Şizofren Sarhoşlar
-Ne var senin içinde evlat? Niye bu kadar içiyorsun? Nedir içindeki acı?
-Acı benim acım, seni hiiiç ilgilendirmez.
-Zihnimi gargara etmem gerek, bizi iyiliğe götüren düşüncelere biber gazı sıkıp coplamak lazım, iyilikten maraz doğdu ama, ülkemin kaderine güneş bir türlü doğmadı.
Suda saman çöpüne konmuş sinek kendini kaptan görür, insanda içince, her şeyi toz pembe görür..
Pembe bizi bozar, içkiyi bırakıp toz mu çekelim, evet ya..! Çekip te uçalım, uçuyoruuuz NASA bize sponsor olur musun..? Valla söz güneşe sığınma talebinde bulunmayacağız.
-Niye erkenden yatıyorsun?
-Ne erkeni olum, dünyanın bir yerinde saat gece yarısını çoktan geçti bile, bilmiyor musun dünyanın artık üstündekileri kusturacak kadar hızlı döndüğünü? Yok biliyorum ama sadece sarhoşların kustuğunu..
-Keşke iki ayrı dünya olsaydı da biri sabit dursaydı, hiç değilse uyuyanlar yataktan düşmezdi. -Bırak düşsün zırtabozlar, ne geldiyse başımıza bunlar yüzünden geldi zaten.
-Ben bu dünyaya düşünmeye geldim, sallanıp düşmeye değil.
-Eee yel vurmuş yaprak gibi sürekli sallanıyorsun.
-Ne sallanması lan, kızdırmayın beni dünyanızı söndürürüm ha ...
-Nerdeydi lan bu dünyanın sibobu...?
-Temel sen nasıl ediysun da çok balık tutuysun,
-Dursuncuğum akşam içiyrum sabah kalkınca şeyim ne tarafa duruyorsa Karadeniz de o yöne doğru balığa gidiyrum, peki dik durunca ne yöne gidiysun, ula salak o gün paluğa mi gidiylur..
-Heyy sen, gelsene buraya ..! gelmiyorum lan, ben senin okeydeki ortağın mıyım ki, bit deyince biteyim, dön deyince döneyim, ne bitiyorum, ne de dönüyorum, açın lan bütün taşları ben çifte gidiyorum...
Sende de ne ayak varmış lan Neil Armstrong, AY'ı kuruttuğun gibi beni de kuruttun, kalk s..kt git yanımdan.. Oldum olası GEL GİT leri sevmem, limiti bitmiş kredi kartı gibi dikilip duruyor yanımda pis yancı, keşke ay da mahsur kalsaydın...Zaten gittiğine de inanmadım ya neyse..!
Ulan, Dünya kupasında yine şampiyon olamadık iyi mi?
Hey Aytaç, maç kaç kaç? Türkiye 82 sıfır önde, şerefsiz yine maçın dakikasına baktı, skor yerine...
-Hiç kupamız yok, bu yılda olmayacak.
-Neyse iyi ki uzun zamandır asamadığımız naftalinli bayraklarımızı sandıktan çıkarmadık, yoksa mahalle zehirlenirdi..
Kim kurdu bu ülkeye içki fabrikasını? Nedir bu sarhoşlardan çektiğimiz?
Ben kurmadım ki rakı fabrikasını, haşmetli hünkarım Abdülhamid kurdu..
O da iyi bir sosyal içiciydi ha, en sevdiği içki de romdu..
Keşke bütün insanlar Kuzey yarım küreyi boşaltıp Güney yarım kürede toplansa da ben tek kalsam, kuzey yarım küre de, usandım bu kakülden kaçık şizofrenlerden...
Çiçeklerin çöplerden daha güzel olduğuna bir türlü inandıramadım bu sivrilmiş sinekleri ..
Bir ben normalin bu dünyada herkes anormal.
-Öfff portakal sıkarken de insanın canı sıkılır mı?
-Kim verdi bu kadar merhameti bize?
Valla sıkıldım ha, gideceğim bu memleketten bu nasıl yeni YÜZYIL, ondan sonra vay efendim beyin göçü veriyoruz, eee verirsiniz tabii, maaşlara seyyanen zam vereceğiz diyorsunuz vermiyorsunuz, hep kendiniz yiyiyorsunuz...
-Elli sefer söyledim, çekme bu zıkkımı bu kadar diye, çeksen de yazma bari.
-Ya bırak bu yazıyı okuyan emekliye kan yapar, sıktığım kanlı portakaldı, vitaminsiz kaldılar zaten...
Emekli sıfırını alamayınca ikinci el beyaz eşyaya yönelmiş.
Satılık buzdolabı var, arada bir çalışıyor..!
Pardon; Çalışma saatlerini öğrenebilir miyim?
