sarısözen’di. Ancak Ahmed Refik Altınay’ın 1919 İstanbul basımlı “Kafkas Yollarında” adlı kitabında “Dersim Dört Dağ İçinde” türküsünün sözlerinin ilk kez yayınlandığını belirtmem ve derlemecilikte birincilik bayrağını bu hususta Muzaffer Sarısözen’den alıp Ahmed Refik Bey’e vermek gerektiğini belirtmek isterim.
Peki, bu Dersim Türküsü neyi anlatıyor?
İnternette pek çok yoruma rastlanılıyor.
Dersim Türküsü Hakkında Birinci Görüş
İnternette, Vartanuş adlı bir Ermeni kızın Dersimli Kekil adlı bir aşiret reisi tarafından kaçırıldığı, Ermeni kızın sevgilisinin Dersim’de Vartanuş’u ararken kaybolduğu; bunun üzerine bu vefakâr sevgili için “Ağam, Beyim” ifadeleri kullanılarak Ermeni kızın ağzından bu türkünün söylendiği ve Ermeni gencin övüldüğü yönündedir.
İkinci Görüş (Benim yorumum)
Benim yorumum, bu Dersim Türküsü’nün yaratıcılarının Türkçe de konuşan Dersim-Harput-Erzincan bölgesinin Ermenilerine ait olduğu yönündedir.
Türkü bir bakıma ağıttır. Bu ağıdın aktörleri Osmanlı Ermenileridir. Ağıtta Osmanlı Ermenilerinin dağılan ocakları, aileleri, köyleri ve katledilmemek için sığındıkları Dersim Dağları ile özlemini duydukları Harput şehrine ilişkin anlatımlar mevcuttur.
Bu ağıt, erkek tarafından değil kadın tarafından okunmuştur. Bu kadın da muhtemelen Dersimli-Harputlu-Erzincanlı bir Ermeni kadındır.
Bu ağıdın melodisinin Zazaca ve Kurmanci’de herhangi bir türküde benzerlik göstermediğini kuvvetle muhtemel belirtmek isterim.
Bu ağıdın yine kuvvetle muhtemel 1915 Ermeni Tehciri ve 1915 öncesi Ermeni kırımlarıyla da ilgisi olduğunu düşünüyorum.
Osmanlı Ermenileri, Türkçe’yi iyi konuşan, Türkçe sanat yapan, ibadetlerini kendi anadillerinde icra eden; sadece memleketin mimarı değil, Türkçe’nin de sanatkâr yaratıcılarıydılar. Türk Dil Kurumunun ilk başkanı Agop Dilaçar bu konuda bir timsaldir.
Üçüncü Görüş (Benim yorumum)
Birinci Dünya Savaşı’nda Rus Ordu Birliklerince işgal edilen Dersim köylerinin yıkılıp viran edilmesi üzerine olabilir.
Dördüncü İhtimal (Benim yorumum)
Osmanlı döneminde bilhassa Tanzimat ve Cumhuriyet arası 84 yıllık zaman zarfında Osmanlı-Hamidiye Alayları tarafından yakıp yıkılan Dersim aşiret köyleri, Fizan’a, Rakka’ya, Kırşehir’e sürgün edilen aşiret ağaları için söylenmiş bir ağıt olabilir.
“Dersim Üç Dağ veya Dört Dağ İçinde” türküsüne 1940’lardan sonra yapılan eklemelerle 1937-38 Dersim Katliamı da yaygın bir şekilde işlenir olmuştur. Ahmet Kaya’nın türküyü yorum tarzı ile bu ağıt, kuvvetle muhtemel bir 1915 ve öncesi Ermeni Tehcir-Kırım sürecinden ziyade 1937-38 Dersim Kırımı ve Tehciri ile de hafızalarda muhkem bir yer tutmuştur.
Türküye konu sosyal-siyasal süreçler konusunda pek çok ihtimal olsa da bu ağıdın zaman içinde Dersim’de etnik köken, din ve mezhep gözetmeksizin insanların acı, elem ve ızdırap sürecini anlatır duruma geldiği tartışma götürmezdir.
Ahmet Refik Bey, 1919’da Erzincan’da bulunduğu sırada derlediği Dersim Türküsü, Ahmet Refik’ten bu yana bizleri etkilemeye devam etmektedir.
Peki, Ahmet Refik Bey’e ne olmuştur?
Ahmet Refik, 1930’lu yıllarda Orta Asya merkezli ve Güneş-Dil merkezli Türk Tarih Tezi’ne muhalif olur. Üniversiteden ilişiği kesilir, maaşı kesilir, fakr u zaruret içinde kalır. Maslahat-güzâr bir çizgi izlemez. Kendi özgün tarihçiliğini sürdürür. 1930-37 arası resmî tarihçiliğe muhalif olmanın cezasını da çeker. Yoksulluk içinde ölür.
Tarihçi-Yazar
Cihan Söylemez



