Siyasette yeni gelişmelerin beklendiği önümüzdeki günlerde olacakların öncelikle, dünya ve Türkiye geneli gerçekliğinden ayrı ve bağımsız ele alınamayacağını belirtmeliyim. Başta 3. Pazar paylaşımı için sıvanan kollar olmak üzere, ekonomik buhran, kuraklık, depremler, açlık, göç, bölgesel istikrarsızlık, ülke bazında giderek daha fazla diktalaşma ve baskılar..vs. tümü birlikte bir yerlerde etkisiz eleman durumunda olmayıp, etki ve tesirleri, özellikle sermayenin serseri mayın gibi New York’tan Tokyo’ya gidip gelirken İstanbul’a da uğradığı ve sürecin bu nedenle iç dinamiklerce belirlenmek yerine, dış dinamiklerce belirlendiğine evrildiğini görmeyi gerektirmekte.

Nitekim 1948’lerde CHP’nin imzaladığı ancak nimetlerini Demokrat Parti’nin topladığı ve Demokrat Parti’nin iktidara getirilişi, NATO’ya girişimiz ve Kore’ye 1950’lerde asker göndermemiz, hiç ilgisi olmayan çok partili döneme geçişi demokrasiye geçiş olarak yutuşumuz, 24 Ocak kararları...Suriye krizi vs., tüm bunlar Türkiye olarak Batı’nın küresel sermayesi dışında öyle rahat hareket etmediğimizin diğer önemli göstergelerinden bir kaçıdır.

Öyleyse 14 Mayıs’a giden yolun sanıldığı gibi pir-ü pak olmadığı, siyasi mayınlarla döşeli olduğunu görmek gerekir. Tüm bu yaşananlar göklerden gelen bir karar sonucu değil, yukarıdan gelen kararların pratik sonuçlarıdır. Ancak iktidarın 20 yıllık serüveni uygulanmaya konulan kararı kolaylaştırıcı tüm verileri sunduğunu göstermektedir. İç ve dış borç, Türk lirasının değer kaybı, hayat pahalılığı, her anlamda istikrarsızlık, depremde görülen zaaflar, yöneten elitin lüks içinde yaşamları, tefeci tüccar sermayesinin tokatçılığı, gelir dağılımının dengesizliği, laiklik, eğitim, sağlık ve kültürde yaşananlar, kamusallığın yok edilmesi, çok kültürlülüğün görmezlikten gelinmesi, yerel yönetimler üzerindeki vesayetler, adalet ve hukukun siyasallaştırılması, güçlerin tek elde toplanması, liyakat ve kariyer sisteminin işlevsizleştirilmesi, kadın ve çocuk haklarında yaşananlar, tarikatlar ve cemaatlerin 21. yüzyıl Türkiye’sinde ortaçağ kiliselerini aratmamaları…vs.

O zaman siyasette yeni gelişmeler fala bakılarak değil, geçmişten günümüze yaşananlardan yola çıkılarak değerlendirilmesi gerekir. Peki, seçim sonrası ne olur? Olacak olan aslında oldukça açık ve net. Hiçbir şey beklenen ve umulan gibi iyi olmayacaktır. O kadar büyük sorunlar total olarak beklemektedir ki, Kılıçdaroğlu’na oluşturulan yamalı bohçanın siyasal yapıları tarafından çözümü mümkün görünmemekte. Çünkü bohçanın içindeki kumaşlar daha önce giyilmiş ve ne oldukları denenmiş, görülmüştür. Cumhur ittifakı karşıtı siyasi ve toplum kesimleri yönünden belki bir nefes alınır bir hava oluşsa da beklenen yakın gelecekte yutkunmaların başlar olmasıdır. Özellikle siyasi anlamda ciddi çalkantı ve boşlukların olma olasılığı çok yüksek görünmekte. Bu nedenle Türkiye’nin gerçek sahibi ve onarıcısı Sol ve Sosyalistlerine oldukça önemli ve ciddi yükümlülükler düşmekte. Böylece yükün altından Sol ve Sosyalistlerin bir şekilde çıkabilme yol ve yöntemlerini bulmaları ve hayata geçirmeleri boyunlarının borcu olmakta. Ödenmiş çok bedelin yükü de dahil, hesaba katılarak sorumluluklarının bilinciyle hareket edip, gereğini yapmalılar. Aksi durumda ödenen bedellere ve güzelim ülkeye yazık olacaktır.

Tüm herkes ve her kesime güzellikler dileklerimle...

Her şey yaşanabilir demokratik, laik, sosyal bir hukuk ülkesi Türkiye için...

Dr. Sabit MENTEŞE

mentesesabit@gmail.com