Dersim dedin mi, direniş akla gelirdi… Mücadeleydi, onurdu, doğruluktu. Munzur’un çağlayan sularında, dağların serin yelinde, bir halkın inadı, asaleti, hakikati akardı.

Dersim dedin mi; pir, talip, mürşit… Hakkaniyet, dürüstlük, yol erkanı gelirdi akla. Bir yaşam biçimiydi, bir ahlaktı. Ama bugün? Bugün Dersim’de olan biteni gördükçe içimiz yanıyor. Asimilasyon politikalarıyla kuşatılan, kimliği törpülenen, inancı yozlaştırılan, toplumu çürüten bir süreçle karşı karşıyayız.

Barbarlığı kabul etmiyoruz! Çeteleşmeyi kabul etmiyoruz! Uyuşturucuya, tinerciliğe, gençliğin yozlaştırılmasına göz yummuyoruz!

Hey Dersim gençliği! Sizlere sesleniyoruz. Bizler, ninnilerimizde Pir Sultan’ı duyduk. Dedelerimizden Düzgün Baba’yı işittik. Babalarımızdan Seyit Rıza’nın direncini öğrendik. Dersim bizim için bir ayrıcalık değil, bir sorumluluk, bir sevda, bir kimliktir. Bugün sizden beklenen; tüketilen değil, üreten, bölünen değil, birleştiren, yolundan sapmayan bir gençlik olmanızdır.