Görkemli bir binanın çöküşü gibidir, iç dünyanın çöküşü.

İnsan yalnızca dış dünyada değil, kendi iç dünyasında da yaşar. Düşüncelerimiz, duygularımız, inançlarımız ve deneyimlerimiz iç dünyamızı şekillendirir. Bu içsel yapı, olayları nasıl yorumladığımızı ve hayata nasıl baktığımızı, bakış açımızı belirler.

Yemekten önce ve yemekten sonra ben sanki iki ayrı insanım.

İnsan yaşamsal ihtiyaçlarını giderince iç dünyası huzur buluyor.

Uyanış olduğu gibi kabul ettiğimiz dünyanın, düşündüğümüzden farklı olabileceğini anlamakla başlarmış.

İnsan kendine yaklaştıkça başkalarını anlayabilir.

Bir düşünceyi iki zıt ucuyla düşünebiliyorsan anlayabilirsin, fikrin bir ucunda durmak dengeyi bozar, o fikri öldürür, fanatizmin sorunu budur, bir ucu tutar diğer uca kör bakar, inandıkları fikre sadakatle ihanet ederler, en yanlışı anlamadan en doğruya ulaşamazsınız..

Varoluşum, yaradanı memnun, başkalarına mutluluk verdi mi acaba? Ben bu Dünya'ya ne kattım?

Goethe'nin “dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir”, sözüne katılmıyorum, hassas kalbi olan bir insan ortamı cennete çevirmek için gayret etmeli. Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor derler.

Her şeyi bildiğini zanneden insan bildiklerinle hiç boylaştın mı..?

Hayat ölene kadar hissedilen zevklerden, çekilen acılar çıkarıldığında geriye kalanmış meğer.

Hayatın amacı deneyimlemek ve keyif almaktır.

Hayat siyah ve beyazdan ibarettir, renkleri kendin oluşturacaksın.

İnsan kahraman doğmaz, kahramanlık doğurmaktır, her hastalık bir olumsuz zihin ürünüymüş işte..

İnsanda olumsuz zihin oluşturup, o insanı hastalık sonucu ölüme götürenler de katil sayılmaz mı?

Cahit Sıtkı iyi anlatmış aslında hayatın özetini;

Ne ölümün hüznü var, ne de hayatın neşesi

Nasılsın samimiyetsizliği ile İyiyim sahtekarlığı arasında bir yerdeyiz...

Niye onca renk varken kara kara düşünüyorum bazen?

Güve gibi içim içimi yiyor, Acaba iç dünyam sağlıklı değil mi?

Önermeler

Bütün kuşlar uçar, kargada bir kuştur, o zaman kargada uçar, ama ben Kuzgun hayranıyım.

At bir hayvandır tekme atar, eşek te tekme atar, o zaman eşek te bir hayvandır.. Ama atı tercih ederim.

Kimse vazgeçilmez değildir, ama vazgeçilmesi zor insanlar vardır.

Galileo bir İtalyan’dır, ünlü gangster Al Capone de İtalyan’dır, Allah modern bilimin sahibi astrofizik uzmanı Galileo’dan bin sefer razı olsun, gangster katil Al Caponen’in de Allah bin türlü belasını versin.

Şimdi bu duayı ve bedduayı ben mi ettim, yoksa kendileri mi aldı?

Allah temiz insanlardan razı olsun.

Kirliler de okyanuslarda boğulsun, belki temizlenir.

Al Capone anlatıyor, çocukluğumda sürekli Tanrıya bana bisiklet ver diye yalvarırdım, baktım vermiyor, gittim bisiklet çaldım, şimdi Tanrının beni affetmesi için dua ediyorum, bisikletim ile de keyif sürüyorum.

İşte birçok insanın din anlayışı budur, önce günahı işle, sonra affetme dileğinde bulunursun.

Dağ keçisi bir hayvandır, öküz de bir hayvandır.

Dağ keçisi karnını doyurmak için nice dağlar aşarken, sarı öküz yattığı yerde hazırı yermiş.

Ben temiz süt emdikleri için keçileri seviyorum.

Bu yılki NATO zirvesi Türkiye de yapılacakmış, Sanchez ve Meloni gerçek liderlerdir, Trump ta bir lidermiş.

