Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen katılımcılar Sanat Sokağı’ndan Belediye Yeraltı Çarşısı üzerine kadar yürüyüş gerçekleştirdi.

Burada Emek ve Demokrasi Platformu adına ortak açıklamayı Özcan Ateş okudu.

Alevilere yönelik saldırıların kesintisiz bir şekilde devam ettiğini söyleyen Ateş, “23 Kasım’dan bu yana Humus’un Akrama ve Muhacirin mahallelerinden Lazkiye, Tartus ve Hama kırsalına uzanan geniş bir hatta Alevi nüfusa yönelik saldırılar kesintisiz biçimde sürmektedir. Evlerin yakılması, sivillerin öldürülmesi, kadın ve çocukların kaçırılması ve barışçıl gösterilere ateş açılması; Alevi kimliğinin bilinçli bir hedef hâline getirildiğini ortaya koymaktadır. 25 Kasım’da on binlerce kişinin katıldığı protestolara yapılan saldırıda beş kişinin hayatını kaybetmesi ve çok sayıda kişinin yaralanması da bu şiddetin rastlantısal değil, doğrudan iktidarın kararıyla yürütülen örgütlü bir politikanın ürünü olduğunu göstermektedir. Mahallelerin işaretlenmesi, kimlik temelinde ayrımcılık ve cinsel şiddetin bir baskı yöntemi olarak kullanılması, Alevi topluluğunun sistematik biçimde savunmasız bırakıldığını açıkça ortaya koymaktadır” dedi.

SALDIRILAR SİYASİ YAPIYLA BAĞLANTILI

Saldırıların mevcut siyasi yapıyla da yakından bağlantısı bulunduğunu dile getiren Ateş, “Suriye’de yaşanan bu saldırıların ardındaki temel dinamik, iktidarın hukuku bilinçli biçimde devre dışı bırakarak toplumun güvenliğini mezhepçi ve cihatçı bir çizginin gereklerine göre yeniden şekillendirmesidir. Suriye’de hukuk hiçbir zaman tüm toplulukların eşitliğini güvence altına alan güçlü bir çerçeve oluşturmamış olsa da, Aralık 2024’te bu mezhepçi–cihatçı yönelime sahip iktidarın yönetime getirilmesiyle birlikte kırılgan yapı tamamen çökmüş; hakların keyfî ve ideolojik kararlara tâbi olduğu bir düzen kurumsallaşmıştır. Yasaların askıya alındığı, faillerin dokunulmaz kılındığı bu ortamda Aleviler sistemli biçimde savunmasız bırakılmış; en temel hakları her an ihlal edilebilir bir konuma sürüklenmiştir. Bu saldırılar yalnızca insanlık dışı uygulamalar değildir; uluslararası hukuka göre ağır savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamındadır” diye konuştu.

Yaşanan ağır tablonun bölgesel boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydeden Özcan Ateş, “AKP iktidarı, yıllardır izlediği mezhepçi dış politika, silahlı yapılara alan açan tercihler ve Suriye’yi derin bir kamplaşmanın içine iten müdahaleleriyle, bugün yaşanan ağır tablonun oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Colani gibi radikal unsurları meşrulaştıran, bölgeyi istikrarsızlaştıran ve çatışma iklimini derinleştiren bu politikaların, Alevi halkını hedef alan saldırıların koşullarını kolaylaştırdığı açıktır.

Tüm bu gelişmeler karşısında devlet aygıtının en temel sorumluluğu olan yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün bilinçli biçimde terk edilmesi, Alevilere yönelik zorla kaybetmelerin, cinsel şiddetin, toplu infazların ve kimlik temelli saldırıların önünü açmıştır. Bu durum, Alevi toplumunu hukuken korumasız bırakmış ve fiilen öldürülebilir bir konuma sürüklemiştir; yani en temel haklarının hiçbirinin artık güvence altında olmadığı bir rejim yaratmıştır.

Bugün yapılması gereken yalnızca yaşanan acıları kayda geçirmek değildir. Hukukun askıya alındığı, istisna hâlinin normalleştirilmeye çalışıldığı böyle bir dönemde; hakikatin görünür kılınması, dayanışmanın büyütülmesi ve saldırılar karşısında ortak bir iradenin oluşturulması zorunludur. Bu coğrafyada barışı ve güvenliği sağlayacak gerçek güç, halkların kendi iradesiyle kurduğu dayanışma, örgütlenme ve ortak mücadeledir. Alevi halkına yönelik saldırıların durdurulması ve kaçırılan sivillerin özgürlüğüne kavuşması, tüm toplulukların eşit ve özgür bir biçimde yaşayabilmesi ancak bu ortak iradenin büyümesiyle mümkündür.

Bu ortak iradenin büyütülmesi yalnızca bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur. Bu zorunluluk özellikle Alevi toplumuna yönelik saldırılar karşısında somut bir dayanışma, net bir tutum ve kararlı bir mücadele gerektirmektedir. Tüm devrimci demokrat kamuoyuna ve özellikle Alevi kurumlarına bu noktada önemli bir sorumluluk düşmektedir. Alevi halkını hedef alan sistematik ve vahşi saldırıları kendi gündemimizden asla düşürmeden; açık, kararlı ve örgütlü bir duruş sergilemek zorundayız” şeklinde konuştu.

TBMM’YE YÖNELİK TALEPLER ÖZEL BİR ÖNEM TAŞIYOR

Alevi kurumlarının Türkiye’nin birçok kentinde yaptıkları açıklamalarda TBMM’ye yönelik taleplerinin özel bir önem taşıdığının altını çizen Özcan Ateş, “Bu talepler, devletin sorumluluklarını yerine getirmesi için atılması gereken acil adımları işaret etmektedir: Meclisin gecikmeksizin bağımsız bir inceleme heyeti oluşturarak bölgedeki durumu yerinde değerlendirmesi, uluslararası soruşturma mekanizmalarını harekete geçirecek girişimlerde bulunması ve Alevi halkının güvenliğini sağlayacak insani koridorların açılması için diplomatik ve siyasi süreci derhal işletmesi gerekmektedir. Bu çağrının karşılık bulması, hem hukuki hem insani bir zorunluluktur.

Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak biliyoruz ki, halkların dayanışması, örgütlü mücadele ve hakikati savunma iradesi karşısında hiçbir zulüm ayakta kalamaz. Alevilere yönelik bu sistematik saldırıların karşısında durmak yalnızca dayanışma değil, insanlık onurunu savunma sorumluluğudur. Bu onuru koruyacak olan, halkların ortak mücadelesidir” ifadelerini kullandı.