Dersim’e döndükten sonra lavanta üreticiliği yapan Karaağaç, daha sonra Dersim doğasından topladığı bitkiler ve kentin organik ürünlerini tüketiciyle buluşturmaya başlamış.

Evde yaptığı sirke ve yağ gruplarını da stantta sergileyen Karaağaç, “Gelen insanlar buradaki kavanozların sayısını gördükçe ne kadar güzel iş yapıyorsun diyorlar. Araştırmacı bir ruhum var. Dersim coğrafyası yeni yeni keşfedilen bakir bir coğrafya. Bulduğum otları kurutup şişeliyorum, isimlerini yazıyorum. Burası bir kütüphane gibi. Buraya gelen insanlar Dersim coğrafyasını dolaşmadan önce buraya uğrarsa coğrafyadaki bitkileri görecekler. Doğada hiçbir şey öylesine değildir. Mesela burada yaban kavağı yünü var. Eskiden insanlar bunu yastıkta kullanıyormuş şimdi kuşlar bununla yuva yapıyor” dedi.

Dersim coğrafyasının şifalı ve endemik bitkiler bakımından zenginliğine vurgu yapan Karaağaç, “Maharet onu bulup insanlara faydalı şekilde sunmaktır. Tabi bunu yaparken de vahşi ticareti bir kenara bırakarak, yok etmeden geliştirebilirsek ne mutlu bize” diye konuştu.

Kente gelen ziyaretçi sayısının her yıl arttığına dikkat çeken Özgür Ozan Karaağaç, “Dersim’e gelen ziyaretçi sayısı milyonları bulabiliyor. Bu iyi olduğu kadar kötü tarafları da var. Dersim’in, vadilerimizin bir kapasitesi var. Buralara aşırı yük bindiğinde bu sistem çöküyor. Ona dikkat etmemiz lazım. Gelen herkes başımızın tacıdır. Sizden ricam, Dersim’i hepimiz sevebiliriz ama hepimiz korumalıyız da” şeklinde konuştu.

Bitki dünyasını öğreten insanlardan, sosyal medya, internet ve yaşlılardan öğrendiğini kaydeden Karaağaç, “Bitki dünyası masum olduğu kadar tehlikelidir de. Özellikle kronik rahatsızlığı olanlar bu tür bitkileri doktor kontrolünde kullanmalı. Bunlar ilaç değildir. Bunlar ölüyü dirilten ilaçlar değildir. Bunlar sadece yardımcı ürünlerdir. Bunun farkına varmak lazım. Umut tacirliği yapmaya gerek yok” ifadelerini kullandı.