Yerleşim dokusu hiç kuşkusuz bir yerleşim yerinin kimliğini belirleyen temel unsurlardan. Yerleşim dokusu denince de o yerleşime ait yapılar akla gelmekte. Bu yapılar içerisinde yerel mimarinin özelliklerin yansıtan, otantik somut etnografik malzemeyi bünyesinde barındıran ya da yerel tarih için önem arz eden yapılar, o yerleşimin mimari ve görsel hafızası olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu durum sadece şehir ve kasabaların yerleşim dokuları için değil, kırsal alanlardaki köy ve mezralarımız içinde yer alan geleneksel köy evlerimiz için de geçerli. Coğrafyamızdaki türbe, kilise, cami gibi dini yapıların yanı sıra sivil mimariye ait tarihi köy evleri de bu kapsam içerisinde düşünmek gerekiyor. Ne yazık ki pek çok tarihi ev ve konağımız bakımsızlıktan ya da işlevsizlikten dolayı geçen zamana yenik düşüyor. 

Dersim’in kasaba ve kır yerleşimlerindeki geleneksel ev yerleşimlerine ilişkin kapsamlı bir araştırmanın konusu şimdiye kadar ne yazık ki olamamıştır. Kerpiç ya da taş örgülerden yapılan geleneksel ev yapılarımızın kendi aralarında bazı farklılıklar taşıdıkları gözlemlenebilmekle beraber, bunun nedenlerini tam olarak bilemiyoruz. Belki sınıfsal, belki de inançsal ya da belki de pratik ihtiyaçlarla bağlantılı olarak ev inşa malzemesi ve tekniğinde benzerlikler olduğu kadar azımsanmayacak farklılıklar da göze çarpıyor. Ayrıca modern dönem öncesi evlerimizin çeşitli bölümlerinin farklı amaç ve işlevlerle kullanıldığı açık olmakla birlikte, söz konusu bu yapı bölümlerinin yerelde konuşulan dillerdeki karşılıkları ve eve ait ocak, ambar, kiler, niş gibi unsurların özellikleri hakkında elimizde derli toplu bir veri seti ne yazık ki bulunmuyor. Bu nedenle maddi kültürümüzün önemli bir öğesi, bu evsel kültür içerisinde hayat sürmüş büyüklerimizin de hayattan kopmasıyla hafızalardan silinme tehlikesi yaşıyor. Kültür dediğimiz kavram içerisinde müzik ve yöresel yemekler olduğu kadar yaşamların sürdürüldüğü evsel, kamusal ve dinsel yapıların oluşturduğu mekanlar da önemli yer tutar.

Geleneksel sivil mimarinin cisir ve keran denen ahşap hatıllarla güçlendirilerek yapıldığı ve tavan örtüsünün de yine bu ahşap kalasların yatay olarak konularak oluşturulduğunun farkındayız. Keza bu tekniğin Önasya’da tarih öncesine değin uzanan bir ev yapım şekli olduğunu yapılan araştırmalar ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra bazı evlerin tütenlikli denilen ve Muhundu (Darıkent) Baba Mansur ziyaretinde de görülebileceği üzere inançsal bir bağlam kazandırıldığını not etmek gerekir. Yöremizdeki tütenlikli evlerin sayısı ve özellikleri hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmiyor.  

Geleneksel ev ve konaklarımızın korunması ve gelecek dönemlere bunların ayakta kalabilmesinin sağlanması hiç kuşkusuz önemli bir maddi kaynak gerektiriyor. Bireysel olarak böyle masrafları karşılanmasını mülk sahiplerinin hepsinden beklemek tatlı bir hayalden ötesine geçemeyecektir. Öte yandan bu tip restorasyon ve konservasyon çalışmaları için ulusal çapta bir fon bulmak neredeyse imkânsıza yakın. Tüm bu nedenlerden dolayı söz konusu mimari yapılarımızı koruyabilmek olası görünmüyor. Ancak kültürel değer taşıyan yapılarımızı yıkıma uğramadan önce belgeleyebilmek kanımca daha gerçekçi bir yaklaşımı ifade ediyor. Hem sivil ve hem de dini yapılarımızın belgelenmesi toplumsal geçmişimizi yeniden kurgulamamıza sağlamasına olanak sağladığı gibi yüzyıllar boyu süren kültürümüzün en önemli parçası hakkında bilgi dağarcığımızı arttırarak geleceğe bunları aktarabilmemizin bir yöntemi olacaktır. Geleneksel yapılarımızın çizimlerinin yapılması, fotoğraflanması, mimari özelliklerinin kayıt altına alınması ve kültüre yansıyan taraflarının açığa çıkarılması, tarihimize ve kültürümüze yönelik bir sorumluluk, bir borç olarak karşımızda duruyor. Bu konuda yerel ve mülki idarenin sorumlulukları hiç kuşkusuz bulunmaktadır. Bundan daha önemlisi kolektif kimliğimizin önemli bir parçasını oluşturan, geçmişle bağ kurmamızı sağlayan geleneksel yapılarımız, sizce de sivil toplum kuruluşlarının, iş adamlarımızın ve belli bir bilince ulaşmış duyarlı hemşerilerimizin ilgisini hak etmiyor mu?