Bugün resmi verilere göre Dersim’in (Tunceli) nüfusu yaklaşık 89 bin kişidir. İlin yüzölçümü ise 7 bin 705 kilometrekaredir. Bu istatistikler bize çok çarpıcı bir gerçeği söyler: Türkiye'nin en az nüfuslu bu ilinde, kilometrekareye ortalama sadece 11 insan düşer. Ancak o aynı kilometrekareye binlerce bitki, yüzlerce yaban hayvanı ve kovanlarına şifa taşıyan milyonlarca arı sığar. Deniz seviyesinden 1000 metre yükseklikteki vadilerden başlayıp 3 bin 300 metreyi aşan buzul göllerine kadar uzanan bu muazzam topoğrafya, aslında bize kendi sınırlarımızı ve doğaya duyduğumuz ihtiyacı hatırlatan kusursuz bir biyosfer rezervidir.

Gelin, bu devasa ekosistemin salt bir çevre bilinciyle değil, binlerce yıllık bir inançla nasıl yoğrulduğuna; bugün nasıl çok taraflı bir kuşatma altında olduğuna, çevre sorunlarının soframızdaki bilimsel yankısına ve bu eşsiz coğrafyanın var olma mücadelesine yakından bakalım.

1. Kutsal Coğrafya: Hakk’ın Aynası Olarak Doğa ve "Jiyara" İnancı

Dersim, sadece sarp dağlardan ve derin vadilerden ibaret bir fiziki mekan değildir; burası doğanın bizzat "Hakk’ın aynası" (Vahdet-i Vücut) olarak görüldüğü ruhani bir merkezdir. Raa Haqi (Hak Yolu) / Kızılbaş Alevi inancının kalbinde yer alan bu doğa-insan bütünleşmesi, Dersim'de ekolojiyi sıradan bir çevrecilik akımı olmaktan çıkarıp, bir inanç ve varoluş felsefesine dönüştürür.

Bu topraklarda doğa, üzerinde yaşanılan cansız bir zemin değil; nefes alan, hisseden ve kutsallık taşıyan bir mabettir:

• Jiyara / Ziyaret Kültürü: Dersim'de dağlar, nehirler, pınarlar, ulu ağaçlar ve sarp kayalar "Jiyara" (kutsal mekân) kabul edilir. Munzur Baba, Düzgün Baba, Buyer Baba ve Kureyş Baba gibi zirveler sadece birer coğrafi yükselti değil; duaların fısıldandığı, çerağların uyandırıldığı ve lokmaların paylaşıldığı kutsal dergahlardır.

• Xızır'ın (Hızır) Doğadaki Varlığı: Yörede sarp kayalıklarda gezen çengel boynuzlu dağ keçileri ve yaban keçileri (bezuvar), "Xızır'ın Davarı" olarak görülür. Onlara kurşun sıkmak, onları avlamak en büyük günahlardan biri, adeta inanca sıkılmış bir kurşun kabul edilir. Sabah uyanan yaşlılarımız güneşe (Ya Xızır) dönerek dua eder, akan Munzur'un suyuna eğilip niyaz ederler. Suyu kirletmek, yaş ağacı nedensiz yere kesmek veya toprağı zehirlemek, Hakk'ın yarattığı o kusursuz dengeye "ikrarından dönmek" demektir.

Dolayısıyla Dersim'de dağa vurulan her maden kepçesi, nehre atılan her plastik şişe veya dinamitlenen her kaya, sadece floraya ve faunaya değil; bu halkın inancına, kutsalına, hafızasına ve ruhuna yapılmış ağır bir saldırıdır.

2. Kağıt Üzerindeki Zırh: Munzur Vadisi Milli Parkı ve Gerçekler

İnancın koruduğu bu doğayı, hukuken koruması gereken yapı ise 21 Aralık 1971 yılında ilan edilen 42 bin hektarlık Munzur Vadisi Milli Parkı'dır. Türkiye'nin biyoçeşitlilik açısından en zengin havzalarından biri olan bu alan, "Xızır'ın Davarı"nın, Anadolu Parsı'nın, Vaşak'ın ve endemik Kırmızı Benekli Alabalığın (Salmo trutta munzuricus) en büyük sığınağıdır. Ovacık fay hattının yarattığı derin kanyonlar ve Munzur Gözeleri, havzayı dünyada eşine az rastlanır bir jeolojik anıt haline getirir.

Peki, bu hukuki zırh ne kadar koruyucu? Yıllarca Munzur Vadisi'ni yutacak baraj projelerine karşı hukuk mücadelesi verilmiş, mahkeme kararlarıyla projeler durdurulmuş olsa da tehdit bitmemiştir. Bugün Milli Park sınırları ve bu parkı besleyen ekolojik koridorlar, vahşi maden arama ruhsatlarıyla delik deşik edilmek istenmektedir.

3. Vahşi Madencilik, Barajlar ve İklimin Çöküşü

• Ağır Metal Tehdidi: Altın, bakır ve krom madeni arama faaliyetleri, devasa ormanlık alanları ve kutsal saydığımız dağları tıraşlamaktadır. Bilimsel veriler, madencilikte kullanılan siyanür ve sülfürik asit gibi kimyasalların yeraltı suyu akiferlerine sızma riskinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Maden sahalarından kalkan silika ve ağır metal yüklü toz bulutları, kutsal saydığımız vadilerin üzerine çökmektedir.

• Değişen Mikroiklim: Peri ve Pülümür gibi havzalara kurulan beton kelepçeler (HES'ler), suyun doğal akış rejimini ve oksijen döngüsünü bozmuştur. Hapsedilen devasa su kütleleri, bölgenin binlerce yıllık kuru mikroiklimini yapay bir buharlaşma alanına çevirerek bağıl nemi drastik şekilde artırmış; bu durum flora ve faunada genetik stresler yaratmıştır.

4. Gizli Tehlike: Kontrolsüz Turizm ve Mikroplastikler

Maden kepçelerinden korumaya çalıştığımız Dersim, "sevgi" adı altında gelen, kapasiteyi aşan kitle turizminin yarattığı kirlilikle boğulmaktadır. Suyu kutsal sayıp ona niyaz eden bir kültürden; nehir kenarlarını, mesire alanlarını pet şişeler ve naylon poşetlerle dolduran bir tüketim sarmalına sürükleniyoruz. Güneşin UV ışınlarına maruz kalan bu plastikler, "mikroplastiklere" dönüşerek Kırmızı Benekli Alabalığın dokularına işlemekte, o suyla sulanan tarım arazilerimizi ve besin zincirimizi içeriden zehirlemektedir.

5. Kayalıklarda Açan Direniş: Botanik Hafıza ve Zehirlenen Bal

Dersim, İran-Turan ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasındadır. Munzur Dağları florasında kayıtlı yaklaşık 1900 bitki taksonunun %18'den fazlası (yaklaşık 300 tür) "endemiktir". Munzur Çan Çiçeği, Munzur Öğreği ve Tunceli Peygamber Çiçeği bu gen havuzunun incileridir.

Ekolojik kriz doğrudan bu floraya ve şifamıza kesilmektedir:

• Ovacık Fasulyesi: HES’lerin vadilerde yarattığı artan bağıl nem, fasulye tarlalarında daha önce yaşayamayan Antraknoz gibi mantar hastalıklarına zemin hazırlamaktadır.

• Arıların Sessiz Ölümü: Dersim balını şifa kaynağına dönüştüren sır, arıların bu endemik floradan beslenmesidir. Ancak maden hafriyat tozları, bitkilerin gözeneklerini (stomalarını) tıkayarak nektar salgısını engellemektedir. Havaya ve suya karışan Kurşun ve Kadmiyum gibi ağır metaller bitkilere işlediğinde, ürettiğimiz bal gizli bir zehre dönüşme riski taşımaktadır.

6. Baharın Müjdecisi ve Tencerenin Bilimsel Bereketi

Dersim'de mutfak, sarp kayalıklarda başlar.

