“Tüm dünya benim ülkem”

Savaş olgusu üzerine,

“saldırganlık dürtüsünün” bir ürünü mü?

Savaş olgusunu ele alan birçok araştırmacıya göre savaş bireyde yer alan “saldırganlık dürtüsünün” bir ürünüdür. Freud'a göre saldırganlık, gerçekte insanın kendine yönelik olan yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesidir. İnsan diğer insanlarla savaşır ve onlara karşı yıkıcı davranışlar geliştirir, çünkü kendini yok etme isteği yaşam içgüdülerinin gücü tarafından engellenmiştir. Robert Andrey’in saldırganlık kavramının savaşma dürtüsüne dönüşmesi üzerine değerlendirmelerini Elitok’tan alıntı yaparak aktarmak istedim.

Amerikalı antropolog Robert Ardrey, bireysel saldırganlığın grup saldırganlığı biçimine dönüşmesini açıklarken, insanların topluca avlandıkları takdirde daha başarılı olduklarını fark edip, tıpkı sürüler halinde ava çıkan hayvanlar gibi davranmaya alıştıklarını ve ortak topraklar üzerinde iş birliği yaparak bir çeşit toplumsal organizasyonun temelini attıklarını ve işlerine karışan diğer insanlarla savaşma dürtüsünü kazandıklarını öne sürmektedir(Elitok). Savaş olgusu üzerine söylenenlerden yola çıkarak davranışın ilkel olduğunu zamanla kendini geliştirdiğini ve her defasında kendine bir neden bulduğunu göstermektedir.

Savaş olgusunu tetikleyen durumlardan savaşın etkilediği bireyler ve toplumlara bakıldığında ise kolektif belleğin en acı yaşanmışlıkları ortaya çıkmaktadır. Ölüm, yaralanma, temel ihtiyaçlardan mahrum kalma, belirsizlik, çaresizlik ve bunların sonucunda hayatta kalma dürtüsü ile bireysel ve topluluk halinde göç savaşın en önemli sonuçlarıdır. Kaba, barbar, vahşi güç ve çıkar, uluslararası ilişkilerin vazgeçilmezlerinden; dünya düzeninin sonucunu belirleyen, kimin iktidar kimin yönetileceğidir. ...

SAVAŞIN BEDELİNİ KADINLAR VE ÇOCUKLAR ÖDÜYOR

Erkeklerin kavgası, erkeklerin birbirlerine uyguladıkları, kurallarını kendilerinin belirleyip eyleme geçirdikleri ve ne zaman biteceğine karar verdikleri savaşlar en çok kadınları ve çocukları etkiliyor. Kadınlar ve çocuklar için savaşın anlamı; açlık, sefalet, yoksulluk, göç, cinsel şiddete uğrama ve ölümdür.

Savaşta, savaşın vahşetinden daha büyük bir "vahşet" diye bir şey yoktur. Sidney J. Harris

Savaşın olmadığı normal şartlarda bile eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren kadınlar ve çocuklardır. İsrail-Filistin çatışmaları, Afganistan, Suriye, Ukrayna savaşlarında İsrail-Hamas çatışmalarında korkunç görüntülerin odağında kadınları ve çocukları görüyoruz

Biliyoruz ki savaş bir insanlık sorunudur. Biliyoruz ki savaşlar kolektif belleğin en yıkıcı anılarını ( korku, dehşet, çaresizlik ve ölüm gibi kavramlar)toplumsal travmaların, büyük yıkımların ve kuşaklar arası aktarılan çözülmesi zor olan sosyal ve kültürel sorunların en önemli nedenlerindendir. Bu olumsuz olguların oluşturduğu travmaların arkasında kazanan toplumlar değil genelde politik erk sahipleri olmuştur.

Barışı savunmak kadın olmanın ya da erkek olmanın ve ideolojik tercihin ötesinde insani bir sorumluluktur. Virginia Woolf’un belirttiği gibi “bir kadın olarak benim ülkem yoktur, bir kadın olarak bir ülke de istemiyorum, bir kadın olarak tüm dünya benim ülkemdir” diyenlerdeniz...

Sosyolog Gülcan IRMAK