Simetrik bir ortamda Asimetrik duygular oluşmaz, bakış açımızda stratejik hata yapmadığımız sürece.
Hayatımızdaki herkes değerlidir, hak ettiği yerde bulunduğu sürece.
Mütevazilik iyidir, enayilerden nasihat dinlemediğimiz sürece.
Dost edinmede egonuzun iniltisini dinlemeyin
Özünde herkes iyidir, haddini bildiği sürece...
Kavram Kargaşası
İnsan, dünyayı anlamlandırmak için kavramlar üretir, fakat bazen bu kavramlar anlamı netleştirmek yerine bulanıklaştırır. İşte bu noktada kavram kargaşası ortaya çıkar. Aynı kelimeye farklı anlamlar yüklemek, farklı kavramları aynıymış gibi kullanmak, ya da bir kavramın sınırlarını belirsiz bırakmak düşüncenin en büyük tuzaklarından biridir.
Kavram kargaşası, çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, düşünce disiplini eksikliğinden doğar. Örneğin özgürlük ile sınırsızlık eleştiri ile hakaret bilgi ile kanaat sıkça birbirine karıştırılır. Bu karışıklık, bireyin zihninde bir sis oluşturur, kişi savunduğunu zanneder ama aslında neyi savunduğunu tam olarak bilmez.
Toplumsal düzeyde ise kavram kargaşası daha tehlikeli bir hâl alır. Medya, siyaset ve günlük dil kavramları bilinçli ya da bilinçsiz şekilde eğip büker. Böylece insanlar aynı kelimeleri kullanarak farklı şeyleri tartışır. Tartışma var gibi görünür ama aslında herkes kendi anlam dünyasında konuşur.
Sonuç: Gürültü var, fakat gerçek bir iletişim yok.
Kısacası, kavramlar düşüncenin haritasıdır. Harita bozuksa, yol da kaybolur. Bu yüzden sorgulayan bir zihin, önce kelimeleri ve neye hizmet ettiğini sorgular.
Kutuplaşmak:
Bir toplumun aynı gerçeğe bakıp bambaşka dünyalar görmeye başlamasıdır. Artık mesele fikir ayrılığı değildir, mesele, karşı tarafı anlamayı bırakıp onu ÖTEKİ olarak konumlandırmaktır. Bu noktada düşünceler keskinleşir, dil sertleşir ve en tehlikelisi, empati yavaş yavaş ortadan kaybolur.
Kutuplaşmanın temelinde çoğu zaman korku ve aidiyet ihtiyacı yatar. İnsan, kendini güvende hissetmek için bir gruba sığınır, fakat bu sığınma hali zamanla kör bir savunmaya dönüşebilir. Kendi düşüncesini mutlak doğru, karşısındakini ise mutlak yanlış görmek, zihinsel bir konfor alanı yaratır. Ancak bu konfor, gerçeğe değil, alışkanlığa dayanır.
Oysa hakikat, tek bir tarafın tekelinde değildir. Farklı bakış açıları, gerçeğin parçalarıdır. Kutuplaşmış bir zihin ise bu parçaları birleştirmek yerine kırmayı tercih eder. Böylece toplum, birlikte düşünme yeteneğini kaybeder ve ortak akıl zayıflar.
Sonuç olarak kutuplaşmak, sadece insanları değil, düşüncenin kendisini de fakirleştirir. Gerçek ilerleme ise karşıtlıkları yok ederek değil, onları anlayarak mümkündür. Çünkü güçlü toplumlar, aynı düşünenlerden değil, farklı düşünebilen ama birlikte konuşabilen insanlardan doğar.
İnsanı Hayvanlardan ayıran özellik düşünen bir varlık olmasıdır.
İnsanoğlu oluşumundan bu yana düşünme evreleri ve modelleri:
Biyolojik animal (hayvansal ) otomatik dürtüsel, düşünme
Beşeri şiirsel mitolojik, düşünme
Tanrısal insanüstü düşünme
Duygusal düşünme
Dinsel düşünce
Felsefi düşünce
Akılsal düşünce
Bilimsel düşünce
Akılcı felsefi ve bilimsel düşünme.
Türk insanı duygusal ve sorgusuz bir yapıya sahiptir, onun için erken gaza gelip anında bölünebiliyor, duygusal düşünce sistemi bazen akılsal düşünceyi engelleyebiliyor, bu engelleme de erken ayrışmaya kutuplaşmaya yol açıyor. Yakın tarihimizde ki kutuplaşmalardan bunu anlarız zaten.
Sağ sol, Alevi Sünni, Kürt Türk, Laik Anti Laik, Dindar ve Seküler..Vs.vs
Spor takımları, parti tutmalar hep fanatizmi tetikledi, ülke enerjisini ve ekonomisini hiç kimseye faydası olmayan geçmiş zamanda, gereksiz işlere harcadı.
Bu durum en çok da düşmanlarımıza yaradı, Evrensel güçten vazgeçtik, bölgesel güç bile olamadık. Mahallemizde tırıvırı bir devlet olan İsrail'i durduramıyoruz.
Siyaset üretenler ülkeyi kutuplaştırmakta başrolde, kendi oyunu kemikleştirmek için gruplar rakiplerini hep öteler düşman ve vatan haini olarak ilan eder, bu Tarih boyu böyleydi, halen böyle.
Halbuki her insan özgürlük refah ve geleceğinin peşindedir, iktidarın kim olduğunun hiç önemi yoktur.
Bölmede ikinci sırayı basın yayın ve çokbilmiş, yevmiyeli demirbaş yorumcular alıyor. Zaten şiddet içerikli silah ve kılıç eksik olmayan dizileri ve sabah programlarında ki horoz döğüşlerin anlatmaya gerek yok.
Sürü Psikolojisi Nedir?
Herkesin olduğu yere gel, otoriteye gel, güvende olursun, gel seni şartlı güdelim.
Gruba ait olmaya başlayınca bireylerin kendi akılları, iradeleri, yetenekleri ve kişilikleri devreden çıkar geri planda kalır.
Kitle duyguları basit ve abartılı olur, Kitleler hipnotize olmuş gibi mantık ve sorgulama yeteneklerini yitirerek ilahi hattan ve doğruluktan uzaklaşır.
Medeni toplumlarda bu tür olaylar yaşanmaz.
Kendi KİŞİSEL GELİŞİMİN, anne babanın ve yetiştiğin toplum seni bıraktığı yerden ne kadar ileri gittiğindir.
Toplumsal yaşamlarda kurallar olmazsa başıboşluk karışıklık ve düzensizlik meydana gelir, Asimetrik bir toplumu Simetrik bir toplu yaşama döndürmek için herkesin uyması gereken kurallar konulmuştur, bunlar yaratıcının manevi anayasası ve toplumların oluşturmuş olduğu Evrensel anayasa olmak üzere iki kuraldır. İki kuralın da amacı insanları dürüst verimli ve terbiyeli yapmaktır.
Karadenizli Temel kutsal kitap Kuran'ı Kerim okurken Kuran’da adı geçen, incir, üzüm ve zeytini tatmaya karar verir, verir ama kendi bölgelerinde bu yiyeceklerin hiçbiri yetişmemektedir, lakin Aydın’daki bacanağının bahçesinde bunların yetiştiğini duymuş.
Aydın’da bahçesi bulunan bacanağına ziyarete gittiğinde başlamış yiyecekleri tatmaya, önce incirden tatmış, bakmış çok güzel yaradana minneti artmış, sonra üzümün tadına bakmış, o da çok güzel , yaradana teşekkür etmiş, sıra zeytine gelmiş birkaç tane koparmış ağzına atmış çiğnemiş bakmış acı hiç hoş değil tükürmüş, ellerini havaya kaldırıp , hey kurban olduğum , bunu kitabına koyarken hiç mi tadına bakmadın....! diye sitem etmiş yaradana.
Temel bazı yiyeceklerin ancak terbiye edildikten sonra lezzet kazanıp yenilebileceğinden haberdar değildir.
