Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane ile başka bir binanın depreme hazırlık gerekçesiyle adliye ve valilik için geçici olarak tahsis edildiğini ve bu binaların boşaltıldığını belirten Şube Başkanı Aşkın, “Bu karar, üniversitenin eğitim, araştırma ve kampüs yaşamını doğrudan etkileyecek niteliktedir. Üniversitenin temel işlevlerini yerine getiren mekânlara müdahale edilerek amaçları dışında kullanılması, kabul edilemez bir durumdur. Olağan koşullarda kampüs içinde bir adliyenin bulunması zaten kabul edilebilir değildir; deprem gerekçesi öne sürülerek bu taşınmayı normal karşılayanlar ise ortaya çıkan zorlukları ve plansızlığı görmezden gelmektedir” dedi.

AŞKIN, “DEPREM GÜVENLİĞİNİN MEKANLARIN BOŞALTILMASINA GEREKÇE YAPILMASI İKNA EDİCİ DEĞİL”

Deprem güvenliğinin hayati önemde olduğunu ancak bunun üniversitenin en kritik mekanlarının boşaltılmasına dayanak yapılmasının ikna edici olmadığını vurgulayan Aşkın, “Depreme hazırlık, afet yönetiminin en temel ve görece en kolay aşamalarından biridir; bu süreç, uzun vadeli planlama ve bilimsel yaklaşım gerektirir. Buna karşın, kapsamlı bir hazırlık yapılmadan ve alternatif çözümler üretilmeden üniversite kampüsünün hedeflenmiş olması, bilimsel planlama yerine günübirlik çözümlerin geliştirilmesinin kentimizde beklenen büyük depreme yönelik hazırlıklar konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır.

İki yıl önce boşaltılan Dersim Anadolu Lisesi ve Atatürk Anaokulu binaları hâlâ atıl durumdadır. O dönem bu binalar boşaltılırken basın davet edilmiş, kamuoyuna “depreme hazırlık yapılıyor” mesajı verilmiş ve bu süreç bir başarı hikâyesi gibi sunulmuştur. Ancak aradan geçen süreye rağmen herhangi bir güçlendirme ya da yeniden işlevlendirme çalışması yapılmamış, bu binalar çürümeye terk edilmiştir. Bu binalar zamanında güçlendirilip yeniden işlevlendirilmiş olsaydı, bugün üniversitenin kütüphanesi ve bir başka binasının adliye ile valilik için tahsis edilmesine gerek kalmayacaktı. Buna karşın, üniversite binalarının tahsisine karar verilen süreçte eğitim emekçileri bulundukları odalardan zorunlu olarak taşınmış; bazılarına ise kullanabilecekleri alternatif bir alan dahi gösterilmemiştir. “Geçici” olarak ifade edilen bu tahsis süresinin en az sekiz ay süreceği belirtilmektedir. Taşınma öncesi ve sonrası dâhil edildiğinde, bu durumun fiilen bir akademik yıla denk geldiği görülmektedir. Hem öğrencilerin hem de eğitim emekçilerinin bir akademik yıl boyunca olağandışı koşullarda çalışmak zorunda bırakılması, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin sürekliliği açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır” diye konuştu.

KAMPÜS YAŞAMI OLUMSUZ ETKİLENECEK

Bahsettiği ihmallerin sonucundan yalnızca akademik mekanların değil, kampüs yaşamının bütününün olumsuz etkileneceğini kaydeden Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Adliye ve valiliğin kampüse taşınmasının yaratacağı pratik sonuçlar da göz ardı edilmemelidir. Bu kurumların doğası gereği beraberinde getireceği yoğunluk-araç trafiği, güvenlik önlemleri ve sürekli ziyaretçi akışı- öğrencilerin gündelik yaşamını ve akademik huzurunu olumsuz etkileyecektir. Üniversite mekânlarının özgür ve üretken atmosferi, bürokratik işleyişin ağırlığı altında zayıflayacaktır. Ayrıca bu kurumların kampüs içinde izole edilmesi pratikte mümkün görünmemektedir; yoğun güvenlik önlemleri, giriş-çıkış kontrolleri ve sürekli hareketlilik, kampüsün bütün alanlarına yayılacak ve kampüs yaşantısının olağan akışını kesintiye uğratacaktır” şeklinde konuştu.

ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNİN TUTUMU DİKKAT ÇEKİCİ!

Yaşananlar karşısında üniversite yönetiminin tutumunu dikkat çekici olarak nitelendiren Aşkın, “Rektörün, üniversite bileşenlerinin haklarını savunmak ve bilimi korumak yerine bürokrasiyle iyi ilişkiler geliştirmeye öncelik vermesi, asli sorumluluklarını arka plana itmektedir. Bir binanın giriş katını kütüphane, üst katlarını ise adliye olarak kullanmayı öngörmek; bir üniversitenin rektörü ve karara onay veren senato üyeleri açısından yalnızca tutarsız değil, aynı zamanda üniversite mekânlarının anlamına yönelik ciddi bir kavrayış eksikliğini de göstermektedir. Kararın üniversite bileşenlerinin görüşü alınmadan, kapalı kapılar ardında alınması bu tutumun somut göstergesidir. Üniversite rektörünün bugüne dek üniversite bileşenlerinin lehine herhangi bir karar almamış olması da bu tabloyu pekiştirmektedir. Bu yaklaşım, akademik özerkliğin zayıflamasına ve üniversitenin kamusal niteliğinin aşınmasına neden olmaktadır. Rektörlüğün asli görevlerini yerine getirmekte yetersiz kalması, üniversite bileşenlerinde güvensizlik duygusunu arttırmaktadır.

Sonuç olarak, kütüphane ve kampüs içindeki bir başka binanın adliye ile valilik için tahsis edilmesi, yalnızca geçici bir mekân düzenlemesi değil; üniversitenin işleyişine, özerkliğine ve bilimsel faaliyetlerine doğrudan müdahaledir. Üniversitelerin asli görevi, bilimi ve kamusal yararı öncelemek, öğrenciler ile eğitim emekçilerine güvenli ve özgür bir ortam sağlamaktır. Bu nedenle kararın yeniden gözden geçirilmesi, alternatif mekânların değerlendirilmesi ve üniversite bileşenlerinin görüşlerinin dikkate alınması gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.