Ben sadece İspanya başbakanı Pedro Sánchez ve İtalyan başbakanı Giorgia Meloni’ye hoşgeldin diyeceğim, başka yabancı lider tanımıyorum.

Hiç, ÇİP üreten ile PİÇ’lik üreten insan bir olur mu?

Bu ülkede Kadife sesli sanatçılar vardı.

Bir dâme düşürdü ki beni baht-ı siyahım, vallahi bu sevdada benim yoktur günahım...

Diye nameler okuyan.

Daha sonra neremi neremi, oramı buramı, diyen sanatsızlar türedi, kalite bozuldu tıpkı siyasette durmadan durak değişenler gibi...

Siyasette artık halkın sorunlarından uzak, ciddi şekilde mide bulandırmaya başladı.

Okulu bitirenler iç dünyasında sürekli ne iş yapacağım diye düşünüyor.

Bu yıl yine üniversite sınavına milyonlarca öğrenci girdi, kaç okul, kaç bölüm iş bulmaya yarıyor?

Rektör diploma töreninde mezun olan öğrencilere soruyor, değerli öğrenciler;

Okul size ne kattı?

Valla hocam BORÇ tan başka bir şey katmadı...

Üniversitelerin birçoğu artık zaman kaybı ve borç demek, boş gezen yüksekokul mezunlarımız bazı ülke nüfuslarını geçti.

Bu gençliğin geleceği nolacak?

İnsan düşünmeden edemiyor.

Hükümetler gençlerine gelecek hazırlamaktan başka ne iş yapar?

Harward dünyada bir numara Üniversite, Kartal İmam Hatip ise sıradan bir Lise, ikisinin de mezunları boş kalmıyor.

Ama imkan olsa ben daha verimli olmak için Harward’ı tercih ederdim.

Bazıları zaten babadan görme, geçim hiç sorun değil, bunlar devletin öz evlatlarıdır, altta kalanın canı çıksın.

Her şey kendilerine hak, başkaları müstahak.

Emektarlar sizin hakkınız ödenmez, onun içinde ödemiyoruz zaten.

Verdiğimiz vergilerin 4/1 i faize gidiyor, yani yılın üç ayı faizcilere çalışıyoruz. Kimler alıyor bu haksız kazancı?

Faiz her ülkede vardır ama faizin anormal derecede yüksek oluşu yanlış ekonomik programdan ve israftan kaynaklandığı için dolaylı yolsuzluğa girer, ceremesini de halk çeker.

Yoksulluk hayır işleri ile bitmez, Adalet ve eşit gelir dağılımı ile biter...Nelson Mandela

Torpil ile İşe girmek için kırk el, kırk etek öptü, işe girdikten sonra sosyal paylaşım sitesinde paylaşım yaptı;

Rızkı veren hüdââdır kula minnet eylemem...

Ben milliyetçi bir vatanseverim.

Ben de bir hayvanseverim, en sevdiğimde tandırda kuzu.

Bizim aslında kimseyi sevdiğimiz falan yok, biz ballı maaşları, koltuğu ve damak tadımızı seviyoruz.

Termometre olma termostat ol ki kontrol sende olsun.

Bilinçaltı eni sonu ne olduğunu ve içinde sakladıklarını kusturur.

En vatansever, en milliyetçi kişi görevini en iyi yapan, ülkesine ve insanına faydası olandır.

Lafla peynir gemisini yürütenler değil.

Siyaset artık Milli duygulardan elini çekmeli.

Bir ülkede ne kadar kanun ve kolluk kuvveti varsa, o ülke insanı o kadar eğridir.

Ben söylemiyorum, Çan eğrisi söylüyor.

Soğuk olur titreriz, yaz gelince terleriz, geç kalınmış gibi değil de artık gerek kalmamış gibi, bazı gidenlerin eksikliklerini hiç hissetmedik..

Ama tevazulu, iyi ve fedâkâr insanların eksikliğini hep hissettik.

Birer hasta adamız, hastalığının kaynağından habersiz.

Hastalığı iyileştirmediği sürece tıp bilimi faydasızdır, ruhsal acılarımızı dindirmediği sürece psikiyatri de o derece gereksizdir, ya çareden çok bahane üreten yönetimlere ne demeli..?

İnsan için hayat; Yemek, içmek, yatmak, mal yığmak, yoksa çiftleşmeye duyulan arzumuzdur.?

Sırça köşklerde kalıp, kıyıdan ayrılmayanlar değil, damdan düşenler ve Okyanustan gelenler akıl versin bize.

Acaba Organlarımızı ruhumuza zarar verecek şekilde mi kullanıyoruz?

Yoksa yaradılışımıza riayet edecek şekilde mi?

Sağlam organlarımızı bilseydik ona göre organ bağışında bulunurduk.

İnsan bedeninde gökyüzünden gelen enerjiyi doğrudan alan merkez avuç içi mi? Tabii yoksa dua ederken eller niye Semaya kalksın ki..?

Yardım eden eller, dua eden dudaklardan daha asildir...Robert G.İngersoll

Dünyada herkese yetecek kadar günah oluştu.

Durdur gemiyi ya Hz Nuh, ben geleceğe gelmeyeceğim...

Keşke günahta şarap gibi sarhoşluk verseydi, herkes kimin ne mal olduğunu aleni görseydi.

Bazen başıma gelmeyen aklıma geliyor, çok soru soruyorum kendime ve düşünüyorum.

Ben bir yeryüzü yolcusuyum, kendi mutluluğumun veya mutsuzluğumun mimarı mıyım acaba.

Her şey yolunda gibi ama içimde bir boşluk var.

Yakaladıkların kaçırdıklarından fazla ise, gereği yok aslında fazla düşünmenin.

Ama düşünmeden Kâinatı, Dünyayı insanları ve gelişen olayları algılayamam ki...

İç dünyamı karartan haberleri artık hiç izlemiyorum, ben neden dünyanın öbür ucundaki araba çarpan adama üzüleyim ki?

İnsanı çoğu zaman dış şartlar değil, zihnin kurduğu zincirler, yersiz kaygılar sıkıyor.

Dertleri artık kafama hiç takmayacağım, saçlarımı yalayarak geçsin.

Ama son dünya kupası Paraguay maçı iç dünyamı kararttı, o spor bakanımız var ya..!

Kendinde antipati oluşturan, onun hal, hareketleri ve icraatları iç açıcı değil, söyleyin istifa etsin, gerekçeli kararı sonra yayınlayacağım..

İç dünyamızı aydınlatan Filenin sultanları, size altın gerekmez, siz altınsınız zaten, futbolcular aldıkları yüksek meblağ paralar ile size kurban kessinler...

Bizim hayata karşı yapmak istediklerimiz var ama hayatında bizde yapmak istedikleri var.

Ne kavga edip duruyorsun kendinle, çağır kendini her yaştan maziden, kur yuvarlak masa toplantısını, seni bu duruma düşüren hangi yaşın olduğunu, sorgula geçmişini geleceğini.

O dediğini Sayın Can Yücel yapmış, yaptığına yapacağına da pişman etmişler adamı.

DAVET

Şunları bir araya toplayayım.

Bir güzel muhabbet edelim diye düşündüm.

Mutfak işinden de anlarım.

Donattım sofrayı.

Bayağı uğraştım.

Hepsinin, ayrı ayrı ne

yemekten, ne içmekten

hoşlandığını iyi bilirim.

Bayağı da para gitti.

Birinin yediğini öbürü yemez.

Ötekinin içtiğini beriki içmez.

Dört kişilik sofra kurdum.

Mumları da yaktım.

Bak hepsi, Erick Satie severdi.

Hatırladım.

Müziği de ayarladım.

Geldiler.

20 yaşında ben,

35 yaşımda ben,

40 yaşımda ben ve

bugünkü ben dördümüz.

Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.

Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.

Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.

Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.

Yatıştırayım dedim.

“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.

Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.

Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.

Evin de içine ettiler.

Bende kabahat..!

Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …CAN YÜCEL

İnsan biraz VEFA lı olmalı, Aslı'yı sevdiğimde kafam Leylaydı demeyecek kadar.

Dalı kırıp,

talan ettikten sonra bahçemi sulamışsın neye yarar.

Dünya kötülüğe fazla kucak açmadı mı? Bu bir denge mi acaba?

Adamlığı adamlardan öğrenmek lazım, lakin kötü de iyi bir öğretmendir, eğriye bakarak düzelir insan.