Terbiye edilmeden topluma salınan manevi ve Evrensel ahlaktan mahrum ( dağdan inme) insanlar da haz ve tat vermez topluma, ülkede sürekli parazit ve kısa devre yapar, kutuplaşmaya yol açar.
Gelişen olayları kavrayabilmek için önce okuduğunu ve dinlediğinin niyetini anlayan, anladığını sorgulayan, sorguladığını süzüp uygulayan, terbiye edilmiş bir beyin ile ancak yaşam güzelleşir, terbiye edilmemiş ham beyin sürekli maya bozukluğuna yol açar, kokuşmuş bir beyin yaradana kullukta ve insanlığa faydalıkta eksen kayması yaşar.
Einstein'e karşı elli bilim adamı bir araya gelip karşı bildiri yayınlamış,
Einstein;
Haklı olsalardı bir kişi yeterdi demiş.
Bir ahmak bir bilgeyle ömür boyu dostluk etse, gene de bilgelik gerçeğini anlayamaz,
Çünkü kaşık çorbanın tadını alamaz...
İnsanoğlu Dünya'ya ceza çekmeye değil, kendini deneyimlemeye, eğlenerek öğrenmeye, bize verilen akıl ve yetenek ile onu şekillendirmeye ve evrensel kurallara uymak için geldik, bu kurallar kaderimizi ve eksenimizi belirleyecek...
Ülkeye bahar geldi ama huzur gelmedi, bu çocuklar canavar doğmadı, canavarlaştırıldı, başıboş bırakılarak yoldan saptırıldı.
Ülke yönetmek maç yönetmeye benzemez. Bütün olumsuzluklar aile eğitimi, ekip elemanının eksikliğinden ve yetersizliğinden kaynaklanır. Yönetim ekip işidir, tek kişinin omuzlarına yüklenemez.
Bir toplumda insanlar oy verirken çoğu zaman iki duygu arasında kalır, İdealler ve ihtiyaçlar. İdealler; Adalet, Özgürlük ve Liyakat gibi yüksek değerleri temsil eder. Geçim ise daha somut bir dildir. İş, aş, maaş, kira, pazar fiyatı, onun için İnsan bazen kalbiyle değil, mutfağıyla oy verir.
Padişah ülke sorunların çözümü için ne anlatsa evet haklısınız hünkârım, diyen vezirine çıkıştı. Bazen de fikir beyan et ki, iki kişi olduğumuzun farkına varayım, nedir papağan gibi evet hünkâr, evet hünkâr, ne zaman sorsam sorun yok diyordun ama sonuç farklı çıkıyor.
Sırrı dökülmüş ayna gibisin, sana bakınca bir devlet adamı değil, illegallikten, ve yalakalıktan başka bir şey görmüyorum.
Siyasetin asıl başarısı, yalakaları ve yetersizleri beslemek değil, ülkeyi kontrollü bir şekilde ayrıştırmadan terbiye etmek ve gençleri geleceğe hazırlamak, saygın bir millet yetiştirmek, GEÇİMİ kolaylaştırmaktır...
Usta mimar Turgut Cansever hocamız der ki; Bir şehri imar ederken, bir nesli ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil o şehri tahrip eder..
İnsanı yaşat ki DEVLET yaşasın..Şeyh Edebali
İnsanlık önce Doğaya ve çevreye saygıdan başlar.
İnsanoğlu doğadan yararlanırken doğa ile uyumlu olmalı, tüketirken üretmeyi bilmeli..
Sordum geçen zamana
çözüm ne diye..?
Dedi; Senin durumun beni ilgilendirmez.
Çekil önümden, bırak geçeyim.
Kaliteli bir yaşam için, algılar olgular ile ayrışmalı, kutuplaşmadan vazgeçmeli, kargaşaya son verilmeli güç birliği oluşturulmalıdır.
Kimse öteki değil, o senin eksikliğin, HÜSNÜ KURUNTUN dur.
Bakış açınızı değiştirirseniz, baktığınız şeylerin değiştiğini göreceksiniz. Fikirler esnek olmalı kemik değil.
Antenlerin frekans alması için bazen uydu fırlatmak lazım, aklın yörüngesine...
Necati KÖSE



