Soluk mavi nokta Gezegenindeki hayatın varoluşundan bu yana İnsanoğlunun Dünya'da ki Ayak İzleri ve ritüelleri:
Şu noktaya bir bakın.
Voyager 1'in 6 milyar kilometre uzaktan çektiği Dünya fotoğrafı üzerine kibrimizi ve evrendeki yerimizi sorgulayan en ünlü insanlık alıntısıdır:
Şu noktaya tekrar bakın.
İşte burası. Burası evimiz. Burası biziz. Sevdiğiniz herkes, tanıdığınız herkes, adını duyduğunuz herkes, olmuş geçmiş tüm insanlar, hayatlarını burada geçirdi. Dünya, engin bir kozmik arenada çok küçük bir sahnedir... Soluk Mavi Nokta kitabından...Carl Sagan
Evet, tamamımız Kainatta sadece bir noktayız.
Bu döngüsel dünyada sürekli bilenler ölüyor, bilmeyenler doğuyor.
Ama hayatta dört yanlış bir doğruyu götürmüyor, her yanlış bir doğruyu öldürüyor.
İnsan, sadece yaşayan bir varlık değil, neden yaşadığını sorgulayan tek varlıktır, insan hayatın anlam arayışında sorguladığı kadar gelişir.
Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da , içerde çaresiz bir mücadele ile debeleniyorum...Osamu Dazai
İnsan, kendisini çoğu zaman milletiyle, diliyle, diniyle ya da yaşadığı coğrafyayla tanımlar. Oysa uzaydan bakıldığında ne sınırlar görünür ne de bayraklar. Mavi bir küre üzerinde yaşayan milyarlarca insan, aslında tek bir kabilenin üyeleridir:
Geçmişten Geleceğe
Uzak tarihi Ortadoğu tarihçileri pek bilmez, onlar hep yakın tarihten bahseder, Uzak tarihi İngiliz Tarihçilerden öğrenebilirsiniz, çünkü sömürgeci İngilizler Dünyadaki bütün tabletleri ve kütüphane kitaplarını kendi ülkelerindeki Britanya Kütüphanesine götürmüşlerdir...
Britanya Müzesi (British Museum) İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan ve insanlık tarihine adanmış dünyanın en büyük müzesidir. 1753 yılında kurulan müze, dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca esere ev sahipliği yapmaktadır.
Dünya da 72,5 millet değil çok fazla sayıda millet gelmiştir, bunlar arasında cinsel organını bereket tanrısı olarak taşlara işleyenlerde olmuş, yaptığı putlara, ineklere, farelere tapanlarda olmuş, kabilesinde sakat ve yaşlıların tüketici olduğu için yatırıp kesenlerde olmuştur, evet halen daha Amazon kabilelerinde yaşlı ve sakat göremezsiniz. Bu kabilelerde çocukların annesi bellidir ama babası belli değildir, kabilede her baba bütün çocukları kendi çocuğu görür.
Her kabilenin dini ritüelleri farklıdır, en fazla ve en yaygın olan ritüeller ŞAMANİZM ‘ir. Şamanizm kalıntılarını halen günümüzde bütün dinlerde görmek mümkün. Ağaçlara çaput bağlamak, mum yakmak, kurşun dökmek, büyü efsun okumak ve kırk ayinleri gibi çoğaltılabilir.
Bir kabilenin tanrısı diğer ( Hint ineği) kabilenin kurbanı olabiliyor.
İnanç adına ne ararsan var, bu inançları oluşturanların ortak özelliği hiç biri okur yazar değil.
Birçok kabile halen daha geçmişte yaşar, çünkü geçmiş onların vatanı olmuş, tedavülden kalktıklarının farkında bile değiller.
Bir insan dahil olduğu dinin kurallarını ihlal ederse, ateist olmuş veya olmamış fark eder mi?
Dünya Hali
Normal insanlar kötülük için yaşamaz, her canlı organizma gibi kendini yaşatacak ortamı bulmaya çalışırlar.
İnsan olmak yalnızca var olmak değil, aynı zamanda varlığının anlamını aramak, sorumluluğunu taşımaktır.
Mademki biz bir insanız, bu arayışın sesine kulak vermek gerek.
Her şeyden soğumuş hissedip, hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya devam ediyoruz.
Oysa bir düşünceyi değiştirmek, bir hayatı değiştirebilir.
Düşünce dünyasında yol alırken hangi yolun nereye çıktığına dair bir fikir inşa etmeli.
Sümer tabletleri ve Göbeklitepe bulununca bize anlatılan tarihi bilgiler gerçekle bağdaşmayarak havada kaldı.
Sümerolog bir tableti çözerken hayretler içinde kaldı, sanki bu günü anlatıyordu.
Tablet = Bu yeni nesil hiç adam olmaz.
Bilimsel araştırmalar tercüme edilen kil tabletler ve bulunan fosil kemik kalıntılar insanın yeryüzündeki varlığını beş milyon yıl önceye götürdü..
Beş milyon yıl önce -Hominit
İki buçuk milyon yıl önce - Homo Habilis
Dört yüz bin yıl önce -Homo Erektus
İki yüz bin yıl önce - Homo Neanderthalensis
Otuz bin yıl önce - Homo Sapiens görülmekte
Kur'an-ı Kerim'de Hz. Âdem'in ismi tam 25 farklı ayette doğrudan geçmektedir.
Hz. Adem insanın ilk bilinçli halidir. İnsan beyni geliştikçe boyut atlayarak düşünme ve medenileşme eylemleri de değişti..
Hayatı ve toplumu gözlemleyenler gelişmelerin farkına varabilir.
Yaratılışı anlatan bazı kaynaklar, Ezoterik ve Etimolojik bilgilerdir. ( Etimolojik, kelimelerin kökenini, değişimini ve tarihsel kaynaklarını inceleyen bilim dalıdır. Ezoterik ise sadece özel bir grubun bildikleri bilgilerdir)
Bu bilgiler, Mayaların kitabı Popol vuh, Hinduların kitabı Mahabharata, ve yazılı kaynaklar kil tabletler, Kalevala, Ramayana, Enuma Eliş, bu kaynaklarda hem Evrenin var edilişi hem de Tanrıların yeryüzündeki insanımsı canlılar ile ilişkileri anlatılır..
Enuma Eliş (Gökyüzünde iken anlamında) Nibiru gezegeninden gelen Annunakilerin yani uzaylıların çalıştırmak için LULU AMELU (Hayatı başkalarının elinde şekillenen kuklalar.)
insanı imal ettikleri yazılıdır..
Bütün peygamberlerin bu bölgeye gönderilmesinin sebebi
Annunakilerin kendilerini Tanrı diye tanıtmalarındandır.
Bazı kaynaklar ise babadan oğula kaldığı için tanrıcılıktan sonra peygamberliğinde bir yönetim şekli olduğundan bahseder, bu tür kitapların bulunduğu kütüphaneler çoğunlukla yakılmış.
Hz. Muhammed'in (Sav) dört sefer adının geçtiği Kuran’da, Hz. Musa'nın adı tam 136 defa geçer, Hz. Musa’nın geliş amacı kendini Tanrı ilan eden Annunakilerin Dünya ile olan ilişkilerini kesmek Dünya'ya müdahalelerini engellemektir..
Hz. Musa, Peygamber efendimizden iki bin yaş büyüktür, Miraç’ta karşılaşmaları dünyevi boyutta mümkün değildir.
(beden ötesi/berzahi) boyut tabii ki farklı.
Ünlü Sümerolog Samuel Kramer tarih Sümer’den başlar kitabında gökten gelmiş bir grup Tanrılar aleminden bahseder, bu grup dünyada bulunan altın madeni için geldiklerini söyler, bu madenlerde ağır işleri göstermek için insanı evrendeki maymun DNA’sı ve kendi genlerinden oluşan genler ile oluşturduklarını bahseder.
Bu oluşum için baş tanrı Anu’nun kızı Ninhursag’in rahmi seçilir, lakabı kaburgamın hanımı
Sen ana rahimsin yarat öyleyse
Ninhursag hamile kalınca AŞ ER diğinde Kil yer , çamur yardımıyla yaratılma mitolojiye böyle girer..
Kil o dönemler temizlikte ve çok amaçlı kullanılan bir toprak çeşididir..
İnsanoğlu maymundan evrilmedi çünkü ara geçiş fosilleri hiç bulunmadı.. Ve gümüzdeki maymunlarda evrimsel dönüşüm belirtileri görülmedi.
Bazı kaynaklar ilk eril kişiyi Adem değil Yaldabaoth ilk dişil kişiyi ise Hava değil Sophia olarak lanse eder?
Burada soru şu..! Arabistan’da ilk defa bir robota vatandaşlık verildi. Bugün İlk robot olarak yapılan dişi robotun adı niye Hava, Ayşe, Fatma, Hacer değil de Sophia konuldu...
Ayasofya- Aya kutsal demek Sofya Sophia’dan gelir, Ayasofya ismini Sophia’dan alır.. Kutsal Sophia
Tanrıça Kibele; Tapınaklar çoğu kabilelerde oluşmuştur. Bu geniş bir konudur.
Sadece şunu belirtmek gerek, Kutsal mabetlerin oluşumundan sonra ipek yolu ve baharat yolu ticareti büyük ölçüde bitti, çünkü müşteri artık ayağa geliyordu.
Tüm insanlar doğal olarak bilmeye iştah duyar, ama öğrenmekte tembellik olup beyin sıkılınca iştahı kapanır, ondan sonra mecburen duyumlara düşkünlük duyar, daha sonra -Aynen - kelimesini sürekli kullanmak zorunda kalır. İnsanı düşünceye sevk eden ilgi duyduğu alanlardır, geçmiş her insanın ilgi odağıdır.
Hindu tapınağında Budist rahip Tanrıya yemek getirenlerin, ruhlarının gökte dolaşacaklarını söylediği için tepsi tepsiye dayandı, Budist sülalesi arkada karnını doyurup atıkları yemeği getirenlere veriyordu, ve Tanrının teşekkürlerini bildiriyordu, daha sonra komşu köylerden de yemekler gelmeye başlayınca menüyü Tanrı belirlemeye başladı ....
O günden bu güne vergilerimiz ile saltanat sürenler arasında pek fark yoktur.
Eski dönemde Dini okulların rağbet görmesinin sebebi Allah'a kulluk görevi değil, rahat yaşamaya hevestir.
Tarihe damga vuran isimlere baktığımızda dönemin din adamlarının çocukları olduğunu görürüz..
İşte size Katolik kilise okullarından eğitim alan ve tarihe damga vuran PAPAZ VE HAHAM çocukları;
Spinoza
Kepler
Karl Marx
Nicola Tesla
Auguste Comte
Nietzsche
Einstein
Bu insanlar halkı sömürüye karşı uyardıkları için daha sonra kilise tarafından aforoz edilmiştir.
Avrupa engizisyon mahkemelerinde 50.000 aydın, düşünür, filozof, sanatçı yakıldı, soyları devam etmedi.
Paleolitik Çağ’dan itibaren son 40.000 yılda istatistiksel olarak sayıları 143 milyon olarak hesaplanan üstün zekalı insan dogmalara, tabulara, masallara inanmadığı için öldürüldü ve hiç birisinin soyu devam etmedi.
Soyları devam etseydi bugün dünya insan popülasyonunun yüzde 5’i değil yüzde 35'i üstün zekalı olacaktı, öyle olunca, Endülüs ve İskenderiye kütüphaneleri yanmamış olacaktı, bilim, sanat, felsefe üreten değerli insanlarla birlikte bugün fosil yakıt yakmadan, daha temiz bir dünyada yaşıyor olacaktık, bizim de zeka seviyemiz bugünkü halimizle kıyaslanmayacak kadarı yüksek olacaktı.
Yani yeni nesil adam olacaktı.
Bilim ve Sanat insanların deneyiminin sonucudur, Polos'un deyimi ile deneyim sanatı yaratmıştır, deneyimsizlik ise rastlantıyı.
Hayatın hakkını vermek lazım hapşırmakla çok yaşanmıyor.
Değerli olmanın kestirme yolu yok. Elmas basınca direndiği için değerlidir.
Külahını sat da harceyle müdahin olma bir ferde , cihanda kelle sağolsun külah eksik değil merde...
İnsanlar varlıkların ne olduğunu bilir, ama neden olduklarını bilmezler, bunları sadece deneyimli bilgin insanlar bilir.
Onun için ustalar kalfalardan, kalfalar da çıraklardan daha çok itibar görür..
Tarih boyu toplumu ayrıştıran kutuplaştıranlar, hep iktidarını sürekli devam ettirmek isteyen Hükümdarlardır.
Bir siyasetçi gelecek seçimi düşünür, bir DEVLET adamı gelecek nesili...James F. Clarke
Çöküş esnasında yukarıda bolluk aşağıda yokluk başlar.
Machiavelli 1513 yılında yazdığı PRENS adlı kitabında şöyle demektedir..
Sevilen değil, korkulan hükümdar olmak daha güvenlidir.
Machiavelli’ye göre halkın sevgisi değişkendir, çıkarları değiştiğinde sevgileri de biter.
Ama korku daha kalıcı bir itaati sağlar.
İktidarda kalmak için her yol mubahtır düşüncesi ile
Yönetimde adalet ahlaki ve dini kurallar iktidarın devamı için bir kenara bırakılmıştır, şiddet ve acımasızlık ön plandadır.
Ekonomi berbat, işsizlik had safhada, halk isyandaydı, aklıma ilk gelen çözüm halkı birbirine düşürmek veya savaş çıkartmaktı....Mussolini
Oysa insan olmak için beden temizliği kadar ruh temizliği de çok önemlidir.
Tasavvuf Yüce Allah’ın Kainattaki her bir zerrenin altına attığı imzayı okuyabilme sanatıdır.
Bu sanata erişebilmek için bize ne görev vermişti oku, Yaradan Rabbinin adıyla oku.
Kitap okumayan odundur, okuyan KUŞ, kütüphaneleri yakanlar ise, olsa olsa puşttur.
Zihnini besleyen kitaplar, hayatını değiştiren fikirlere dönüşür.
Tıpkı üç üstadı dönüştürdüğü gibi.
Sadi Şirazi aşka uçma kanatların yanar dedi
Mevlana Aşka uçmazsan kanat neye yarar dedi
Yunus Emre de Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar dedi.
Her insanın zihni farklı çalışır, önemli olan beyni gerektiği gibi kullanmaktır.
Ahirette sorulacak ilk soru bazı ilahiyatçılara göre beyninizi neden kullanmadınız? olacaktır.
Beyin paraşüt gibidir, okumayınca açılmaz, okuduğu kitaplar koltuğuna sığmayan insanlar ancak, Kâinatın ilahi sırrını çözüp Yaradana ulaşabilir.
Bir insan öğrenme zamanından çok konuşmaya zaman ayırıyorsa, kendini doldurmaya fırsat bulamaz.
İnsanın akılsız olduğunu anlaması için yine akıla ihtiyaç vardır.
Akıl nedir?
Akıl bilgi edinmeyi, yargıda bulunmayı, davranışlarımızı düzenlemeyi ve sorgulamayı sağlayan yetiye verilen genel addır, akıl sentezlendiği zaman mantığa ulaşır.
Her şeyi yoluna koyan akıl yoldan çıkarsa onu kim yoluna koyacak?..Epiktetos
Onu mantık yoluna koyacak.
İnsan Beşeri bir varlıktır.
Çünkü etten ve kemikten insanın fiziksel yönleri vardır
Yer
İçer
Yorulur
Hata yapar
Bu yönüyle tüm insanlar beşer sayılır.
Fakat düşünürler ve tasavvuf ehli insanlar şöyle bir ayrım yapar.
Beşer, sadece bedensel ve nefsî tarafıyla yaşayan İnsan (insan-ı kâmil) Aklını, vicdanını ve ruhunu geliştiren kişidir.
Yani bazı düşünürlere göre, her insan beşer olarak doğar, lakin gerçek “insan olmak" bir olgunlaşma yolculuğudur.
