{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/yazi/kayalarin-hafizasi-ve-kirmizi-yilanin-sifasi-246.html", "headline": "Kayaların Hafızası ve Kırmızı Yılan’ın Şifası", "datePublished": "2026-07-14T10:43:00Z", "dateModified": "2026-07-14T10:43:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "Doç. Dr. Serkan ERDOĞAN" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/user/1784014510-e79ac.jpeg", "width": "800", "height": "800" } }

Kayaların Hafızası ve Kırmızı Yılan’ın Şifası

Doç. Dr. Serkan ERDOĞAN

14-07-2026 10:43

K Ü LT Ü R V E Z A M A N M E R C E Ğ I N D E N

Kayaların Hafızası ve Kırmızı Yılan’ın Şifası

Topraklarımızın bağrında öyle mekânlar vardır ki, coğrafya sadece dağdan, taştan ibaret olmaktan çıkar; insanın inancıyla, korkusuyla, umuduyla yoğrularak yaşayan birer organizmaya dönüşür. Şehir sınırlarımız içerisinde Nazımiye ilçe merkezinin güneydoğusunda, Peri Çayı’nın serin sularına tepeden bakan Aşağı Doluca (Harik) Kalesi tam da böyle bir yer. Yaklaşık 1.100 metre rakımlı dik bir kayalığın tepesinde, üç hektarlık bir alana yayılan bu kadim kale, sadece arkeolojinin değil, insan ruhunun yüzyıllar boyunca süregelen arayışının da sessiz bir şahidi.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan yüzey araştırmaları, bu yalçın kayalığın üzerinde Demir Çağı’na, yani günümüzden neredeyse 2700-2800 yıl öncesine uzanan muazzam bir açık hava tapınağı barındırdığını ortaya çıkardı. Kaya platformuna oyulmuş beş adet sunak, adak kanlarının akması için titizlikle açılmış oluklar ve Urartu dönemi sarnıçlarını andıran köşeli su kuyuları... Belli ki o dönemde yaşayan insanlar, korunaklı bir kale inşa etmenin ötesinde, burayı gökle yerin birleştiği kutsal bir kült alanı olarak görmüşler. Urartu’nun o heybetli merkezi gücünün gölgesinde, tamamen yerel ustaların ellerinden ve inançlarından süzülerek yapılmış bu tapınak, insanoğlunun görünmeyene, mukaddes olana sığınma arzusunun somut bir kanıtı.

Ancak bu alanı asıl büyüleyici kılan şey, arkeolojik kalıntıların soğuk taşlarında bitmeyen, tam aksine günümüzde hâlâ yaşayan bir inanç zinciriyle birbirine bağlanan o muazzam kültürel devamlılık. Çünkü o antik sunakların hemen yanı başında, yerel dilde “More Sur” yani “Kırmızı Yılan” denilen mistik bir inanç mekânı yükseliyor. Söylenceye göre üç kardeş yılandan biri olan More Sur, bu sert kayalığı delerek içinden şifalı kaplıca sularını yeryüzüne çıkarmış ve kalenin güney yamacındaki dar bir mağarayı kendine mesken eylemiş.

Yılan, insanlık tarihinin en çelişkili, en büyüleyici arketiplerinden biridir. Antik Yunan’da sağlık tanrısı Asklepios’un asasına sarılan yılan da, kadim Doğu mitolojilerinde yeraltının gizemli bilgesi, dertlerin dermanı olan Şahmaran da aynı kökten beslenir. Yılan hem zehirdir hem panzehir; hem ölümün yeraltı karanlığıdır hem de deri değiştirerek yeniden doğmanın, yani yaşamın sembolüdür. Dersim coğrafyasında da yılan, birçok kültürün aksine evin koruyucusu, uğuru ve şifacısı olarak kabul görür.

İşte bu yüzden, yüzyıllardır astımına, romatizmasına, çaresiz dertlerine şifa arayanlar, çocuk hasreti çekenler o dik kaya merdivenlerini tırmanarak More Sur’un mekânına varıyorlar. Mumlar yakılıyor, dualar ediliyor, kurbanlar kesiliyor. Dudaklardan dökülen "Ya More Sur tu esta (Ya More Sur sen varsın, buradasın)" yakarışı, aslında o kayalığın antik çağdaki adak oluklarında yankılanan eski duaların modern bir aksisedasından başka bir şey değil.

Orta Çağ’da da buranın kutsallığını kaybetmediğini, çevre duvarlarında devşirme malzeme olarak kullanılan haç kabartmalı taşlardan ve Arap alfabeli yazıt parçalarından anlıyoruz. Demir Çağı’nın pagan tanrılarından Orta Çağ’ın Hristiyan ve İslam dönemleri izlerine, oradan da günümüz Alevi inanç dünyasındaki Şıh Mehmet Ocağı’nın manevi koruyuculuğuna uzanan kesintisiz bir kutsallık köprüsü bu...

Aşağı Doluca Kalesi ve More Sur, bize taşın ve inancın hafızasının ne kadar dirençli olduğunu gösteriyor. Mekânlar değişmiyor, sadece üzerine giydiği elbiseler ve isimler değişiyor. İnsanın acısı, umudu ve sığınma arzusu ise binlerce yıldır o yalçın kayalığın üzerinde aynı şekilde durmaya devam ediyor.

 

DİĞER YAZILARI ZAMANIN ACIMASIZLIĞINA DİRENMEKTE OLAN GELENEKSEL MİMARİMİZ 01-01-1970 03:00