• Gulik (Çiriş Otu) ve Işkın (Rheum ribes): Kışın bitişini simgeleyen Gulik'in yanı sıra, Işkın, farmakolojik açıdan muazzam bir C vitamini ve antioksidan kaynağıdır.

• Çarşır Mantarı (Pleurotus eryngii var. ferulae): Çakşır otunun çürüyen köklerinde simbiyotik büyüyen bu mantar, yüksek protein değeriyle Dersim mutfağının baş tacıdır.

• Munzur Sarımsağı (Allium tuncelianum): Tek dişli bu endemik bitki, tatlımsı aroması ve yüksek sekonder metabolit içeriğiyle tıbbi bir şifadır.

Bugün bu bitkiler ticari hırsla vahşice (kökünden sökülerek) toplandıkça, türlerin popülasyon dinamikleri çökmekte ve bölgesel yok oluş tehlikesi baş göstermektedir.

7. Güneşin Altın Mirası: Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt’ten Süzülen Şifa

Vadilerin ılıman kucaklarına, Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçelerine indiğimizde, doğa bize toprağın suyunu gökyüzünün güneşiyle birleştiren asırlık bir miras sunar: Dut ve Üzüm.

• Ulukale Dutu: Spesifik mineral yapısı ve rüzgar, incecik kabuklu o meşhur Ulukale dutunu yaratır. Dallar incitilmeden silkelenen bu dutlar doğrudan güneşin altında kurutulur.

• Dut ve Üzüm Pekmezinin Kimyası: Dev bakır kazanlarda kaynayan üzüm pekmezi yapımında şıraya katılan "pekmez toprağı", üzümdeki asitleri nötralize ederek pH değerini dengeler. Geleneksel açık hava kaynatma işlemi, fabrikasyon üretimlerdeki kanserojen HMF riskini engeller. İçine rafine şeker girmeyen bu pekmezler, gerçek bir enerji kaynağıdır.

8. Zirvelerin Göçebe Ruhu: Şavaklılar ve Tulum Peynirinin Mikrobiyolojisi

Yüzümüzü tekrar Munzur ve Pülümür'ün 3 bin rakımlı yaylalarına çevirdiğimizde, göçebe bilgeleri, Şavaklıları görürüz.

Şavaklıların sürülerinin yediği endemik floranın uçucu yağları doğrudan süte geçer. Şavak tulum peynirinin eşsizliği, hayvanın kendi florasını barındıran doğal "şirden mayası" kullanılmasıdır. Koyun postundan tulumlara basılarak havasız ortamda fermente olan peynir, dağların derin mağaralarında (sabit 4-8 °C sıcaklıkta) aylarca olgunlaşır ve probiyotik bir mucizeye dönüşür.

Sonuç: Ekolojik, Kültürel ve Ruhani Bir Direniş Çağrısı

Dersim’de doğayı savunmak; bir çiçeği, bir arıyı kurtarmanın ötesinde, bu topraklardaki inancın (Raa Haqi) ve kutsalın (Jiyara) yeryüzünden silinmesine karşı durmaktır. Doğadan beslenmek bir "tüketim çılgınlığı" değil, sınırları bilen bir "lokma paylaşımı" ve "hasat" olmalıdır.

  1. Mutlak Koruma: Munzur Vadisi Milli Parkı, tarım arazileri, endemik flora alanları ve Şavaklıların yaylaları "Kesin Korunacak Hassas Alan" ilan edilerek tüm maden ruhsatları iptal edilmelidir.
  2. Sürdürülebilir Toplayıcılık: Endemik bitkilerin sökülmesine karşı denetimler artırılmalı, floranın tohum bağlama döngüleri gözetilerek kadim "Hasat Kültürü" yeniden öğretilmelidir.
  3. Bilimsel Gözlem ve Bağımsız Laboratuvarlar: Toprak, nehir suları ve doğal ürünler için bağımsız analiz laboratuvarları kurulmalı; bilimsel veriler şeffafça paylaşılmalıdır.