Sarp dağların eteğinde bir Kızılderili kabilesi yaşamaktadır. Bir gün beyaz adamlar gelir, yüksek dağa çıkmak istediklerini yerlilerin şefinden kendilerine rehber vermesini isterler. Bu istek belirli bir ücret karşılığı kabul edilir. Şefin görevlendirdiği üç kişi beyaz adamlar ile birlikte başlarlar zirveye tırmanmaya. İlk iki gün verdikleri kısa molaların ardından hızla zirveye doğru yol alırlar, üçüncü gün Kızılderililer gözleri kapalı olarak hiç ses çıkarmadan öyleNce otururlar. Bir saat onları bekleyen beyaz adamların sabrı taşar.
Pardon noldu ne yapıyorsunuz? Neden boşuna zaman kaybediyoruz? deyince, ekip başı Kızılderili tek gözünü aralayarak siz de oturun ve bekleyin, niye? Bedenimiz zirveye doğru çok hızlı yol aldı, ruhumuz geri kaldı, DENGE’mizi bulmamız için, ruhumuzun bedenimize yetişmesini beklememiz lazım, yoksa yolumuzu kaybedebiliriz.
Bir düş içinde yürürdük gözlerimiz açık, kaybolmuş bir çağın hayaletleri gibi...Franz Kafka
Bedenin Ruhu
İnsan, yalnızca etten ve kemikten oluşan bir varlık değildir. Beden, gözle görülen yönümüzdür, ruh ise görünmeyen ama hissedilen tarafımızdır. Beden yürür, ruh ise yolun anlamını arar. Beden yaşlanır, ruh ise öğrendikleriyle olgunlaşır.
Akıl tedbirdir, kader ise takdir, biri sınırlıdır, öteki sonsuz, şimdi söyle Ömer Ağa sınırlı sonsuza ne kadar denktir...Ömer Özmen
Ruhun hangi renkteyse dünya o renge bürünür.
İnsan şerefli bir varlıktır.
Çünkü üzerinde Ruh ve Nur taşır.
Kâinatın en önemli varlığıdır.
Bir beden, ruhundan uzaklaştığında sadece biyolojik bir makineye dönüşebilir. Nefes alır, çalışır, yer, içer, gezer, fakat yaşadığını hissedemez. Ruh ise bedensiz bu dünyada kendini ifade edemez. Bu nedenle beden ve ruh, birbirini tamamlayan iki dost gibidir. Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Modern çağ, bedenin ihtiyaçlarını fazlasıyla önemserken ruhun sesini çoğu zaman bastırmaktadır. Daha güzel görünmek, daha çok kazanmak ve daha hızlı yaşamak uğruna insan iç dünyasını ihmal edebilir. Oysa ruh, sevgiyle, merhametle, doğrulukla, düşünmeyle ve anlam arayışıyla beslenir. Ruh aç kaldığında beden sağlıklı görünse bile insanın içinde tarif edemediği bir boşluk oluşur. İşte bu boşluk Yaradan ile iletişim eksikliğidir.
Gerçek denge, beden ile ruhun uyumunda saklıdır. Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuza da göstermeliyiz. Kitap okumak, tefekkür etmek, iyilik yapmak, çevreyi temizlemek, ağaç dikmek, doğayla buluşmak, müzik ve vicdanın sesini dinlemek, boşluğu dolduran ruhun nefesidir.
Belki de insan olmanın en büyük sırrı şudur. Beden bize dünyada nasıl yaşayacağımızı öğretirken, ruh neden yaşadığımızı hatırlatır. Bu iki emaneti dengede tutabilen kişi, yalnızca uzun değil, aynı zamanda anlamlı bir hayat sürer.
İşte hayatın sırrı; SİZ BİR ALEMSİNİZ
İnsanı bedenen ameliyat için uyutmak, Ruhen ameliyat için ise uyandırmak gerekir...Tolstoy
Gerçek özgürlük, bedenin arzularına esir olmamakla başlar. Çünkü beden bir binek, ruh ise yolcudur.
Bedenin bindiğin eşek, dizgin sendeyken ahire gidersin, ama işi eşeğe bırakırsan ahıra gidersin...Mevlana
Bedenin de, ruhun da gerçek manada özgürlüğe ihtiyacı vardır, eğer bu ikili baskı altında ve mücadele ruhu teslim olmuşsa, ruhunu incitmiş ve satmış olursun...
Ruhun kara zindanlara hapsolduğu demde,
Hayvan gibi ruhsuz dolaşan gövde yıkılsın...Osman Yavuz Arat
Bedenini satanlar malum, peki Ruhunu satmış ne demek?
Ruhunu satmış, bir kişinin çıkarları, para veya güç için, inancından, doğrularından, değerlerinden ve vicdanından vazgeçmesi demektir.
Alt yapısı olmayan fikirler hayat bulamaz, rütbe olgunlaşma ile olur, saldırganlığımız eksikliğimizdendir.
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür sevmekten, sevilmekten kaçanlar, siyahı beyaza tercih edenler.
Bedenini ihmal etme, ama ruhunu da unutma. Çünkü insanı insan yapan, bedeninde taşıdığı ilahi emaneti fark etmesi ve onu saygı, sevgi, hikmet ve kullukla olgunlaştırmasıdır.
Evren canlı ve temel kanunlara itaat etmekte.
Antropik ilke: Evrende yaşamı var etmek için tasarlanan mucizevi oluşum ve karışımdır.(oksijen, azot, hidrojen oranları)
İnsan doğası gereği doğaya sahip çıkmalı, çünkü bedenin de ruhun da bu karışıma ve doğaya ihtiyacı var.
Üçüncü dünya savaşı doğa ile olacak ve insanlığımız doğmamışsa uygarlığımız yok olacak...Azra Kohen
Bedenimde değil ruhumda sızı.
Tecavüz edilen çocukların, Ruhu incitilen emeklilerin, darp edilen kadınların, hayvanların bulunduğu toprakların huzuru bulması mümkün değildir.
İngrid Bergman'a sormuşlar, gidişat çok kötü, dünya nasıl kurtulacak?
Utanç demiş Bergman, dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir.
Çünkü utanmak kibir denilen en büyük günahın panzehridir, yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir.
Başını öne eğebilen, yüzü kızaran, özür dileyebilen insanları görmeye ihtiyacımız var...
Utanmak AR dır, AR da inanç ..
Bu günün insanı kendini yalnız hisseder, çünkü artık doğayla bağ kuramamaktadır, ağaçları bitkileri gözetlemiyor, akan nehirleri dinlemiyor, tırtıl ve tosbağa ile dertleşmiyor, balık ile beraber yüzmüyor, duymuyor onlarla konuşmuyor, kopan bu bağlar sonucu besleyici duygusal enerjiyi kaybetmiş oluyoruz, kaybolan ruhumuzu karanlık bir oda da arıyoruz, oysa karanlık oda boş, ruhunu bulamayan insanoğlu MİT ler ile uğraşıyor.
(Mitler -- kuşaktan kuşağa yayılan, toplumun düş gücü etkisiyle zamanla biçim değiştiren, DİN, inanç biçimi)
Kutsal Berber
Zamanın birinde Hindistan’da kutsal bir berber varmış, kim saçını omuzuna kadar uzatıp ta gelip bu berberde saçını kazıtırsa, saçlarının kılı kadar sevap kazanırmış.
Meğerse berberin oğlunun Newyork’ta perukçu dükkanı varmış....
Girme o nehir pislik akıyor dedim, Kutsal GANJ nehri pislik tutar mı? dedi.
Hindistan’da neden bu kadar din çeşidi var? Dedim, iki milyar insanı başka nasıl yönetebilirsiniz ki dedi.
Din boş beyinlerin afyonu, sorgulayan beyinlerin ışığı, düşünen beyinlerin sıçrama noktasıdır...Bone Dea
ASYA Dinleri
Asya dinleri; İslâm, Budizm, Hinduizm veTaoizm
Rakım yükseldikçe akıl ve medeniyetten uzaklaşmış insanoğlu, rakım deniz seviyesinden yüksekliktir, ülkeler incelendiğinde en olgun akıl deniz seviyesinde kalmış, çünkü en fazla oksijen deniz seviyesindedir, rakım yükseldikçe oksijen azalır, bu durum insanların kan değerlerini olumsuz etkiler, bu alanlarda nüfus yoğunluğu azdır, rakım yükseldikçe eğitim imkanları kısıtlıdır, onun için buralarda genelde din adı altında FEODAL yapılar hüküm sürer..
Peki, feodal yapı kurbanı mıyız?
Unutmayın anlamadan Arap harflerini tekrar etmek Kuran okumak değildir. Bu harfleri tekrar edipte sevap kazandığını zannedenler feodal yapı kurbanlarıdır, kalkmış atasından mahalle baskısı sonucu öyle görmüş. Okumuş ama anlamamış, anlamayınca da istismarcıların kurbanı olmuş.
Yalan ruhun zehridir, yalan insanı paspas eder, yalan toplumun ruhunu incitiyor, hayır bereketi yok ediyor, yalana yaltaklık edenlerde yalancılar kadar günahkardır.
Hac Suresi 30. ayet, Allah'ın koyduğu yasaklara ve hükümlere saygı duymanın önemini, helal kılınan rızıkları ile putlardan ve yalan sözden uzak durulması gerektiğini bildirir.
Kurban zihniyeti nedir?
Kişinin kendini sürekli mağdur, çaresiz ve olayların kontrolünden yoksun görmesidir. Bu yapıda birey sorumluluğu hep dış etkenlere yükler, sorunlarını çözmek için adım atmaz ve başkalarını suçlar.
O kadar kuran okudum, ne öğrendim? diye kendini SORGULA ve aşağıdaki soruya cevap ver.
Kalu Bela Nedir?
Bütün feodalistler insanın fosilleşmiş alışkanlıklarından oluşmuştur. Feodal bir yapı içinde olanlar cehaletini kutsadığının farkına bile varamaz. İnsan bilmediği bir şeyin esiridir.
Bir toplum ne kadar gerçeklerden uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden de o kadar nefret eder. Siyonizm’in aparatı olmuş zamane Arap yöneticilerinin vatandaşı, aparatı olmak ne kadar kötü bir durum.
Dünyada hangi dağları aşmış olursan ol,
Aklın takılıp düştüğün taşta kalıyor...Cahit Zarifoğlu
Kalu Bela, Dünyanın yaratılmasından önce ruhların toplandığı yeri ifade eder.
Araf Suresinin 172. ve173 ayetleri kapsamında Allah ile ruhların arasında geçmiş olan konuşma aktarılır.
Kıyamet Suresi 13 Ayet der ki - O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa sorulacak.
Aristo amca siz nasıl filozof oldunuz? Her şeyden şüphelenerek yavrum.... Konforundan vazgeçmeyen insan miskinliğe, çirkinliğe ve sömürüye davetiye çıkarır.
Peki, bu dünyada ne gördün?
Mucize gördüm, dalında envai türlü meyveyi, kokladığım çiçeği, kovaladığım böceği,
Yeryüzünü gördüm.
Kabayı inceyi, gündüzü geceyi, ağzımdaki heceyi, yıldızların parlayışı, güneşin yakışını, aklımın almayışını gördüm, balıkların yüzüşünü, bulutların süzülüşünü, gürültüye bakınca gökyüzünü gördüm, gör gör bitmedi, arının ağzında da balı, kuyruğunda zehri gördüm, yeraltında suyu, madeni gördüm.
Görmezden geldiğim bana küstü, oda yılandı.
Sonra bunları Yaradanı sezdim.
Meğer hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştı.
Şimdi her şey ruhumda salkım, bırakın oda bende kalsın.
Görmezden geldiğimiz her şey dengemizi bozar, Bedenin ve Ruhun dengesini sağlayabilmek için, önce dengeli ve mantıklı görmek, düşünmek gerek.
Yöneticilerin dengesizliği toplumunda dengesini bozar. Trump ve Natenyahu’nun dünyanın dengesini bozduğu gibi.
İnsanlar yönetimden korktuğu zaman zorbalık, yönetim insanlardan korktuğu zaman özgürlük vardır...Thomas Paine
Kalp Gözü
İnsanın sadece dış görünüşü değil, olayların hikmetini ve manevi yönünü de fark edebilmesidir.
Doğruyu yanlıştan ayırt etme, ince sezgi ve derin anlayış anlamına gelir.
Kalbin iman, güzel ahlak ve iç arınmayla daha berrak hale gelmesiyle geliştiği ifade edilir.
Elde tespih değil.
Madde olarak ilk yaratılan kalem olacak, kalem defter ve kitap olacak.
Ruh ile beden dengesini sağlayamayan insanlar sadece bedenin nefsine hizmet eder, yani yer, içer, gezer, ama RUH'u açtır.
Ruhu aç olan bir bedende pislik üreten biyolojik mekanizmadan ileri gidemez.
Bir insanın bu dünyadaki huzuru ve öte alemdeki sonsuz saadeti, dupduru bir niyete, yatışmış bir kalbe, ve dingin bir ruha sahip olmasına bağlıdır.
Ruhu bedeninden şikayetçi olan toplulukların, Meselâ Lüt Kavmi, Nuh Kavmi, Ad Kavmi ve Semud Kavminin
HELAK olmasında mutlaka hayır vardır.....
Necati KÖSE