Munzur’dan Pülümür’e, sarp dağlarımızdan vadilerimize kadar coğrafyamız büyük bir tehdit altında. Sularımızı, ormanlarımızı ve kutsal saydığımız yaban hayatını parça parça yok eden bu yıkıma karşı, doğanın bütünlüğünü savunan ortak bir ses yükseltmenin vakti geldi de geçiyor.
Dersim, yalnızca derin vadileri, gürül gürül akan nehirleri ve zengin ormanlarıyla değil; aynı zamanda bu doğayı kutsal sayan, onunla uyum içinde yaşamayı inancının temeline koyan kültürüyle eşsizdir. Ancak bugün baktığımızda, etrafımızı saran ekolojik tehditlerin geri döndürülemez bir boyuta ulaştığını görüyoruz. Enerji projeleri, vahşi madencilik, kontrolsüz turizm ve altyapı eksiklikleri coğrafyamızı bir çember içine almış durumda.
Sorunları birbirinden bağımsız olaylar gibi görmek yerine, birbirini tetikleyen bir ekolojik yıkım zinciri olarak okumalı ve çözüm arayışımızı bu bütünlük üzerinden kurmalıyız.
Sularımız ve Toprağımız Zehirleniyor
Coğrafyamızdaki en büyük yarılma, vadilerimizin sanayileşme kıskacına alınmasıyla başladı. Munzur ve Pülümür vadilerinde ardı ardına gündeme gelen Hidroelektrik Santralleri (HES), nehirlerimizin binlerce yıllık doğal akış rejimini bıçak gibi kesiyor. Suyun hapsedilmesi, vadilerimizdeki mikroiklimi değiştirerek endemik bitkilerimizi ve kırmızı benekli alabalıklarımızı yok oluşa sürüklüyor.
Bununla eş zamanlı olarak, dağlarımızda yürütülmek istenen altın, bakır ve krom madenciliği faaliyetleri de devasa ormanlık alanların tıraşlanmasına neden oluyor. Kullanılan kimyasalların ve ortaya çıkan ağır metallerin yeraltı sularımıza karışma riski, sadece bugünü değil, çocuklarımızın gelecekteki yaşam potansiyelini de zehirliyor.
Kutsallarımız ve Ormanlarımız Tehdit Altında
Toprağın ve suyun dengesinin bozulması, doğrudan yeşil örtümüzü ve yaban hayatını vuruyor. Yaz aylarında günlerce süren ve müdahalede geç kalınan orman yangınları, ekosistemimizin akciğerlerini kül ediyor. Ormanlarımızın azalması, Anadolu parsı, vaşak ve bozayı gibi türlerin yaşam alanlarını daraltıyor.
En acısı da inancımızda "Xızır’ın davarı" olarak bilinen ve kutsal sayılan çengel boynuzlu dağ keçilerinin (Şamua), "spor" veya "turizm" adı altında meşrulaştırılan ihalelerle avlanmasıdır. Habitatı daralan bu canların bir de avcıların hedefi haline gelmesi, hem ekolojik dengemize hem de toplumsal vicdanımıza vurulan en ağır darbedir.
Görünmez Tehlike: Turizm Baskısı ve Çöp
Doğal güzelliklerimiz giderek daha fazla misafir ağırlıyor ancak Dersim, bu kontrolsüz turizm baskısını kaldıracak altyapıya henüz sahip değil. Kitle turizmi ve vadi boylarındaki düzensiz kamp faaliyetleri, katı atıkların ormanlarımıza ve sularımıza saçılmasına neden oluyor. Birçok ilçemizde ileri biyolojik arıtma tesislerinin bulunmaması sebebiyle atık suların doğrudan akarsularımıza karışması, kendi ellerimizle yarattığımız ve acilen çözmemiz gereken bir diğer hayati sorundur.
Ne Yapmalıyız? Kurtuluş Reçetesi
Dersim'in doğasını kurtarmak; günübirlik ve parça parça önlemlerle değil, doğayı bir bütün olarak ele alan, yerel halkın katılımını merkeze koyan radikal adımlarla mümkündür:
* ÇED Süreçleri Halkın Onayından Geçmeli: Planlanan tüm maden ve enerji projeleri derhal durdurulmalı, yöre halkının ve bağımsız bilim insanlarının onaylamadığı hiçbir projeye geçit verilmemelidir.
* Tam Koruma Alanları Genişletilmeli: Munzur Vadisi Milli Parkı’nın sınırları genişletilmeli, Pülümür Vadisi başta olmak üzere diğer hassas bölgelerimiz "Kesin Korunacak Hassas Alan" ilan edilmelidir.
* Avcılık Tamamen Yasaklanmalı: Yöremizdeki tüm avcılık faaliyetleri, hiçbir istisna (turizm, ihale vb.) gözetilmeksizin tamamen yasaklanmalı, doğamızın kutsallarına dokunulmamalıdır.
* Sürdürülebilir Altyapı Kurulmalı: Kitle turizmi yerine doğaya saygılı ekoturizm modelleri geliştirilmeli; tüm ilçe ve köylerimizi kapsayacak atık su arıtma ve katı atık geri dönüşüm tesisleri ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Son Söz
Dersim’de çevreyi savunmak, sadece ağacı veya suyu korumak değildir; bir kültürü, bir inancı ve binlerce yıllık bir yaşam döngüsünü yaşatmak demektir. Doğa bir bütün olarak nefes alırsa, bizler de bu topraklarda onurumuzla yaşamaya devam edebiliriz.
Barış İMRE




Duyarlılığınız ve kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim.