“24. Munzur Kültür ve Doğa Festivaline Dair: Sütlüce'deki Meşe Ağacının ve Yaprağının Hakkı Yok mu?” başlığıyla açıklama yapan Kudat, şunları kaydetti:
2026 yılı Munzur Festivali'ne ilişkin sosyal medyada başlatılan; “Festivale Dair İtiraz ve Reform Çağrısı" bildirisi sonrasında Munzur Festival Tertip Komitesi sözcüsü kamuoyuna bir videolu açıklama yaptı. Ancak bu açıklama, dile getirilen eleştirilerin içeriğine cevap vermekten çok, festivale yönelik itirazlarını demokratik biçimde ifade eden kişi ve kurumlara karşı hayret verici bir üslup ve hiçbir haklılık payı olmayan/tamamen provokatif göndermeler içeren bir yaklaşım sergiledi. Metnin okunduğu esnada açıklamaya katılan herkes bu açıklamayı destekledi!.
Çağrının özü aslında, festivalin düzenlenme yöntemine ilişkin eleştiri, öneri ve reform taleplerinden ibaret olmasına rağmen, Festival Tertip Komitesi sözcüsü bu eleştirilere doğrudan yanıt vermek yerine, yaptığı açıklamayla toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir söylem benimsemiş, tartışmayı festivalin yapılış biçiminden uzaklaştırarak çağrıyı imzalayan yazar, hukukçu ve sanatçıları kamuoyunun hedefi hâline getiren bir üslup tercih etmiştir.
Oysa asıl tartışılması gereken, eleştiriyi dile getiren insanlar değil, bu eleştirilerin dayandığı gerçeklerdir.
Munzur Vadisi'nde yürütülen yol genişletme çalışmaları sırasında yaşanan doğa tahribatına, ekolojik dengenin bozulmasına, binlerce ton hafriyatın vadiye ve Munzur Nehri'ne dökülmesine, yaşam alanlarının geri dönülmez şekilde zarar görmesine karşı tek bir güçlü itiraz ortaya koy(a)mayanların bugün doğa adına söz söylemeye kalkışması ciddi bir samimiyet sorununu gözler önüne sermektedir.
Doğa tahrip edilirken susup, festival zamanı "doğa" söylemine sarılmak kamuoyunun/Dersim halkının vicdanında karşılık bulmamaktadır.
İnsan sormadan edemiyor sahiden: Doğanın savunusu yalnızca basın önünde bir metin okumakla mı yapılır? Kültür ve doğa sevgisi yalnızca birkaç gün süren etkinliklerden mi ibarettir? Munzur Vadisi'nin ve Dersim’in her daim korunması gerekmiyor mu?
Sütlüce Projesi'nde kesilen ya da yok olma tehdidiyle karşı karşıya bırakılan meşe ağacının ve yaprağının hakkı/hukuku yok mu? Munzur'un suyunun, Dersim’in dağlarının, ağacının, yaban hayatının ve ziyaretgâhlarının hakkını kim savunacak? Eğer doğadan söz ediyorsak, bu hakkı yalnızca sembolik cümlelerle değil, en zor zamanda, en güçlü projelerin karşısında da savunabilmeliyiz!.
Bugün "Munzur Kültür ve Doğa Festivali" düzenlediğini söyleyenlere sorulması gereken temel soru şudur: Munzur Vadisi'nde yürütülen yol genişletme çalışmalarının yapıldığı alanlara en son ne zaman gittiniz? Sütlüce Projesi'nin uygulandığı sahayı yerinde gördünüz mü? Orada yaşanan tahribatı kendiniz bizzat incelediniz mi? Yoksa doğaya ilişkin duyarlılığınız sadece festival günleriyle mi sınırlı? Bu yıl festival çadırlarını, sessiz kaldığınız Sütlüce Projesi'nin uygulandığı alana kurmayı düşünüyor musunuz?
Eğer gerçekten "kültür ve doğa buluşması" hedefleniyorsa, bunun ilk şartı doğanın kendisine sahip çıkmaktır. Çünkü doğa, yalnızca sloganlarla değil; gerektiğinde sessiz kalmayarak, yanlışın karşısında durarak ve bedel ödemeyi göze alarak korunabilir.
Gelinen aşamada kullanılan dil, eleştiriye tahammülsüzlüğün ve ortak akıldan uzaklaşmanın göstergesidir. Demokratik eleştiriyi düşmanlaştıran, itiraz edenleri hedef alan bir anlayışın düzenlediği bir festivalin kültürü ve doğayı temsil ettiğini söylemek giderek güçleşmektedir.
Sayın Ahmet Türk'ün yıllar önce bir mitingde dile getirdiği boykot çağrısını hatırlatırcasına; biz de bu anlayışa ne "evet" diyoruz, ne de yaşananları görmezden gelip "hayır" demekle yetiniyoruz. BOYKOT ediyoruz.
Festival; katılımcı, şeffaf ve çoğulcu bir zemine kavuşuncaya, Sütlüce Projesi ve Munzur Vadisi'nde yaşanan ekolojik tahribat karşısında samimi bir yüzleşme gerçekleşinceye kadar; vicdanı, doğayı ve demokratik katılımı önemseyen herkesi bu boykota destek vermeye davet ediyorum.



