Ben bu köyde doğdum. Çocukluğumun ilk izleri bu topraklara düştü, gençliğimin ilk düşleri bu dağların gölgesinde filizlendi. Dünyaya sol pencereden bakmayı, haksızlığa karşı ses çıkarmayı, ezilenden yana durmayı burada öğrendim. Solcu oldum. İlk eylemimizi Newroz’da, dağlarımızın eteklerinde lastikler yakarak yine burada gerçekleştirdik.
Belki de bundandır, Peri Vadisi’nin yüreğinde saklı Paş Köyü’nün dağlarını herkesten çok sevdim. Çünkü insan bazen bir dağı yalnızca heybetinden değil, ona bıraktığı anılarından dolayı sever. Sonbaharın bir köye bu kadar yakışabileceğine ilk kez burada tanık oldum. Her sararan yaprağında biraz çocukluğumu, biraz gençliğimi, biraz da geçmişimi buldum.
Burada unutulmaz dostluklar kurdum, yoldaşlıklar edindim. Harde Dewreş’in kadim topraklarında nice acıların içinden geçerken çok güldüm, çok ağladım. Bazen bir kahkahayı günlerce içimde taşıdım, bazen bir ayrılığın hüznünü yıllarca yüreğimde sakladım.
Ailemden ilk kez burada ayrıldım. Annemin çocukken ekmeğimin arasına koyduğu torak ve ronun (yağ ve çökelek) kokusunu, tadını en çok burada özledim. İnsan büyüdükçe anlıyor; bazen en büyük özlem, bir annenin elinden yediği bir lokmanın içinde saklıymış.
Gökyüzüne bakmayı, özgürce akan Peri Suyu’na uzaktan hasret duymayı, insanın doğup büyüdüğü topraklardan ayrı kalmasının ne demek olduğunu burada öğrendim. İlk kez parasız kaldım, en çok burada dinledim ağıtlarımızı, klamlarımızı. En çok burada üşüdüm. Mayıs ayında bile toprağın üzerinde kar olabileceğini burada gördüm.
Burası benim için yalnızca bir köy değildi. Çocukluğumdu, gençliğimdi, ilk sevdalarım, ilk ayrılıklarım, ilk mücadelelerimdi. Kısacası, hayatın bana öğrettiği ne varsa bir parçası bu topraklarda kaldı.
Burası benim evimdi. Hâlâ evim…
Şimdi bu Harde Dewreş toprakları başka gençleri büyütüyor. Başka çocuklar bu dağların gölgesinde koşuyor, başka insanlar bu yolların anılarına yenilerini ekliyor. Kimileri tatil için geliyor, kimileri yılların özlemini gidermeye…
Geçenlerde fotoğrafımı çektiler. Ağaçtan topladıkları elmayı ikram ettiler. Ayaklarımın altına yapraklardan küçük bir dekor hazırladılar. Belki yüzümdeki hüznü fark ettiler, belki de zamanın bende bıraktığı izleri… Üzülmeyeyim diye, “Çok genç görünüyorsunuz” dediler.
Bir an sustum. İçimden, insanın ruhu yaşlanmıyor, demek geldi. Ama söyleyemedim. Sadece, “Zaman çok çabuk geçiyor” diyebildim.
Oysa zamanın çabuk geçmesinden çok, geride bıraktıklarımızın bir daha geri gelmeyecek olmasına üzülüyor insan. Bir daha aynı yaşta olamayacağımızı, aynı sofrada aynı insanlarla oturamayacağımızı, aynı yolları aynı heyecanla yürüyemeyeceğimizi anlıyor. Bazı günlerin kıymetini ise ancak onlar geçmişin bir hatırasına dönüştüğünde biliyor.
Keşke zaman biraz yavaş aksa… Keşke bazı insanlar hep yanımızda kalsa, bazı sesler hiç susmasa, bazı anılar hiç eskimese…
Neyse…
Bütün bunları anlatırken yine kendime bir anlam yükledim. Çünkü ben biraz da böyle biriyim. Hayata, insanlara, dostluklara, dağlara, ağaçlara, rüzgâra ve bir avuç toprağa bile anlam yüklemeden duramıyorum.
Ne diyeyim; yaşım hâlâ 19. Belki takvimler başka şeyler söylüyor ama ruhumda hâlâ aynı romantiklik, aynı heyecan, aynı devrimcilik var.
Çünkü bazı yaşlar takvimde kalır, bazı duygular ömür boyu yaşar. İnsan büyür, değişir, uzaklaşır; ama bir zamanlar yüreğini bıraktığı topraklardan asla kopamaz.
Benim Paş Köyü’ne olan sevdam biraz da bundandır. Ben bu köyde yalnızca doğmadım; burada kendim oldum.
Ve şimdi anlıyorum ki insanın bir memleketi olması başka, bir memleketin insanın içinde yaşamaya devam etmesi bambaşka bir şeymiş.
Paş Köyü benim geçmişim değil yalnızca; bugünümde taşıdığım, yarınımda da özleyeceğim bir ömürdür.
Bazı insanlar köylerinden ayrılır; ama köyleri hiçbir zaman içlerinden ayrılmaz.
Eren Akyol
30.10.2026