Kişinin hayatı düşüncelerinin rengine bürünür.

Buzdolabını açtın limonu çıkardın tezgâhın üzerinde ikiye böldün yarım limonu ağzına götürerek tamamını sıktın ve yuttun, bak ağzın sulandı. Şu an yutkunuyorsun peki ağzına limon sıkmadığın halde niye ağzın sulandı? Düşündün çünkü beyinde limonun ekşi olduğuna dair kayıt var, o kayıt bilince sinyal gönderdi ağzına limon sıkıldı diye, tükürük bezleri aldığı emir üzerine salgı yaydı ağza. Burada eylem yok sadece düşünce var, düşünceyi meydana getiren de beynimizde ki kayıtlardır.

Beynimizdeki kayıtların acaba kaynağı orijinal mi? Yoksa marjinal mi?

Üniversite Mezuniyet töreninde Rektör öğrencilere soruyor, bu uzun eğitim maratonunda okulumuz sizlere ne kattı?

Valla hocam borçtan başka bir şey katmadı, bizden icatçı çıkmaz, çıksa çıksa montajcı çıkar. Çünkü eğitmenlerimiz orijinal değildi, ahbap çavuş ilişkisi ile göreve başlamış marjinallerdi.

Sürekli ağlama duvarında dua ya gelen Yahudi’ye yandaki tablacı sordu, şu ana kadar dileklerin hiç kabul oldu mu? Yahudi cevap verdi, yok ya. Hiç biri kabul olmadı, sanki duvara söylüyorum...

Duvara söylüyorsun çünkü ibadet eylemin orijinal değil, seçtiğin kimseler az ötede Filistinli bebeleri katlederken bu katliama kayıtsız kalan hiç bir insanın duası kabul olmaz. Her insanın dünyayı iyileştirme ve güzelleştirme görevi vardır.

Duvara, ağaca, heykele, puta, saça, sakala, hırkaya, mum yakmaya, tütsü yapmaya, insan bedenine fiziki müdahalede bulunma, bedenden parça koparma, kırk ayinleri, kandiller, bu tür yapılan ibadetler mitolojiden gelen, kavim, pagan ve Şamanizm kalıntılarıdır. Bunlar eski çağlarda bilgiden yoksun insanların yaptığı ibadet türleridir. Bunların ilahi mekanda karşılığı yok. Bu ibadetlerin hiç birini kutsal kitabımızda göremezsiniz.

Bunlar gökten gelmedi yerde oluştu.

Olsa ne zararı var? Diyebilirsiniz. Var, bu eylemler kaynaktan saptırmak, dini sulandırmaktır.

Peki, bu kadar hurafe Ademoğlunun kayıtlarına nasıl girdi? çünkü;

Böyle buyurdu ZERDÜŞT (Frederik Nietzsche’nin kitabı)

Böyle buyurdu; Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlar, Mısırlar, Hindular, Mayalar, Aztekler, Aborjinler, İnkalar, Kızılderililer, Afrikalılar, Medler, Persler, Samiler, papualar, Anzaklar, Urartular, Bizanslar, Romalar, Selçuklular, Osmanlılar, Ruslar... vs.vs

Böyle buyurdu dünyada yaşayan eski kavimler. Dolayısıyla Dünya'da KAVİM kadar da din oluştu ve yeni nesiller bu dinlerin her birinden bir şeyler alınca, ortaya AŞURE bir Dünya dini ortaya çıktı.

Yapay zeka yeni mi var oldu? Kültürel mühendislik, kitlesel aşı, toplumsal yönlendirme çağlar boyu vardı, hatta yerleşim yerlerine kabilelere göre inançlar oluşmuştu.

Peki, bu oluşumlar dünyaya mutluluk ve huzur getirdi mi?

Tarihin hiç bir sayfasında getirmedi. Çünkü kökeninde gerçek din, eğitim ve Allah'a kulluk yoktu.

Kuran’da olmayıp Müslümanlarda oluşan, Şiilik ve Sünnilik kaydı beyinlerimizde ne zaman oluştu? Bu kayıt bize atalarımızdan miras kaldı.

Peki, atalarımıza bu ayrışma formatını kim attı?

Sünni ve Şii ayrımı peygamberimiz; Hz. Muhammed'in 632 tarihinde vefatıyla birlikte başlamıştır.

Muaviye ve peygamber kabilesi halifelik için çatışmasından sonra taraflar mezhepsel olarak ayrıldı, Peygamberimizin damadı ve amcası oğlu Hz. Ali (r.a) Taraftarları Şii, Muaviye taraftarları ise Sünni grup olarak ayrıştırıldı.

Kerbela olayından sonra peygamber torunu Hz Hüseyin'i katleden zihniyet, emrindeki topluluğu o dönem peygamberin yolundan götürmesi ve İslam’ı kusursuz temsil etmesi mümkün mü?

Peygamberimizin vefatından sonra aslında bütün İslam ülkelerinde din bir amaç değil, siyasallaştırılarak saltanat için araç olarak kullanılmıştır.

Peygamberimiz zamanında mezhep diye bir tabir yoktu, bu tür ayrışmalar günümüzdeki parti bölünmeleri gibi değerlendirilebilir, yani sorun koltuk kavgasıdır.

İslam kültürünü kullanarak, bu kültürü deforme eden, Emevi, Abbasi ve Pers (İran) kavimlerinin defolu kültürlerini din adına devam ettirenler günümüzde yok değil.

Peygamberimiz şu an yaşasaydı Bedevilere kullandığı cümleyi kullanırdı; İleri gitmeyen geriler..

Kökeni ve kaynağı olmayan dini yapay bilgiler, yapay uzuv gibidir. Takma bacak, takma kol, takma diş ve peruk gibidir, ufak bir zorlamada yerinden düşerler.

İnancı kaynağından öğrenmedikten sonra, cehaletini kutsamaktan başka nedir ki din?

Hangi yaşta olursak olalım kendimizi tamamlamaya çalışıyoruz, anlam arayışındaki bir hayat sürekli yapım aşamasındadır.

İlle de cennetlik görmek istiyorsan, Kuran’daki tarife bakacaksınız, tarih boyu insanlığı aydınlatan, İnsanlığa doğru yolu gösteren, (peygamberler) yaptığı icatlar ile hayatı kolaylaştıran, kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi kimseye yapmayan, insanlara bir şey öğretmenin peşinde koşan, okuduğu ve yazdığı kitaplar koltuğuna sığmayan orijinal insanlara bak. YAN SANAYİ marjinal şarlatanlara değil.

Toplumun geneline faydası olmayan, sadece bir kesimin mutluluğu için yapılan eylemler, NEFİS HASTALIĞIDIR..

İnsan düşünen, fikir yürüten, araştıran ve gerçeği bulmak için donatılan mantıklı bir varlıktır.

İşte Kuran'da ilk ayet Oku ayeti burada önem kazanıyor.

Alak suresi, vahiy bilgisinin insanı olgunlaştırmadaki önemini belirtmektedir.

Bakara 44- Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?

Dünyada en az okuma oranı Afrika’dan sonra İslam coğrafyasındadır, halen daha anlamadığı dilde Kuran okuyup sevap kazandığını zanneden insanlar mevcut. Kuran rehberdir navigasyondur, anlamadan yolunu bulamaz, sadece mitolojik hikayeler ile işittiklerini uygularsın.

Beyindeki kayıtlar mutlaka mantık süzgecinden geçirilmeli, mantığa aykırı marjinal tüm kayıtlar, beyni gereksiz meşgul etmemesi için delete tuşuna basılarak hafızadan silinmelidir. Gerçek bilgi ile donatılmış programların formatları atılmalı.

Ahlaki değerler son yıllarda o kadar çürüdü ki kokudan geçilmiyor, ama gel gör ki..! Âdemoğullarının bir kısmı bu kokuya alıştı, Cennetten kovulan insan şu an Dünyadan da kovulma adayı, çünkü ilahi kuralların ihlal edilmedik maddesi kalmadı.

İnsanın ruhsal, zihinsel ve ahlaki yönden sağlıklı olabilmesi için temel evrensel değerlere sahip olması ve bu değerleri benimseyerek davranışlarına yansıtması gerekir. Esasen hem birey hem de toplumun barışı huzuru ve mutluluğu, ahlaki değerlerin varlığına ve yaşatılmasına bağlıdır.

Allah’ın kendisine nasıl baktığını önemsemeyen, Allah katında önemsiz ve değersiz olur.

İbadet nedir?

Yaratılış amacına uygun her hareket ibadettir.

Başka hiç bir canlıya zarar vermeden, doğaya ve insanlara saygılı, Evrensel nizami yaşam çerçevesinde yapılan her eylem insanoğluna mutluluk getirir.

İnsanoğlunun yaşam kaynağı eğitim, ekmek ve eğlencedir.

Din AR dır, Ar da Ahlak

Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi karşıdakine yapmamaktır.

İnsanların en hayırlısı adaletli ve insanlara faydalı olandır. Malın en hayırlısı Allah yolunda harcanandır. Vakfın en hayırlısı da insanların en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır.

Orijinallik ve marjinallik, çoğu zaman birbirine karıştırılan, ancak anlam amaç ve toplumsal etkileri bakımından farklı kavramlardır. Orijinal insan taklit etmeden, başkalarının kalıplarına sığınmadan objektif, sağlıklı düşünebilen ve ortaya koyduğu fikre bir anlam katabilen kişidir. Orijinallik topluma katkı sunar, yenilik doğurur ve gelişimi besler.

Marjinallik ise çoğu zaman toplumun genel değerleriyle bilinçli bir çatışma halini ifade eder. Vitrine gösterişe oynar, Marjinal birey, dikkat çekmek veya ayrışmak amacıyla alışılmışın dışına çıkabilir, genelde RİYAKAR’dır..

Sonuç olarak, orijinallik bir nitelik, marjinallik ise bir durumdur. Orijinallik kök salar, marjinallik çoğu zaman savrulur. Eğitimli ve bilinçli birey, marjinal görünmeye değil, orijinal olmaya talip olandır. Çünkü kalıcı iz bırakanlar, gürültü çıkaranlar değil, derinlik sunanlardır.

Vitrindeki yaşam maskelidir çünkü toplum, rol ister. İbadet ediyormuş gibi görün, güçlü görün, mutlu görün, başarılı görün… Maskeler bu beklentilerin sessiz anlaşmasıdır. Zamanla maske yüz olur, o orijinal yüz unutulur. İnsan kendine yabancılaştığını, özünü kaybettiğini ve izlendiğini fark edip vicdan muhasebesi yapınca anlar doğru yolda olmadığını.

Mitolojik insanların en büyük eksikliği, korkmak, güce tapmak ve akıl sağlığıydı, eğer güçlü ise hastalıklarına bile Tanrı diye taparlardı.

Din insanı özgürleştiriyorsa DİN’dir, korkutuyorsa ideolojidir... Prof. Dr. Hasan ONAT

Hiç merak ettiniz mi? İlk insanlar en çok neye gülmüştür?

Bir başka insanın düşüşüne gülmüştür.

Ne yazık ki günümüzün tasvirini tarihte bulduk, o günden beri her düşene gülüyoruz, seviniyoruz.

Ama bilmiyoruz ki. Mutluluğunu insanların mutsuzluğu üzerine kuranlar asla mutlu olamazlar.

Düşünceyi kalple çarptım

Sevgi çıktı,

Sevgiyi ekmekle topladım

Vefa çıktı,

Ekmeği vicdana böldüm

Adalet çıktı,

Sevgiyi emeği,

Vicdanı vefayı,

adaleti topladım..

İNSAN çıktı… Yaşar Kemal

Hakikat değişkendir sabit duran her düşünce yozlaşır ve yalnızlaşır, tıpkı bedenler gibi.

Unutmayın...! Gelecek yaşayanların elinde şekillenecek, izleyenlerin değil.

Gündelik yaşamlarını çok boş ve monoton tekdüze bulan insanlar kolaylıkla yozlaşır. Sosyal aktivitenin çok olduğu toplumlar yaşama her gün bir adım daha yaklaşır. Bir felsefenin bir tinin kutsamaları ve mutluluk vermeleri onların hakikiliğinin kanıtı değildir, nasıl ki bir delinin kendi sabit fikrinden aldığı mutluluk bu fikrin akla uygunluğunun bir kanıtı değilse.

Yaşamak zor bu gezegende. Çeşitli ayak oyunları ve din ile aldatılarak hakkı yenilen insanoğlu, hakkını aramaktan aciz ise, ömrü yaşamı izlemek ve kölelik ile geçer, çünkü insan hakkı ile birlikte onurunu da kaybeder.

Ortadoğu ülkelerinin duası kabul olsaydı, şimdi ABD’ye askeri üs kurmuşlardı, Ortadoğu’daki ABD üsleri kaç adet bilen var mı? ABD İslam ülkelerini hep bu üslerden vurdu, finansmanını da kendini Müslüman diye tanımlayan ülkelerden aldı.

Orijinal İSLAM bu mu?

Ortadoğu’daki sözde İslam kumda oynamak, hamakta yaylanmaktır.

( Samimi dürüst ahlaklı ve orijinal kişi ve kurumları tenzih ederiz)

Ali İmran 139. Ayet ne diyor;

Eğer (gerçekten) iman etmiş olsaydınız en üstün siz olurdunuz...

Araf 182- Ayetleri görmezden gelenleri, biz onları hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz.

İçini düzeltenin, dışını Allah düzeltir. Hz. Muhammed

Üstün olan İslam ülkeleri değil, Siyonizm’e ayak altı olan bu ülkelerdir. Demek ki uygulamada ihmallik ayetleri görmezden gelmek ve okuyup anlamamak var.

Peki, Kuran'ı kutsal bildikleri halde bu insanlar okuyup neden doğru yolu bulmazlar? Onlar uçkurunu düşünüp 72 Huri hayali ile oyalayıp dururlar.

Doğru duvar yıkılmaz.

Bütün dinlerde olduğu gibi, en büyük ibadet, okumak, öğrenmek ve öğretmektir.

Yaşamak nadir rastlanılan bir durumdur, bazıları sadece var olur... Oscar wilde

Delilik en büyük dokunulmazlıktır. İnsan onurlu yaşamalı, insan hakkını yiyenlere dişini gösterecek kadar da cesur olmalı. Hak verilmez alınır.

Matematiği zayıf olanların çıkarlarını kusursuz hesaplamaları ilginç değil mi?

Ekonominin kötü yönetilmesinin ceremesini halk çekiyor.

Dinin elden falan bir yere gittiği yok, giden emeğin, ekmeğin, geleceğindir.

Ne Budizm’de, ne Yahudilikte, ne de Hristiyanlıkta, halkın aldığı asgari ücretin yirmi katını alan vekil ve yönetici yoktur, ama adı İslam olan ülkelerde çoktur.

Hüseyin bin Mansur(Hallac-ı Mansur) Şöyle der.

Nefsine dikkat et nefsine..!

Eğer sen onu eğitmezsen, o seni rezil eder herkese.

İnsan ihtiyaçlarını ehlileştirecek kadar adaletli ve insan olmalı..

Orijinal eğitim alamayan ülkelerin çocukları icatçı yerine montajcı olunca, ülkeleri de emperyalizmin sömürgesi oldu.

Dünyanın kaymağını güçlüler yer, güçsüzler de ağaçtan, taştan, duvardan, çaputtan medet bekler.

Cenneti kendi sırtından bu dünyada yaşayanlardan habersiz, Cennet hayali ile yaşarlar. Cennetin kapılarının nasıl açılacağını bilmeden.

Çekilerek açılan kapıları iterek açmaya çalışmak insana hem zaman kaybettirir, hem de şapşal gösterir, bilmediğimiz konularda ısrar da aynı etkiyi yaratır, dikkatli yaşam, yaşama hayat, insana zeka ve itibar katar.

Çok bilgelikte çok acı vardır; bilgisini arttıran acısını da arttırır.

Umberto Eco

Bir yazarın bir okuru kızdıran sözleri, yazarın yazdığında değil, okurun kafasındaki yargı ve duygu çatışmasındadır.

Kırk yıllık doğru bilinen bilgiyi beyinden atmak kolay değildir, hele bu bilgi birde inanç hücreleri ile harmanlanmışsa..

Yaşamdan sürekli şikayetçi olmak, taşların yerine oturmamasından kaynaklanır. Onurlu bir yaşam için, hayret değil Gayret gerek...

Necati KÖSE