Toplantıda konuşan İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil, “Kırk yıl önce, insan haklarının ağır biçimde ihlal edildiği, korkunun ve suskunluğun egemen kılınmaya çalışıldığı bir dönemde bir söz söylendi: İnsan onuru, hiçbir koşulda vazgeçilemeyecek bir değerdir. İnsan Hakları Derneği (İHD), bu sözün etrafında kuruldu” dedi.

İHD’nin kuruluşuna değinen Yeşil, “12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında; hukukun askıya alındığı, işkencenin sistematik bir uygulama olarak sürdüğü, ifade özgürlüğünün yok sayıldığı ve cezaevlerinin ağır hak ihlallerinin yaşandığı mekânlara dönüştüğü bir dönemde 98 cesur kadın ve erkek insan hakları savunucusu bir araya geldi. Mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler ile öğretmenlerden oluşan bu insanlar, 17 Temmuz 1986 tarihinde İnsan Hakları Derneği'ni kurdu. Bu yalnızca bir derneğin kuruluşu değildi. Aynı zamanda korkuya karşı cesaretin, inkâra karşı hakikatin, cuntaya karşı demokratik hukuk devletinin, tekçiliğe karşı çoğulculuğun ve şiddete karşı barışın örgütlü bir ifadesiydi” diye konuştu.

İHD’nin kuruluşundan itibaren verdiği mücadeleye ve uğradığı saldırılara vurgu yapan Yeşil, “Kırk yıl boyunca değişmeyen temel yaklaşımımız şudur: Bir ülkede gerçek demokrasi, ancak herkesin haklarının güvence altında olduğu demokratik, eşit ve özgür bir düzenle mümkündür. Bu nedenle Kürt meselesinin de çatışma ve güvenlik politikalarıyla değil; demokrasi, hukuk ve barış temelinde çözülmesi gerektiğini savunduk. Savaşın ve şiddetin yarattığı acıların sona ermesi, toplumsal barışın kurulması ve eşit yurttaşlık temelinde ortak bir gelecek yaratılması için mücadele ettik. Bugün de aynı inançla söylüyoruz: Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; adaletin, özgürlüğün, eşitliğin ve insan onurunun güvence altına alındığı bir yaşam düzenidir. Ve biz, kırk yıl önce olduğu gibi bugün de bu yaşam için mücadele etmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Aradan geçen kırk yıla rağmen, insan hakları mücadelesini zorunlu kılan temel sorunların önemli bir bölümü hâlâ varlığını koruduğunu söyleyen Yeşil, “Türkiye'nin önünde bugün önemli bir tarihsel fırsat bulunmaktadır. Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü için ortaya çıkan yeni sürecin, geçmişte yaşanan acıların tekrarlanmaması ve ortak bir geleceğin kurulması açısından değerli olduğunu düşünüyoruz. 1 Ekim 2024 tarihinde başlayan sürecin, çatışmaların sona ermesi ve demokratik siyasetin güçlenmesi açısından önemli bir imkân yarattığı kanaatindeyiz.

Bu süreçte atılan her demokratik adım değerlidir. Silahlı mücadelenin sona erdirilmesine yönelik açıklamalar, çatışmasız bir geleceğin kurulması açısından önemli gelişmelerdir.

Ancak kalıcı barış yalnızca tek taraflı iradelerle değil; devletin de demokratikleşme, hukuk ve insan hakları temelinde somut adımlar atmasıyla mümkündür.

Toplumun ihtiyacı olan şey belirsizlik değil; güven veren, şeffaf ve demokratik bir yol haritasıdır.

Bu nedenle; Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları eksiksiz uygulanmalıdır.

İfade ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan bütün düzenlemeler gözden geçirilmeli, demokratik toplumun gereklerine uygun hale getirilmelidir.

Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri sınırlayan mevzuat, kaldırılmalı ya da insan hakları standartları doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.

Ceza infaz sistemi insan onurunu esas almalı; ağır sağlık sorunları bulunan hasta mahpusların yaşam hakkı korunmalı ve gerekli koşulları taşıyan mahpuslar barış sürecinden bağımsız olarak gecikmeksizin tahliye edilmelidir.

Kadınların, çocukların, LGBTİ+ bireylerin, işçilerin, emekçilerin ve toplumun tüm kesimlerinin eşit haklara sahip olduğu demokratik bir düzen kurulmalıdır.

Barış sürecinin başarıya ulaşması için bütün tarafların eşit koşullarda sürece katılımı sağlanmalı, diyalog kanalları açık tutulmalı ve toplumsal barışın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu bağlamda çatışma çözümünde güven inşası ve alınan kararların uygulanması açısından hayati öneminden yola çıkarak sürecin önemli aktörlerinden olan Abdullah Öcalan’nın tutulma koşulları yeniden düzenlenmeli, dış dünya ile iletişim kurması, müzakere sürecine doğrudan katılması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Temel bir mahpus hakkı olan umut hakkı süreçten bağımsız olarak yasallaşmalıdır.

Kırk yıl önce İHD'yi kuranlar, en zor koşullarda insan haklarını savunmanın mümkün olduğunu gösterdiler.

Onlar bize yalnızca bir dernek değil; bir mücadele ve dayanışma kültürü, hakikatten vazgeçmeme iradesi bıraktılar.

Bugün bizlere düşen görev, bu mirası geleceğe taşımaktır.

Çünkü hakikat, üzeri örtüldüğünde ortadan kaybolmaz.

Adalet, ertelendiğinde değerini yitirmez.

Barış, imkânsız görüldüğünde vazgeçilmesi gereken bir ideal değildir.

Barış; geçmişle yüzleşmenin, eşitliğin, özgürlüğün ve ortak bir geleceğin birlikte kurulmasıdır.

İnsan Hakları Derneği olarak kırk yıldır bu sorumlulukla yürüyoruz.

Bundan sonra da yürümeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz.

Çünkü sözümüz açıktır:

Hakikatin peşindeyiz.

Barışta ısrarlıyız.

İnsan haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.