Ailem, 1970’li yılların ortasında Markasor (Dokuzkaya) köyünden, sosyo-ekonomik sebeplerden dolayı önce Adana’ya sonrasında da İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştı.

Ata toprağımız olan Markasor, Arpaçuğur mevkiinden başlayarak vadi boyunca kurulu 7 farklı mezradan oluşuyordu.

Ailemin yaşadığı “Uşenu” bölgesi de yukarı Markasor’daydı. Malum sebeplerden dolayı 1993 yılında son aile de köyden göç etmek zorunda bırakılmıştı. Köylerimize girişler uzun yıllar boyunca güvenlik gerekçesiyle ancak özel izinle mümkündü. Yasak, 2021 yılında kaldırıldı.

Yasak kalktı lakin köye gidip gelmek çok zorlu bir çabayı gerektiriyor. Öncelikle köyümüzü dış dünyaya bağlayan asma köprümüz, 1993 yılında kesilerek yok edildi; yani köye giderken ilk engelimiz köprüsüzlük. Pülümür Çayı’ndan karşıya geçerek ilk adımlarımızı atmamız gerekiyor. Pülümür Çayı’nın debisinin düşük olduğu dönemlerde karşıdan karşıya geçmek bir nebze rahat olsa da debinin arttığı dönemlerde bunu yapmak mümkün değil. Çay, yaz mevsiminde sıcak olsa da diğer mevsimlerde geçmek zorunda kaldığınızda son derece soğuk. Hele de bin bir renk çiçeğin açtığı, doğanın yeniden uyandığı ilkbahar mevsiminde gitmek isterseniz suyun debisinden bunu yapmanız mümkün değil.

Demem o ki, bizler neden köyümüze gitmek için paçalarımızı sıvamak zorunda kalıyor, keçi yolu diye adlandırılan patikaları arşınlamak zorunda kalıyoruz. Neden bu kadar zorlu bir yolculuk yapmak zorunda bırakılıyoruz.

Markasor, yolu olmayan, köprüsü dahi olmayan Anadolu’daki onlarca köyden sadece biri belki. Ve insanlar, o köylere gidebilmek için insan haklarına aykırı, aşağılama sayılabilecek şekilde yarı çıplak olarak karşıya geçiyorlar.

Teknoloji, uzay, robotik çağ dediğimiz bu dönemde artık bizim de bir köprümüz, yolumuz olsun demek çok fazla olmasa gerek. Bizler de herkes gibi istediğimiz zaman ata topraklarımızı ziyaret etmek, mezarlarımızın başında bir dua etmek istiyoruz. Bu ülkenin sahip olduğu maddi imkanlar basit bir köprü ile yolu yapmaya yeterli diye düşünüyoruz.

NURCAN GEZER -MURAT KARABULUT