Yüzyıllar boyunca krallar, rahipler, derebeyleri, sanayici patronlar ve ebeveynler, itaati bir erdem, itaatsizliği ise bir ahlaksızlık olarak dayatmışlardır.

Bu sözler Erich From’a aittir. Biz buna Türkiye Ortadoğu coğrafyasındaki hacı-hocaları, büyük sermayedarları, çevre talancılarını, ebeveynleri, otoriter parti ve örgüt liderlerini de ekleyebiliriz.

Avrupa ve Batı dünyası, düşünce alanında körü körüne itaati kısmen aşmış görünmektedir. Ancak Ortadoğu coğrafyasında lidere, örgüt insanına, dini önderlere itaatsizlik hâla erdemsizlik sayılmaktadır.

Alevi aydınların kamuoyuna sunduğu bildirge, itaati erdem gören çevreleri nedense şaşkına çevirdi; kimyaları bozuldu, dilleri sürçtü, uykuları kaçtı. Bir kişi anne kucağından, baba buyruklarından kurtulmamışsa, birey olarak “ben varım” diyememişse; düşünme ve hissetme yetisini geliştirmemişse, dayatılan otoriteye “hayır” deme cesaretini de göstermez.

Alevi, demokrat ve sosyalist aydınlar, tarihten kaynaklı İdris-i Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim ittifakını eleştiren bir bildirge yayımladı. Bildirge, barışa karşı değildir; asıl eleştirisi, Hızır Paşaların taştan ve demirden ittifakının referans alınmasıdır. Bu tarihi ittifak, küçümsenecek bir mesele değildir; sonuçları korkunç olmuştur.

İtaat eden kesimi iyi, etmeyen kötü sayıldığında haksızlığa uğrayanlar taş duvar, demir kapıyı zorlamak zorunda kalır.

Pir Sultan’ın dizesiyle:

Hızır Paşa berder eyledi

Kesti kollarımı kızak bağladı

İşiten muhipler hep kan ağladı

Açılın zindanlar pire gidelim

Kalenin kapısı taştan demirden

Kadılar, müftüler, otoriter liderler fetvalar yazarken; insan onurunu, hukukunu ve kişiliğini savunan aydınlar, barışı bozmak için değil, kalıcı barış, insan haklarını korumak için insanlığa açılan kapıları açmak ister.

Alevi felsefesinde şiddet hoş görülmez; sevgi merkezindedir:

Muhabet Uç’un dizeleriyle:

Hayranım sevgiye

Bir de muhtaçım sevgiye

Sevgi Musa’lara bir tur gibidir

İsalar’a bir yol gibidir

Muhammed’e bir nur gibidir

Cahile gizlenmiş bir sır gibidir

Ben sevgiyi dört mevsimde yaz bilirim

Dört kitapta yüz bilirim.

Ancak sevgiden yola çıkan birey, -İster Musevi, Hristiyan, Sünni, Alevi, Müslüman olsun- gücün itaati karşısında “hayır” diyebilir. Kişi, barışa değil, dayatılan yanlış ittifaklara, zorbalığa karşı gelerek özgür insan olabilir.

Alevi felsefesi, kimseyi ırkından, inancından ötürü ötekileştirmez. Pir Sultan’ın dediği gibi:

Ben bu dünyada üç güzel gördüm.

Birisi kalbimde durana benzer

Birisi Muhammet birisi Ali

Şu garip halimden bilene benzer

Sevgiden yola çıkmayan, güce itaat eden kişi, Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi “Bana ne oldu böyle?” diye sorar. Puslu havada, “biraz daha uyuyayım. Tüm saçmalıkları unutsam iyi olur,” der ama iş işten geçmiştir. Kişi, güce itaati erdem saydığı için çoktan böcekleşmiştir. Pir Sultan’ın deyimiyle

Ama artık koyun olup ses alır, sürüye katılır, kasaba sürülür.

Düzenin adamı, zorbanın kulu, itaatsizlik yeteneğini kaybetmiş, itaati farkında olmadan içselleştirmiştir.

Oysa şüphe etmek, düşünmek, sorgulamak ve gerektiğinde itaat etmemek yeteneği insanlık ve uygarlık için vazgeçilmez bir erdemdir.

Eğer sorgulama ve itaatsizlik devreye girmiş olsaydı:

-İdris-i Bitlisi-Yavuz ittifakı kırkbin Aleviyi katledebilir miydi?

-Birinci Dünya Savaşında yüzbinlerce Ermeni yalnızca Ermeni oldukları için sürülüp öldürülebilir miydi?

-Nazi Almanyası’nda milyonlarca Yahudi toplama kaplarında yok edilir miydi?

-Cumhuriyet döneminde binlerce mazlum Alevi, Kürt, Zaza haksız yere öldürülebilir miydi?

Histerik milliyetçilik kötüdür; kitle katliamlarına yol açar. Bu nedenle eleştiri meşrudur, gereklidir de.

Einstein, 1914-15 sonrası Alman aydın kesiminin milliyetçi histerisine karşı çıkmış, hümanizmi savunmuştur.

Aydın geçinen Kürt ve Türk milliyetçileri, itaati ve vesayeti erdem olarak, itaatsizliği de günah olarak görmemelidirler. Düşünceden de korkmasınlar. Düşünce devrimcidir, baltalayıcıdır; otoriteyi ve gücü umursamaz. Koyun gibi kasaba gidenlerin kafasına balta gibi iner, uyarır: “Aman ha, düşünmeden yürüme, yürürsen kasaba sürüklenirsin.”

Tarih boyunca düşünürler, kişilere ve kamuoyuna itaatsiz olmuşlardır. Onlar mantığa, insanlığa, doğaya itaat eder. Çünkü mantık, insan ve doğa sevgisi evrenseldir; milliyetçiliği aşar. Onların ülkesi otorite ve milliyetçilik değil, dünyadır, hümanizmdir.

Bu anlamda yolumuz barış yoludur, sevginin ve hümanizm yoludur.

Kul olayım kalem tutan ellerine,

Allah’ı seversen katip, hallerimi böyle yaz.

Sevgi ve barış umuduyla.