Bu yüzden herkes insan olarak doğar ama insan kalabilmek emek ister.
Gerçek ruhsal şuurlanma Dünyasal yüklerken, şartlanmalardan ve çarpık bilgilerden arınıp gerçekle yüzleşmek ile olur, düşün bir evdesin ve perdeler sürekli kapalı, açınca evrenin muhteşem manzarası gözükür, işte bireysel uyanışta beyin perdelerini açılmasıyla gerçekleşir, hiç düşündün mü tekrar ettiğin ritüellerin ruhsal alemde bir karşılığı var mı diye? Ya çarpık bilgiler sonucu atalardan gelen şartlanmış beyin ile hareket ediyorsam diye.
Evrenin Enropi yasası var, bu yasaya göre eğer bir şey ilerlemiyorsa gerilemeye başlar, bu yasa insan içinde geçerlidir, eğer insan ve toplum ilerlemek için gayret sarf etmiyorsa gerilemeye mahkumdur.
Dünyada teknoloji fakiri, cari açığı tavan yapmış, her konuda geri kalmış ülkelere bakınca anlarsın, kimin kumda oynadığını.
İnsan ilerleyebilmesi için maddeyi incelemesi işlemesi ve kendi hizmetine sunmayı gerçekleştirmesi gerekir, bunları güç ve zor olarak görenler kendini avutmak ve sözde değerli ve kutsal kılmak için kendine ve kimseye faydası olmayan ritüellere yönelirler, bu tipler ayağa kalkanı görünce su isteyen tiplerdir..
Tarihte sadece mızrak icat edenler ile Roma antik kentini ve Mısır piramitlerini inşa edenler, aynı çağda aynı gezegende farklı kabileler olduğunu unutma..
Bir insanın verimli olabilmesi gelişmeyi tetikleyebilmesi maddeye hakim olabilmesi için sınırsız özgür ve bütün ihtiyaçları karşılanmış olması gerekir.
İbadet borcunuz ile ilgilenenler, bakkal borcunuzu görmezden geliyorsa o adam kendine mürit arıyordur.
Dünya hali, insanın doğumla başlayan ve ölümle son bulan uzun yolculuğunun ortak adıdır. Bu yolculukta sevinç de vardır, hüzün de, umut da vardır, hayal kırıklığı da. Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmediği gibi, hiçbir acı da hiçbir mutluluk da kalıcı değildir. Dünya, değişimin adıdır.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarını kalıcı sanır. Makamın, servetin, şöhretin veya gücün kendisini mutlu edeceğini düşünür. Oysa zaman, her şeyi yerli yerine koyan en büyük öğretmendir. Bugün alkışlananlar yarın unutulur, bugün güçlü görünenler yarın zayıflayabilir. Dünya kimseye ebedî bir saltanat vaat etmez.
Dünya hali aynı zamanda bir imtihandır. İnsan, yalnızca başarılarıyla değil, sabrıyla, merhametiyle, adaletiyle ve vicdanıyla da sınanır. Zor zamanlar karakteri, bolluk zamanları ise ahlakı ortaya çıkarır. Bu yüzden insanın gerçek değeri, sahip olduklarında değil, onları nasıl kullandığında gizlidir.
Belki de dünya halini anlamanın en doğru yolu, faniliği unutmamaktır. Her gün yeni bir başlangıç olduğu kadar, ömürden eksilen bir gündür. Bu bilinç, insanı korkutmak için değil, daha anlamlı yaşamaya davet etmek içindir. Çünkü geriye bırakacağımız en değerli miras, iyilikle dokunduğumuz hayatlar ve ardımızda bıraktığımız güzel izlerdir.
Sonuç olarak dünya hali, sürekli değişen bir sahnedir, insanlar ise bu sahnenin geçici oyuncularıdır. Perde kapandığında geriye ne alkışlar ne de servet kalır. Kalıcı olan, insanın vicdanında taşıdığı doğruluk ve başkalarının kalbinde bıraktığı güzel hatıralardır.
Bir ortam oluştu mu sonsuza kadar o ortamın devam edeceğini zannediyoruz, oysa döngüsel bir dünyada yaşıyoruz, olaylar evrimselleşiyor. Çevre değişiyor, hayatımıza giren insanlar değişiyor, alışkanlıklar değişiyor, sağlığımız değişiyor, düşüncelerimiz değişiyor, iklim misali her şey değişiyor, hayata stajyer olarak başlayıp, usta olarak tamamlamalıyız. Yaradanın kuldan istediği ilerlemektir, DÜNYA saatte Kendi ekseni etrafında1.670 km/saat (ekvatorda)
Güneş etrafında ise 107.000 km/saat hızla ilerlemektedir. Katrilyonlarca yıldız ve galaksilerin bulunduğu bir ortamda, bu koca kütlenin milimetrik döngüsü ve yaşamı koruması insan aklı ile izah edilecek bir olay değildir.
İnsana düşen önemli görev eşkıya olmadan bu ömrü tamamlamaktır.
Biliyorsunuz Eşkıya Dünya'ya Hükümdar Olmaz.
Eşkıya başına sormuşlar, bu kadar eşkıyayı nasıl dağda tutuyorsun? diye.
Elebaşı cevap vermiş, onlara öyle büyük suçlar işlettim ki, artık isteseler de dağdan inemezler.
Dağdan inmiş deyimi kendini yetiştirememiş bu yaşına kadar Stajyer kalmış kimseler için kullanılır.
Eşkıya demişken biraz ironi yapalım.
Stajyer
Teksas'a giden atlı posta arabası ıssız bir geçitte haydutlar tarafından soyulmak için durdurulur, haydutların içinde haydutluğa yeni başlamış bir de Stajyer haydut varmış.
Haydutların şefi tepeden bağırır, hepsini aşağı indirin, stajyer bakar ki arabada yaşlı bir nine de var, şefe bağırır, şefim nineyi de mi? diye sorar, şef cevap vermeden diğer haydutlar koro halinde stajyere bağırır, sen sus şef ne derse o olur, dedikten sonra herkes arabadan indirilir.
Şeften ikinci emir gelir, hepsini soyun, stajyer yine devrede, şefim nineyi de mi, koro tekrar eder, sen sus şef ne derse o olur, stajyer çaresiz emre uyar.
Derken şeften üçüncü emir gelir, hepsine tecavüz edin, stajyer tam itiraza hazırlanırken nine gürler, sen sus be çömez, şef ne derse o olur..!
Yöneticilerin faize dayalı yanlış ekonomik programı, Literatürde görülmemiş iktisat modeli ile yoksullaşmanın getirdiği yozlaşma ve kokuşmanın yüzeye çıktığı bir gerçektir. Bu konuda yönetimi uyarmaya kalkanlara, ekranlarda sözde savunucu, yandaşlıktan yeşerenler, rüzgar nerede kuvvetli eserse orada serinleyen, ülkenin gerçeklerini gizleme gayretinde onlar, bunlar geleceği düşünmeden zamlardan zevk almaya başlamış bile, stajyerlerin işi zor. Gelir dağılımında millete enayi muamelesi ve teşhiste hata yapmayın , teşhis konulmadan tedavi olmaz....
Düşünce beynin elektromanyetik frekansının mahsulüdür, kainat madde ile frekansların farklı şekillerde senfonik ve harmonik sürekli tezahürüdür, işte GERÇEK İBADET bu olayları bütün benlikle akılla, nakille, gönülle ve kıraatle okumakla anlamak ve uygulamaktır. Nasır tutmuş zihinleri yumuşatmaktır.
Sazın telleri farklıdır ama aynı türküde titreşir.
Akıllı insan Rabbinin şuurunda olan nefsiyle hesaplaşan kişidir,
İslâm ahlak geleneğine göre adaleti savunmak akla uygundur, zira adalet her şeyi yerli yerine koymak demektir, Hüküm o zaman mana alır.
Hüküm-et o zaman değer kazanır.
Bu mavi nokta sadece geceyi, gündüzü ve mevsimleri meydana getirmek için dönmez. Herkesi yürüdüğü yolda eni sonu niyeti ile karşılaştırır...
Necati KÖSE