Sessizliği gevezelerden, hoşgörüyü hoşgörüsüzlerden, merhameti merhametsizlerden, öğrendim, ama bu öğretmenlerin hiçbirine MİNNET duymuyorum... Halil Cibran

Ortaçağ karanlığının, cehaletin ve baskının karşısında tek başına kalan Galileo

Düşüncenin prangalandığı her dönemde, bu sessiz çığlığa kulak vermek ve gerçeğin nöbetini tutmak her özgür zihnin namus borcudur der.

Cehalet gürültü yapar, hakikat sakindir...

Cehaletin gürültüsü yemekten sonra yellenme gibidir? Mağrur mahala maruz kalmamak için Uzaklaşmak gerek.

İnsanoğlu Homo Sapiensten gele gele Homo duyarsızlığa geldi..

İnsan varoluşunun başından beri kendini arayan bir varlıktır, halen varlığını bulamadı.

Maneviyatta hastalıklı düşünce yığınları kendilerini totemleştirip şirk e girerek Hz. İnsana bi huzur vermediler.

Ben kimim?

Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Biliyorum..! İki ayaklı düşüncesiz bir hayvansın.

Bir kişinin zayıflığı diğerinin gücü olur.

Peki, İnsan kendini nasıl kurtarır?

İnsan kendini ancak kendi inşa ettiği hapishanenin anahtarını keşfederek kurtarır.

Felsefenin asıl amacı karmaşık kitapları ezberlemek değildir. Felsefe, insanın kendi derinliklerine inme, kendinde sondaj yapma, kendini tanıma ve o içindeki IŞIĞI bulma çabasıdır.

Kendi ruhunu dizayn etmekle meşgul olan, ömrünü başkalarının cehennemini hesaplamakla geçirmez.

Mutluluğunu mutsuzların üzerinde kuranlar asla mutlu olamazlar.

Aslında aptallar daha güzel bir hayat yaşadıkları için değil, zihinlerinde daha az soru işareti taşıdıkları için mutlu görünürler, çünkü düşünme eyleminden kendini muaf kılmış, evrimini tamamlayamamıştır.

Artık iç dünyamda düşüncelerime format attım, bir saatliğine de sigarayı bıraktım.

İç Dünyam dedim ama sesli düşündüm, herkes duydu.

Duyan duysun, duymayanlara da duyursun, Allah'ın duyduğunu kuldan mı esirgeyeceğim.

Kendi huyumu beğenmiyorum bazen ve söyleniyorum kendime, ne ölçüp duruyorsun Dünya'yı,

sal boydan boya gitsin, nerde inceldi oradan kopsun.

Ama ne mümkün can çıkmadan huy çıkmaz ki, her olumsuzluk iç Dünyamı bulandırıyor.

Bulantı olunca da beynimde balık tutamıyorum.

Hissediyorum bazen içime bir ferahlık geliyor, hiç bir olumlu neden yokken.

Gönlü aklına uymayan deli, bırakın ben benden uzaklaşayım, yüreğin bir bildiği vardır elbette, aklın hiç ermediği...

Sonuç; İç dünyasını tanıyan insan, duygularının farkına varır ve davranışlarının nedenlerini daha iyi anlar. Psikolojide buna İÇGÖRÜ denir. İçgörü, kişinin kendisiyle yüzleşmesini, güçlü ve zayıf yönlerini görmesini sağlar.

Ancak iç dünyaya aşırı kapanmak da sağlıklı değildir. İnsan, kendi düşüncelerinde kaybolduğunda dış gerçeklikten uzaklaşabilir.

Sonuç olarak iç dünya, insanın görünmeyen evidir, o evi temiz tutmak gerek.

Sazlıkta ki bir kamıştan Ney olduktan sonra, İnsandan Ney olmaz ki? Boşboğazları boş verin, onlar zaten Ney'i hoş görmüş ki.

İnsan yeter ki kendini yontsun.

Beceriksizsin diyen zihnine kulak verme, hücrelerine AKORT ver,

Her karışına toprağa buğday eker gibi kitap ek, filizlenip Allah'a iyi bir KUL olacağından emin olabilirsin, çünkü Kuran'ın verdiği formül budur.

Rabbim hangi yol düzgünse, kaza ve kırıma uğramadan o tarafa filiz vermemizi nasip etsin İnşallah...

Necati KÖSE