Dersim 1937-38 soykırımı, yalnızca fiziki bir yıkım değil, aynı zamanda belleğin, kimliğin ve inancın derinlemesine sarsıldığı bir tarihsel kırılmadır. Bu büyük trajedinin izleri, sadece Dersim coğrafyasında değil, dünyanın dört bir yanına dağılmış Dersimlilerin hafızasında yaşamaya devam etmektedir. Berlin’de Kou Sipe’den getirilen taşla yapılan Dersim Tertele Anıtı, bu kolektif hafızanın diasporadaki önemli bir simgesi olmuştur.

Zaman, bazı yaraları iyileştirmez; yalnızca taşır. Mekân ise, bazı acılara yalnızca fon değil, tanık olur. Dersim 1937-38… Bir halkın dili, inancı, yaşamı ve hafızasıyla birlikte toprağa gömülmeye çalışıldığı bir kırılma noktası. Bugün hâlâ dilsiz bir çığlık gibi yankılanır Kou Sipe’nin kayalıklarında. Ve o taşlardan biri, şimdi binlerce kilometre ötede, Berlin’de bir anıt olarak karşımızda duruyor-hem tanık hem hatırlatıcı hem de yeni bir “Ziyaret”.

Bu taş, yalnızca bir coğrafyadan getirilmedi; o taşla birlikte bir halkın hafızası, kırılmış onuru ve yeniden direnişi getirildi. Dersim ocaklarından gelen Analar ve Pirler (Ana Cevahir Altınok, Ana Narin Gülçiçeği, Pir Seydali Çiçek, Pir Celal Keykutbat, Pir Turabi Karabulut) bu anıtı Zazaca “JARE” (Ziyaret) olarak ilan ettiğinde, aslında yalnızca bir statü tanımlamadılar. Hafızayı kutsadılar. Diasporada da inancın, hatıranın ve kutsallığın yeniden yeşerebileceğini söylediler.

Ziyaret: Söz ile Kutsal Kılınan Mekân

Kızılbaş-Alevi inanç sisteminde Ziyaret, yalnızca fiziksel bir alan değildir. O, bir topluluğun tarihsel hakikatine tanıklık eden, acıyla yıkanan, direnişle yücelen mekânların manevî adıdır. Ziyaret, taşın kendisinde değil; ona yüklenen anlamdadır. Bir taş, eğer halk ona yasını döker, ona dileğini fısıldar, onu hakikatle kutsarsa, artık sıradan değildir- o artık Ziyaret’tir.

Ziyaret oluş, bir toplumsal hafızanın, kolektif vicdanın ve inançsal rızanın kesişim noktasında meydana gelir. Bireyin değil, Cem’in; bugünün değil, geçmişin ve geleceğin ortak niyetiyle şekillenir. Dersim’deki ziyaretler çoğu kez doğal oluşumlar olsa da onların kutsallığı yaşanmışlıkla, acıyla, anlatıyla ve halkın ortak iradesiyle oluşmuştur.

Tarihin Kırıldığı Yerde Kutsalın Doğuşu

Ziyaretler, tarih boyunca zulme uğrayanların sığındığı ve hakikatin dile geldiği mekânlar olmuştur. Onlar, unutulmaya karşı direnişin taşlaşmış biçimidir.

Dersim’de bir kayanın yanında ağlayan kadınla, Berlin’de bir anıtın karşısında gözyaşını tutamayan adam aynı tarihe dokunur. Mekânlar değişse de hafıza aynı kalır; kutsallık kökünü topraktan değil, anlamdan alır.

Bu bağlamda, Berlin’deki Tertele- Soykırımı Anıtı’nın Ziyaret olarak ilan edilmesi, yeni bir coğrafyada inancın kendini yeniden inşa etmesidir. Sürgünün kalbinde bir kutsal yaratılmıştır. Bu, geçmişe değil; geleceğe yönelmiş bir bakıştır.

Sakınca mı, Süreklilik mi?

Bu tür bir kutsallık ilanı, bazı çevrelerce “yerinden edilmiş kutsallık” olarak değerlendirilebilir. Ancak sormak gerekir: Hafıza yerle mi sınırlıdır? Kutsal yalnızca doğduğu yerde mi yaşar? Hayır. Kutsal olan, halkın ona yüklediği anlamla yaşar. Ve diaspora, yalnızca bir uzaklık değil; aynı zamanda bir yeniden yaratım mekânıdır.

Berlin’deki bu anıt, Dersimliler için artık yalnızca bir hatırlatma değil; bir dua yeri, bir vicdan aynası, bir cem halkasıdır. O taşta Dersim vardır. Sürgün, dağılmışlık, ama aynı zamanda direnç, kimlik ve dua vardır.

Sonuç Yerine: Taşa Dokunmak

Anıtlar dikilir; ama Ziyaretler doğar. Berlin’deki Dersim Tertele- Soykırımı Anıtı, o doğuşun en sessiz ama en gür örneklerinden biridir. Çünkü taş dile gelmez, ama halk ona dil olur. O taşa elini süren her Dersimli, aslında kendi geçmişine, kendi sürgününe ve kendi direnişine dokunur.

Bu bir taş değil. Bu, Dersim’in kalbidir.

Kemal Karabulut

Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG)

Genel Başkanı