İnsanlığın evrensel değerlerini savunmak, Zazaca’ya karşı ve Zazaca’nın temel demokratik haklarını gözetmek bakımından geliştirilen yapıcı tutum ve alınacak tavırla mümkündür.
Günümüzde bir dilin, hangi sebeple olursa olsun tanınmaması insanlık için bir utanç ve insan hakları ihlalidir. Bir dile ideolojik ya da siyasi saiklerle “lehçe” yaftası yapıştırmak sadece dile karşı bir haksızlık ve saygısızlık değildir. Aynı zamanda o dili konuşan toplumsal kesime karşı da bir haksızlık ve saygısızlıktır. Dahası, bu tür tutumlar insanlığın evrensel kültürüne, ilerici ilkelerine ve temel insan değerlerine karşı son derece saygısız bir yaklaşımı ifade eder.
Bu tür yaklaşımlar kimden ya da hangi oluşumlardan gelirse gelsin, kesin bir şekilde reddedilmeli ve karşı çıkılmalıdır. Çünkü bu sadece bu tarz ilkel tutumlara maruz kalan dil ve kültüre karşı bir sorumluluk değil, aynı zamanda insanlığın ortak evrensel değerlerini savunma ve bunun pratik tutarlılığının bir göstergesidir.
Bugün yaklaşık olarak coğrafyamızda 8-10 milyon insanın konuştuğu bir ana dildir, ana dilimiz Zazaca. Fakat aynı zamanda her türlü çağdışı, siyasi-ideolojik dayatma ve asimilasyoncu politikalara en fazla maruz kalan dillerden biri de Zazaca’dır. Bir yandan tekçi-despotik rejimin kuruluşundan itibaren uyguladığı inkâr ve asimilasyon politikalarıyla “dil kırımı”na uğratılan Zazaca gerçeği karşımızda durmaktadır. Öte yandan, Kürtçe ile benzer bir kaderi paylaşmasına rağmen, Örgütlü-Kürt siyasi çevrelerinin Zazaca’ya karşı anti-demokratik, bilim dışı ve siyasi-ideolojik dayatmaları söz konusudur.
Bu iki anlayış, yani devletin inkârı ve Kürt çevrelerinin siyasi-ideolojik tutumu, özünde Zazaca için aynı sonucu doğurmaktadır: Bir dilin en temel, demokratik ve insani haklarının yadsınması ve onu temel yaşam damarlarından mahrum bırakarak tarih sahnesinden silmeye götüren bir sürecin önünü ardına kadar açmaktadır.
Bugün bu topraklarda temel sorun, mevcut rejimin tekçi zihniyetidir. Bu zihniyetin mağdurları sadece Zazaca değil, Kürtçe ve diğer diller de olmuştur. Ancak örgütlü-Kürt siyasi çevreleri, bu gerçeği görmezden gelerek Zazaca’ya karşı kendi ideolojik-siyasi hesaplarını dayatmakta ve inkârcı-asimilatik Lehçeci siyasetini sürdürmektedir. Oysa tam aksi bir tutum, yani Zazaca’yı tanıyan ve onun temel demokratik haklarını savunan yaklaşım, hem siyasi etik hem toplumsal ahlak hem de demokratik değerler açısından en doğru ve hakkaniyetli olandır.
Ne var ki dar milliyetçi ve tekçi ideolojik anlayışlar bu noktada baskın gelmektedir. Bu durum da sonuç itibarıyla tekçi, despotik ve anti-demokratik rejimin işine yaramaktadır. Kuruluşundan bugüne Kemalist rejim, bugün de AKP-MHP iktidarının elinde işlevsel bir aygıt olarak, baskıcı ve otoriter iktidar-rejim yapısını sürdürmektedir. Zaza halkına, temel demokratik kolektif haklarına ve ana diline karşı aynı inkârcı zihniyeti hâlâ devam etmektedir.
Bununla başa çıkmanın tek yolu, en geniş toplumsal kesimlerle birlikte ortak mücadeledir. Ancak bu birliktelik gerçek bir demokratik tutum ve herkesin olduğu gibi kendi ana dili, kültürel varlığı ve etnik kimliği ile tanınmasıyla mümkün olabilir. Başka türlüsü mümkün değildir.
Bu bağlamda, Zazaca’ya karşı alınacak tavır, Zaza toplumunun etno-kültürel meşru demokratik taleplerine ve demokratik haklarına karşı yaklaşımı belirleyen bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir. Başta Kürt siyasi çevreleri olmak üzere tüm ilerici, demokratik, sol, sosyalist, emek ve özgürlük yanlısı dinamiklerin tutumu, yalnızca bugünün değil, geleceğin de nasıl bir demokratik-toplumsal proje ve de demokrasi anlayışıyla inşa edilmek istendiğine dair en kritik göstergelerinden biri olacaktır.
Gerçek ve tutarlı, çoğulcu bir halk demokrasinin de bugünden somut nüveleri bakımından somut bir göstergesi olacaktır.
Zazaca’yı ve demokratik haklarını, Zaza halkının etno-kültürel kolektif toplumsal haklarını savunmak, her platformda müdafaa etmek temel bir insan hakkıdır.
Dahası temel bir insan hakkı olduğu kadar bu coğrafyadaki bütün ezilenlerin demokratik toplumsal geleceğini savunmakla eş değerde ve aynı zamanda gerçek yani ezilenden yana hakkaniyetli bir demokratik toplumsal dönüşüm ile buna ışık tutacak gerçek bir toplumsal demokrasiyi de tutarlı, ilkeli ve de devrimci-demokratik bir anlayışla savunmak demektir.
Ali Haydar ÇATAKÇİN



