Safeviler’in kuruluşunda yer aldığı ifade edilen “Türkmen; Türk’e benzeyen ama ondan olmayan” aşiretler;

1) Politik olarak Kızılbaş olabilirler mi?

2) İran’a göç eden bu aşiretlerin itakadi açıdan Alevi olduğunu nereden biliyoruz?

3) İran Coğrafyasında Yaresan Aleviliğini koruyan büyük bir topluluk varken, İran’a göç eden Türkmen aşiretleri neden topyekün ve hızlı bir şekilde Şiiliği kabul ettiler? Burada “din” örtüsü altında “politik güçlerini” koruma yönünde pragmatist güçlü bir eğilim yok mu?

4) Azerbaycan Coğrafyasında (Devlet olanla birlikte tüm Azerbaycan coğrafyasını kastediyorum) günümüzde dahi Yaresan Alevilik Türkçe konuşanlar arasında azınlıkta kalmıyor mu?

5) Safeviler’i destekleyen Türkmen aşiretlerinin amacı Şah İsmail Hatayi’nin Batini-edebi inançsal yolu muydu, yoksa amaçları Anadolu’da kaybettikleri sosyo-ekonomik-politik gücü İran’da “din” örtüsü altında tekrardan kazanma düşüncesi miydi?

6) Safeviler’in kuruluşunun “Ruhani” bir iklimde anlatılması, İran’a göç eden Türkmen aşiretlerin ekonomik çıkarlarını göz ardı etmiyor mu?

7) Safevi Devleti topraklarında ki kurucu olduğu ifade edilen “Türkmen” aşiretlerin “Aleviliği” koruyamamaları durumu nazara alındığında, en başından beri bu Türkmen aşiretlerin böyle bir dertleri olduğu yönünde aleyhte neden şüphe uyandırmıyor ? Belki de “Politik Kızılbaşlık” dışında bu kurucu olduğu ifade edilen bu Türkmen aşiretler hiç bir zaman “Alevi” değillerdi. Bu husus tarihçilik açısından neden görmezden geliniyor?

16. yy okumaları teolojik doğrultuda romantize edilip anlatılmak yerine “romantizasyondan kopuş” ile daha iyi anlaşılamaz mı?

Tarihçi-Yazar

Cihan Söylemez