Günümüzde sosyal medya, kimliklere ilişkin temsillerin üretildiği, yayıldığı ve yeniden dolaşıma girdiği en etkili alanlardan biridir. Bu alan, gündelik hayatın eğlenceli yönlerini konu edindiği gibi toplumda var olan kalıplaşmış yargıları da görünür kılar. Böylece söz konusu yargılar sosyal medyada yeniden biçimlenir, özellikle mizah yoluyla yaygınlaşır ve zamanla gündelik dilde ve toplumsal algıda karşılık bulur.
Kürt kimliğine ilişkin sosyal medya içeriklerine bakıldığında bu durum açık biçimde görülebilir. Kürtlerin konuşma biçimleri, aksanları, gündelik ifadeleri ve kültürel özellikleri çoğu zaman mizahi içeriklerin konusu hâline getirilmektedir. Elbette Kürt kimliğinin mizaha ya da eleştiriye konu edilmesi başlı başına sorunlu değildir; her kimlik gibi Kürt kimliği de mizahın, eleştirinin ve farklı yorumların konusu olabilir. Sorun, belirli kalıpların sürekli tekrar edilerek Kürt kimliğinin bütünüymüş gibi sunulmasıdır.
Kürtlerin sosyal medyada en yaygın temsil edildiği alanlardan biri, Türkçe konuşma biçimleri üzerinden üretilen mizahi içeriklerdir. Bu içeriklerde telaffuz, vurgu, kelime seçimi ya da soru kurma biçimleri çoğu zaman komedi unsuru hâline getirilmektedir. Dikkat çekici olan nokta, bu temsillerin yalnızca Kürt kimliğine dışarıdan bakanlar tarafından değil, Kürt kullanıcılar tarafından da üretilmesidir. Bu durum, söz konusu kalıpların sosyal medya dilinde ne kadar yaygınlaştığını ve gündelik bir anlatım biçimine dönüştüğünü göstermektedir. Böylece Kürt kimliği, çoğu zaman belirli konuşma biçimleri ve kültürel özellikler üzerinden tekrar tekrar temsil edilmekte; bu tekrar da kimliğin daha dar bir çerçevede algılanmasına yol açabilmektedir.
Sosyal medyada mizah konusu yapılan bu konuşma biçimlerinin arkasında, iki dil arasındaki farklılıkların yanı sıra tarihsel ve toplumsal deneyimler de bulunmaktadır. Kürtçenin uzun yıllar kamusal alanda sınırlı biçimde var olabilmesi, eğitim sisteminde yeterince yer bulamaması ve resmî yaşamda geri planda kalması, Kürtlerin dil deneyimini doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle Kürtlerin Türkçeyi farklı biçimlerde konuşması, çoğu zaman ana dilleri dışında bir dilde kamusal hayata katılmak ve kendilerini ifade etmek zorunda kalmalarının doğal bir sonucu olarak görülmelidir.
Kürtlerin Türkçeyle kurduğu tarihsel ilişkinin en ağır örneklerinden biri 12 Eylül döneminde yaşanmıştır. Türkçe bilmeyen anne ve babaların cezaevindeki çocuklarıyla kendi dillerinde konuşmalarına izin verilmemesi, Kürtçenin hem kamusal yaşamdan hem de kişisel ilişki alanlarından dışlandığını göstermektedir. Bu örnek, Türkçenin birçok Kürt açısından her zaman nötr ya da olumlu bir iletişim dili olarak görülmediğini de ortaya koyar. Türkçe, birçok Kürt için sonradan öğrenilen bir iletişim dili olmaktan öte baskı, zorunluluk, kayıp ve uyum sağlama çabasıyla iç içe geçmiş tarihsel bir deneyimin de adıdır. Bu nedenle bugün Kürtlerin Türkçeyi kullanırken gösterdikleri farklılıkları sadece mizah malzemesi olarak görmek, bu tarihsel hafızayı ve yaşanmışlığı göz ardı etmek anlamına gelmektedir.
Bu noktada, dilsel farklılıklara yönelik bakış açısı da önem kazanmaktadır. Türkçe konuşanların İngilizce öğrenirken yaptığı dil hataları ya da yaşadığı güçlükler çoğu zaman doğal bir öğrenme sürecinin parçası olarak görülmektedir. Telaffuz farklılıkları, cümle kurma biçimleri ya da yapılan hatalar genellikle diller arasındaki yapısal farklılıklar ve yeni bir dil öğrenmenin zorluklarıyla açıklanmaktadır. Ancak benzer bir anlayışın Türkçe öğrenen Kürtlere gösterildiğini söylemek güçtür. Kürtlerin Türkçe kullanımındaki farklılıklar çoğu zaman iki dilliliğin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmek yerine, eksiklik ya da mizah konusu hâline getirilmektedir.
Aslında temel sorun, Kürtlerin Türkçeyi farklı biçimlerde konuşması ya da bu farklılıklar üzerinden Kürtler tarafından da mizah üretilmesi değildir. Asıl mesele, dışarıdan üretilen ya da içeride yeniden dolaşıma sokulan bu dar temsillerin zamanla Kürt kimliğinin doğal ve değişmez bir parçasıymış gibi sunulmasıdır.
Bu dar temsillerin en yıpratıcı yanı, Kürtleri sürekli kendileri hakkında üretilen yanlış algıları düzeltmek zorunda bırakmasıdır. Geçmiş kuşaklar, yıllarca başkalarının Kürtlere dair sandıklarının doğru olmadığını anlatmaya çalıştı. Bugün bu çaba sosyal medyada başka biçimlerde sürmektedir. Kürtler hâlâ, dolaşıma sokulan dar kalıplardan ibaret olmadıklarını açıklamak zorunda kalıyor. Oysa bir toplum sürekli kendisine yöneltilen algıları düzeltmeye mecbur bırakıldığında, kendi sözünü kurmaya ve kendini daha geniş biçimde anlatmaya yeterince alan bulamaz.
Bizden sonra gelecek kuşakların aynı ağırlığı taşımaması için bu dar temsillerin artık kırılması gerekmektedir. Bunun yolu, söz konusu kalıpları yeniden üreten mizahı çoğaltmak değil; bize ait dili, kültürü, üretimi ve hayatın içindeki gerçek çeşitliliği görünür kılmaktır. Mizah kuşkusuz önemli bir ifade alanıdır; ancak dönüştürücü olabilmesi için ön yargıları tekrar etmek yerine onları sorgulaması gerekir. Bir topluluğun kendi deneyimlerinden beslenen mizahı, dayatılan kalıpları tersine çevirdiğinde ve kimliği daha özgür biçimde sahiplenmenin aracına dönüştürdüğünde anlam kazanır. Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey, Kürt kimliğini dar temsillere sıkıştırmayan; dili, kültürü ve çeşitliliğiyle birlikte görünür kılan bir mizah ve temsil anlayışıdır.
Mehmet AŞKIN
Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı