Bilimsel raporlar, Dersim’in ciddi bir deprem riski altında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu risk, bilim çevreleri açısından tartışmalı olmadığı gibi, kamuoyunun da uzun süredir bildiği bir gerçektir.

Buna rağmen söz konusu riskin, halkı merkeze alan, bağlayıcı ve bütünlüklü bir kamusal hazırlık sürecine dönüştüğünü söylemek mümkün değildir. Deprem bilgisi ile bu bilgiye karşılık gelen kamusal hazırlık düzeyi arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır.

Asıl sorun, bu kopukluğun nerede ve nasıl oluştuğudur. Bu kentte yaşamaya devam edecek olanların güvenliği için hangi kurumların sorumluluk aldığı, bu sorumluluğun hangi takvimle ve hangi kaynaklarla yerine getirileceği hâlâ belirsizdir.

Bu belirsizlik, sorumluluğun gerçek muhatabını açıkça göstermektedir. Bu depremi yaşayacak olanlar, görev süresi dolduğunda kenti terk edecek olanlar değil, Dersim halkıdır. Dolayısıyla deprem hazırlığı teknik bir başlık değil; halkın doğrudan söz ve talep sahibi olması gereken yaşamsal bir kamusal sorumluluktur.

Bu sorumluluğun ertelenmesinin bedelini görmek için yakın geçmişe bakmak yeterlidir. Pazarcık ve Elbistan’da yaşanan yıkım, felaketin yalnızca depremin kendisinden değil; bilinen risklere rağmen alınmayan önlemlerden ve geciktirilen kararlardan kaynaklandığını göstermiştir. Dersim’de ise deprem hazırlığı, bütünlüklü bir risk azaltma politikası yerine, önemli bir bölümü zaten ömrünü tamamlamış yapılara odaklanan sınırlı yıkım ve güçlendirme uygulamalarıyla ele alınmaktadır.

Üstelik bu eksik ve parçalı yaklaşım, yalnızca deprem anına değil; kentin gündelik krizler karşısındaki genel hazırlıksızlığına da işaret etmektedir. 31 Aralık’ta yaşanan yoğun kar yağışı, Dersim’in sıradan bir kış gününde bile ulaşım, sağlık ve kamusal hizmetler açısından ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur. Bu koşulların depremle eşzamanlı yaşanması, ciddi bir risk çarpanı yaratacaktır.

Bu bileşik risk, kentin her noktasında eşit dağılmamakta; özellikle okulların ve yurtların yoğunlaştığı alanlarda katlanmaktadır. Munzur Ortaokulu, Tunceli Anadolu Lisesi ve Fen Lisesi çevresi gibi bölgelerde olası bir depremde çok sayıda öğrencinin ve eğitim emekçisinin aynı anda tahliyesi gerekecektir. Ancak bu alanların yeterli toplanma alanlarına, tahliye güzergâhlarına ve kesintisiz işleyecek bir müdahale kapasitesine sahip olup olmadığı kamuoyuna açık değildir.

Bu tablo, sorunun yalnızca belirli mekânlara özgü olmadığını; deprem hazırlığının bütünlüklü bir kamusal politika hâline getirilemediğini göstermektedir. Gerçek bir deprem hazırlığı, binalarla sınırlı ele alınamaz; toplanma alanları, tahliye planları, sağlık ve lojistik kapasite birlikte düşünülmeden yapılan her hazırlık eksik kalacaktır. Halkın karar süreçlerinin dışında bırakıldığı bir tabloda gerçek bir afet dayanıklılığından söz edilemez.

Sonuç olarak deprem hazırlığı, pasifçe beklenen değil, aktif biçimde talep edilmesi ve hayata geçirilmesi gereken bir kamusal yükümlülüktür. Risk haritalarının açıklanması, toplanma alanlarının netleştirilmesi, tahliye güzergâhlarının ilan edilmesi ve sorumlu kurumların belirlenmesi yalnızca başlangıçtır. Arama-kurtarma, sağlık ve acil müdahale alanlarında altyapı, ekipman ve eğitimli personel eksikleri giderilmeden; bu başlıklar için ayrı, güçlü ve yeterli bir bütçe ayrılmadan hiçbir hazırlık inandırıcı olamaz.

Riskin herkesçe bilindiği bir ortamda sorumluluk almamak ve gerekli tedbirleri almamak, basit bir ihmal olarak değerlendirilemez. Yaşanacak olan, kaçınılmaz bir “doğal afet” değil; önlenebilir olduğu hâlde önlenmeyen ve sonuçları ağır olan bir kamusal ihmaldir.

Mehmet AŞKIN

Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı