Yıl 1952 ABD Cargo uçakları Güney Kore, Çin sınırında bulunan ve karayolu ile ulaşım imkanı olmayan ABD üssüne paraşütlerle çeşitli yiyecek giyecek ve malzeme atmaktadır. Fakat paraşütler bazen rüzgar ters yönde estiği zamanlar bir kaç kilometre ötede medeniyetten habersiz ormanın içinde yaşayan vahşi kabilenin yerleşik alanına düşmektedir. Üsteki askerler de bu grup ile çatışmamak için bu malzemeleri onların almasına göz yumuyor.

Yıllar sonra o bölgeye belgesel çekmeye giden ekip yerel halkın bambudan yapılan uçaklara taptığını gözlemler.

İnsanoğlu varoluşundan bu yana sürekli kendini manevi bir güce teslim etme isteği doğmuştur.

Sizce yaradılış, bir mucize mi yoksa bir süreç mi?

Bu soruya cevap, kişisel bir yolculuktur.

Ama bilinçli ve sorgulamaya meyilli insanlar kendine sürekli şu soruyu sormuştur.

EVREN nasıl başladı? Hayat nasıl ortaya çıktı, biz neden varız?

Bu soru, dinî metinlerden bilimsel teorilere, felsefi tartışmalardan mitolojik anlatılara kadar geniş bir yelpazede ve günümüzde halen tartışılmaktadır.

Bu sorular hem dinin hem de bilimin ortak arayış alanıdır. Yaradılış konusu, inancın anlam dünyasıyla bilimin gözlem dünyasını birleştiren bir köprü gibidir.

Yaradılış, insan aklının en eski ve en derin sorusudur, nereden geldik, nereye gideceğiz? Bu soru, hem bilimin hem de inancın merkezinde yer alır. Evrenin başlangıcını anlamaya çalışan her düşünce sistemi aslında bu soruya kendi dilinde cevap arar.

Kimisi için yaradılış, Tanrı’nın iradesinin bir tezahürüdür, boşlukta yankılanan bir “OL” emrinin evreni var etmesidir. Kimisi içinse milyarlarca yıl süren kozmik bir süreçtir. Büyük patlama, yıldız tozları, evrim, bilinç… Her iki bakış da aynı hakikatin farklı yüzlerine dokunur ve şu sonuca ulaşır, varlık bir MUCİZE’dir.

İnsanın yaradılışı, organların mekanik işleyişi ve hayatta kalış ise henüz hiçbir aklın çözemediği bir bilmecedir. Topraktan gelen beden, yıldızlardan gelen atomlar ve sonsuzdan gelen bilinç…

Belki de insan, evrenin kendini fark eden gözüdür. Yani biz, evrenin kendi varlığını anlamak için kullandığı bir aynayız.

Din ilham verir, bilim ise gerçeği aydınlatır

Yaradılışın sırrı yalnız dışarıda, uzayda ya da kutsal metinlerde değil içimizdedir. Her nefes, her düşünce, her sevgi duygusu, yeniden bir yaratılıştır. Çünkü varoluş sadece bir kez değil, her an olur.

Belki de en doğru soru kim yarattı? değil, neden yaratılıyoruz? olmalı...

Bilim ve İman zıt değil, Tamamlayıcıdır.

Bilim nasıl sorusuna cevap arar; din ise neden sorusuna.

Bilim yaradılışın mekanizmasını açıklamaya çalışır, din ise bu mekanizmanın anlamını verir.

Bu iki alan birbirine rakip değil, aynı gerçeğin iki farklı yüzüdür.

Evrenin sürekli genişlediğini keşfeden Edwin Hubble, bu olgunun başlangıcı olan bir evren fikrini güçlendirdi. İlginç olan ise Kuran bu olayı Edwin den 1400 yıl önce Zariyat suresi 47 Ayette açıklamıştı zaten.

Göğü kudretimizle biz kurduk, şüphesiz biz genişleticiyiz, ifadesi yer alır. Bilim, evrenin genişlediğini ancak 20. yüzyılda fark ederken, bu bilgi Kur’an’da asırlar öncesinden bildirilmektedir.

Yaradılış ne sadece laboratuvarda incelenebilecek bir fizik olayıdır, ne de yalnızca kutsal metinlerde okunacak bir inanç meselesi. O hem aklın hem de kalbin ortak arayışıdır.

Evrenin varlığı, düzeni ve hayatın oluşumu, insanın anlam bulma çabasını derinleştirir. Belki de yaradılışın en büyük sırrı, her an yeniden yaratılıyor olmamızdır. Çünkü varlık, bir defalık bir olay değil, sürekli ilahi bir tecellidir.

Albert Einstein bu dengeyi şöyle ifade eder:

Bilim dinsiz kördür, din bilimsiz topal.

Gerçek bilgelik, bu iki alanı birlikte okumakta yatar.

Çünkü evrenin dili hem fizik yasalarıyla, hem de İlahi mesajlarla yazılmıştır.

La İlahe İllallah, bazı çevirmenler bu cümleyi Allahtan başka ilah yoktur, olarak çevirse de, bu cümle peygamberimizin o dönemki totemcilere bir sitemidir aslında, alın putlarınızı (Kabe den) ve düşün yakamızdan, çünkü la olumsuzluk ön ekidir illallah ise bıkkınlık anlatır.( Arapç’ da bir kelime 35 farklı anlamda kullanılabiliyor)

Milyon yıl önceki totemler günümüzde canlı olarak varlıklarını sürdürüp eğitimsiz kişilerin İNANÇ iradesine İPOTEK koyup sapkın ideoloji ve inançlarla kendilerini ahiret müteahhidi olarak pazarlayabiliyorlar maalesef...

Peygamberimiz gibi bu canlı totemlere müdahale etmek, Peygamber yolunda gittiğini iddia edenlerin asli görevi olmalı.

Geç kalınmış değil de, artık gerek kalmamış gibi olayları görmezden gelenleri bir gören var.

Uçağı yapanlardan mısınız, uçağa tapanlardan mısınız.?

Uçamayan varlıklarla uçmaya kalkmak gelişmemiş insan beyni ürünü yani zeka geriliğidir.

Bilimde bir kural vardır, Gelişmeyen her şey geriler.

İnsan bilmediğinin düşmanıdır.

Zumer Suresi 9. Ayet Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

İradesini eğitememiş kimsenin kendini geliştirmesi mümkün değildir, gelişmeyen irade tembellik üretir, tembellik yenilmesi gereken bir düşmandır. Tembellik vasat zihin yaratır, vasat olan bir zihnin dışa vurumu RİYAKÂRLIK’tır. Şeytanın TOTEM’lere, riyakarlara ve tembellere yaptıracak çok işi vardır. Henüz olgunlaşmamış beyinler bir işe giriştiği zaman zihni vesvese üretir, vesvese üreten beyin inanca alan bırakmaz, inanç olmayan beyin faydalı üretime geçemez, üretim olmayınca geçim sıkıntısı başlar, zihin körleşir asalaklaşır, asalaklıkta hırsızlığı tetikler.

İğne ucu kadar aklı olan bir insan, bu mükemmel dizaynın bir ustası olduğunu, başka IRK’ları yadırgamaması ve kutsal kitap Kuran'ı Kerim'in koyduğu yasakların kendi menfaatine olduğunu ve bu kurallardan, ne sarık ne sakal, ne peçe ne de kara çarşaf olmadığını bunların yerel kıyafetler ve gelenekler olduğunu, şişede sakal hırkanın veya başka cansız bir varlığın ibadet zannedilip öpülmeyeceğini bu totemcilik yani bambudan uçak olduğunu İDRAK eder.

Öğrenmek merak ve sorgulama yoluyla olur. Bilimi ve dini bilmeyenlerden öğrenmek, kendi beynini inkar ederek, askıda ekmek gibi, askıda beyin alma durumuna düşer.

İslam’ı Kuran harici Şamanizm, zerdüştlük, sebilik, muaviyelik ve tarihten gelen diğer Dinler ile harmanlamak, geri kalmışlığın, mantık dışılığın bir sonucudur. Bilgi çağında insanın kendini bilgi ile donatmadığının, güncellemediğinin yobaz olarak konfor alanını terk etmeyişinin bir göstergesidir. Her an yeniden Yaratan Allah'a en büyük saygısızlıktır.

Yanlışın arkası kalabalık diye doğruluktan ayrılarak saf değiştirmek, Yaradandan uzaklaşmaktır.

Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz, sanki bu gezegende yaşamayı becerebilmişiz gibi...Aldous Huxley

Dünyadayız ve gerçekleri öğrenmek zorundayız. Bunun başka tedavisi yok, burası egolu hüsnü kuruntumuz ile çalım satacak yer değil. Burası sorumsuzca yan gelip yatma, beyin yerine başka organları büyütme ve hariçten GAZEL okuma GEZEGENİ hiç değil.

Necati KÖSE