Suskunluğa gömülmüştü bu kent
Ölülerin kentinde huzur ve sükûnet kokuyordu.
Herkes sessizdi, ayaksızdı.
Evleri kapısız ve penceresizdi.
Temsilcileri soğuk mezar taşlarıydı.
Burada adeta hayat durmuştu.
Adalet herkese eşit mesafede duruyordu.
Para pul, mevki, kibir, akıl, güç ve güzellik sıfırdı ve suskundu.
Gelen misafirlerin yüreğinde özlem, gözlerinde acı, adresleri mezar taşlarına yazılan isimleri son tesellileriydi.
Beyazlı bayan, yüreğindeki özlemini bir deste beyaz papatyaya sermişti. Çiçekçiden çiçek alırken “En güzelinden olsun çiçeklerim, çünkü ben onları babama götüreceğim” diyordu.
Bir anne de soğuk mermer taşına seslenip:
“Doğan, oğlum! Ben geldim...” deyip,
Soğuk Mezar taşındaki ismine ve adresine dokunarak avutuyordu kendini.
Arka sırada bir ses daha yankılanıyordu “Hoşça kalbaba!
Bir sonraki bayramda yine geleceğim, bekle beni olur mu?” diyordu.
Bu kentin ara yollarında yürüyen iki kişinin konuşmasına tanık olmuştum.
Biri diğerine; “Burası ne güzeldir” diyordu.
Yanındaki kadın itiraz ediyor;
“Devlet bana yardım ederse, onu buradan götüreceğim” diyordu.
Bir anne, bir baba, bir evlat, bir kardeş,
Sevdikleri adına, onların ruhuna, gelip geçenlere şeker ve lokum ikramında bulunuyorlardı.
Kimi alıyordu, kimi nazikçe teşekkür edip ikramı geri çeviriyordu.
Ama olmadı... Bir annenin ikramlarını alan olmayınca,
İçimi çok fena şekilde acıtmıştı.
Annenin yüzündeki hüznü fark edince,
Gidip birkaç şeker aldım ve “Her ne niyete veriyorsan Allah kabul etsin,
Ölmüşlerinizin ruhuna gitsin” dediğimde,
Sanki o an tüm dünyalar onun oldu.
Yüreğindeki acı ve hüzün bir nebze olsa da yerini mutluyuz ifadesine bıraktı.
Bir anda Kaldırımda bulunan bol renkli çiçekli manzara ilgimizi çekmişti. Yakından bakmaya çalışınca meğer oda bir mezardı. İsmi ve adresi de yoktu.
Başucuna ve ayakuçlarına dikilen iki parça tahtaya bağlanan baş örtüsüydü onu temsil eden.
O an anladım ki kaldırımın tam orta yerindeki bu mezarda bir kadın yatar.
İşte böyleydi bir bayram gününde ölülerin kenti.
Herkesin hikâyeleri farklı farklıydı.
Ama acıların dili hisleri duyguları hep aynıydı, çünkü hepsi de kardeşti.
Ve bu kentin sakinleri sanki ağız birliği yaparcasına suskundu
Konuşan, soğuk mermer taşlara verilen isim ve soy isimleriydi.
Ve sanki onlar da gelen sevdiklerini sessizce izliyorlardı. Onları gördükleri içinde seviniyorlardı ve herkes bunu hissediyordu.
Bu kentte kimse kimseden üstün değildir.
Burada herkese güneş eşit doğar, yağmur eşit yağar, gökyüzü sayısız hikâyelerin üstüne mavisiyle, yıldızlarıyla, güneşiyle ve bulutlarıyla eşit bakar.
Siz siz olun, bu kentte size sunulan ikramları geri çevirmeyin.
Onları kabul edip bu kentin ruhuna gönderin.
Ölmüşlerimize hediye edip yerine ulaşmasını sağlayın.
Aylin Altun GÜL



