{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/haber/safak-sokmeden-pas-koyunde-ayin-periye-vuran-isigi-5039.html", "headline": "Şafak Sökmeden… Paş Köyü’nde Ayın Peri’ye Vuran Işığı", "datePublished": "2026-08-15T23:25:00Z", "dateModified": "2026-08-15T23:25:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/news/default/1786825567-5ce96.jpeg", "width": "800", "height": "400" } }

Şafak Sökmeden… Paş Köyü’nde Ayın Peri’ye Vuran Işığı

KÜLTÜR - SANAT - 15-08-2026 23:25

Şafak henüz sökmemişti…

Dersim’in kadim Peri Vadisi’nde, Paş Köyü’nün semaları gecenin en derin saatlerini yaşıyordu. Gökyüzünün lacivert sonsuzluğunda ay, bütün ihtişamıyla asılı duruyor; yıldızlar onun çevresinde küme küme toplanmış, sanki gecenin üzerine serpilmiş gümüş taneleri gibi parlıyordu.

Gündüzün kavurucu yaz sıcağı çoktan çekilmişti vadinin üzerinden.

Köy, gecenin serinliğine teslim olmuştu.

Evlerin kapıları kapanmış, ışıkları sönmüş; insanlar günün yorgunluğunu üzerlerinden atarak gecenin en derin, en güzel uykusuna dalmışlardı.

Öyle bir sessizlikti ki…

Sanki bütün dünya susmuştu.

Ama doğa susmamıştı.

İnsanların sustuğu yerde böcekler konuşuyor, gecenin görünmeyen canlıları vadinin derinliklerinden seslerini birbirine taşıyor; rüzgâr, dağların yamaçlarından süzülerek Peri’nin sessizliğine kendi türküsünü bırakıyordu.

Ve bu sessizliğin içinde, köyün ortasındaki dut ağaçlarının altında başka bir hayat vardı.

Gecenin karanlığından yararlanan domuzlar, dallardan yere düşen dutların arasında sessizce yiyeceklerini arıyor; kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı bir âlemin içinde şafağın ilk ışıklarını bekliyorlardı.

Fakat o gece Peri Vadisi’nde asıl başka bir şey yaşanıyordu.

Ay, suya inmişti.

Baraj göletinin geniş ve sakin yüzeyine vuran ay ışığı, suları gümüşten bir örtüye dönüştürmüş; ay, gökyüzünden gölete uzanan ışığıyla adeta kendi yansımasıyla dans ediyordu.

Bir an için insan, gökyüzünün mü suya baktığını, yoksa suyun mu gökyüzünü kendisine çektiğini anlayamıyordu.

Karşıdaki dağlar susuyordu.

Ama onların sessizliği de bir dile dönüşmüştü.

Kayalıklar, vadiler, yamaçlar ve su…

Hepsi binlerce yıllık bir hikâyenin sessiz tanıkları gibi ay ışığının altında bekliyordu.

Ve uzakta, heybetiyle yükselen Düzgün Baba…

Sanki bütün bu güzelliğin başında duran kadim bir bekçi gibiydi.

Geceyi seyrediyor,

vadinin nefesini dinliyor,

suyun üzerindeki ay ışığına,

dağların sessizliğine,

Paş Köyü’nün uykusuna tanıklık ediyordu.

Belki de bu yüzden bu coğrafyada dağ yalnızca dağ değildir.

Su yalnızca su değildir.

Ay yalnızca ay değildir.

Her kayanın, her vadinin, her suyun ve her ağacın içinde geçmişten bugüne taşınan bir hafıza vardır.

Harde Dewreş’in toprağında insan, kendisini doğadan ayrı düşünemez.

Çünkü burada doğa insana yalnızca yaşama alanı sunmaz; ona nefes verir.

İnsan da doğaya kendi hatırasını bırakır.

Böylece toprakla insan arasında görünmeyen, ama hiçbir zaman kopmayan bir bağ oluşur.

Paş Köyü de işte böyle bir gecede, kendi sessizliğinin içinde bütün bu ihtişamı yeniden yaşıyordu.

Derken…

Gecenin koyu laciverti ağır ağır çözülmeye başladı.

Uzak dağların ardından şafak, sessizce başını kaldırıyordu.

Gökyüzünün rengi değişiyordu.

Karanlık, yerini önce belli belirsiz bir maviliğe; ardından sonsuz, berrak bir gökyüzüne bırakıyordu.

Ama ay hâlâ oradaydı.

Bütün gece boyunca vadinin üzerine tuttuğu ışığını henüz çekmemişti.

Sanki gitmek istemiyordu.

Sanki bu kadim coğrafyaya son kez bakıyor, son kez ışığını dağlara, suya, ağaçlara ve uykudaki köye bırakıyordu.

Sonra insanın içine tuhaf bir duygu düşüyordu:

Belki de ay gitmiyordu…

Yalnızca nöbetini güneşe devrediyordu.

Ve şafak söküp güneşin ilk ışıkları masmavi gökyüzüne yayılırken ay, berraklığını koruyarak gökyüzünde bir süre daha kalıyordu.

Sanki geceye veda ederken güneşe,

“Hoş geldin…” diyordu.

O anda Peri Vadisi’nin bütün ihtişamı yeniden görünüyordu.

Gecenin karanlığında yalnızca siluetleri seçilen dağlar, gün ışığıyla yeniden beden buluyor; göl, gökyüzünün maviliğini içine çekiyor; kayalıklar, ağaçlar ve yamaçlar sabahın ışığıyla yeniden doğuyordu.

Ve Paş Köyü…

Bütün bu güzelliğin ortasında, geçmişiyle bugünü arasında sessiz bir köprü gibi duruyordu.

Belki de bu yüzden bazı coğrafyalar yalnızca görülmez.

Onlar yaşanır.

Onlar hissedilir.

Onlar insanın içine işler.

Yıllar geçse de unutulmaz.

Çünkü insan bazen bir manzaraya bakmaz; kendi geçmişine bakar.

Bir aya bakarken çocukluğunu,

bir dağa bakarken atalarının izini,

bir suya bakarken geçmişte kalan köylerini,

bir ağacın gölgesinde ise artık aramızda olmayan insanların seslerini duyar.

İşte Paş Köyü böyle bir yerdi.

Dersim’in Peri Vadisi’nde, Harde Dewreş’in bağrında…

Ayın suyla buluştuğu,

dağların gökyüzüne yaslandığı,

Düzgün Baba’nın sessizce tanıklık ettiği,

insanın doğayla yeniden kendisini bulduğu bir yer…

Şafak artık tamamen sökmüştü.

Ama gecenin büyüsü hâlâ insanın yüreğindeydi.

Ve belki de o sabah Paş Köyü’nün semalarında kalan en güzel şey ayın kendisi değildi.

Ayın ışığında görünür olan kadim bir hafızaydı.

Çünkü bazı geceler vardır…

Güneş doğar, gece biter, ay gökyüzünden çekilir;

ama o gecenin ışığı insanın yüreğinden hiç eksilmez.

Paş Köyü’nde o gece ay battı mı, bilinmez…

Ama Peri Vadisi’nin yüreğine bıraktığı ışık hâlâ oradadır.

Eren Akyol

04.8.2026

Karakoçan Dayanışma İnsiyatifi

Günün Diğer Haberleri