Sıfırını ancak birinci sınıf insanlar alır, emekli de ikinci el zaten.
Yine kafayı buldun uydurma.
Niye ben uydurunca suç oluyor da, sürekli uyduranlara ses yok, bazen onlara da domates gazı sıksınlar.
Milletvekilinin biri geçim sıkıntısı çekiyormuş.
İlginç; Yükü çeken manda susarmış ta kağnı inilermiş..
TÜİK’in yalanları merkez bankası rezervlerini solladı.
Heyy emekliler ayağınızı hükümetinize göre uzatın.
Matematiği zayıf olanların çıkarını kusursuz hesaplaması ilginç değil mi?
Hani bir kuş vardır, yumurtadan çıkar çıkmaz ilk işi diğer yumurtaları yuvadan aşağı atıp ailenin tek üyesi olup daha iyi beslenmek amacı güden, hani bazı sincaplar vardır ömrü kilerini doldurmakta geçer taşıdığını yiyemeden ölüp giden, galiba bunların geni bencil genden gelir, işte bunlar itibarsız canlılardır.
Bence bir ülkenin politikacılarının Dünyadaki itibarı ülkesinin parasının değeri kadardır.
Einstein'in İzafiyet Teorisi:
Gelecek zaman, zamanda an.
İki sevgilinin üç saat sevişmesi bir dakika gibi kısa bir süre gelir, aynı sevgiliyi kızgın bir sobanın üstüne oturtursanız bir dakikası üç saat gibi uzun bir süre gelir ve devam eder dünyada iki şey sonsuzdur birincisi insanoğlunun aptallığı, ikincisi ise kainatın sihri.
Bu sihri henüz anlamadım.
İşte Einstein 'in anlamadığı bu sihirli çağa girmek üzereyiz..
Yaşama yeni format atılacak.
2040’lara gelindiğinde insan zekası kırk kat artırılacak artık geri zekalı aptal ve düşünce özürlü insan kalmayacak, çünkü yapay zekalı çipler beyinde kontrolü ele alacak, hiçbir din adamı ve siyasetçi insanları kandıramayacak, insanoğlu artık onlarca seçim kaybettiği halde halen koltuğu terk etmeyen kısır ve verimsiz liderlere oy verip te memleketini mahvetmeyecek..
Olumsuz olayları artık hoş görmeyecek.
Göremeyiz, Göremezsiniz, Göremezler, fikir birliği ile hareket edilecek.
Kimse kafayı toplamam lazım demeyecek, çünkü kafa her konuda toplanacak.
Türkler cennete gitmek için Arabistan'a,
Araplar da bizden aldığı paralar ile cenneti yaşamak için Türkiye de toprak alamayacak ve en önemlisi Siyonizm’i besleyecek kaynak bulamayacak...
Artık hiç kimse Neyzen Tevfik gibi
KANUN bir enstrümandır çalınır her gece meyhanede.
ADALET de kötü yola düştü, s. kerhanede, demeyecek.
Sofradan en fazla payı alanlar, bize kanaatkar olmayı öğretemeyecek.
Yani artık herkes GÖK gürültüsü ile G*T gürültüsünü ayırt edebilecek.
Akıldan artık yetki alınıp yapay ZEKA koltuğa oturacak.
İnsanlar ibadet işlediğini zannederek kabahat işlemeyecek..
Dikkatimizi bile çalıyorlardı, artık hiç bir şey çalamayacaklar.
Şunun şurasında 2040’a ne kaldı güzel günler görmek için dualarınızı değiştirin, yaradandan ödünç ömür isteyin;
Ölümü tez gönderme Tanrım, yaşamla didişeyim, dişi gönder Azrail’imi ölümle sevişeyim...
Hımm çip takılacak diye sevindiniz değil mi?
Ama bu çipleri Elon Musk takacak, bu dellek te yine hep kendine yontacak.
Elon Musk'ın serveti 1 trilyon doları (1000 tane bir milyar dolar) aşmış ABD’de 750 bin kişi evsiz sokakta yaşıyor, on milyar dolar ile bunların hepsi ev sahibi olur, bu garibanlara ev alsana Elon, oğlum bu kadar parayı körüne mi götürecen?
Bu kapitalizmin çocukları var ya..! ANJIYO olmuşlar insanlık damarları açılmamış..
Fırlama:
Fırlama, günlük dilde çoğu zaman uyanık, işini bilen, pratik zekalı ya da bazen hileye meyilli kişi anlamında kullanılır. Felsefi açıdan bakıldığında ise fırlama, kuralların sınırlarını zorlayan, fırsatları hızlıca gören ve mevcut düzenin boşluklarından yararlanabilen insan tipini temsil eder.
Toplumlar genellikle dürüstlük, adalet ve eşitlik gibi değerlere vurgu yapar. Ancak hayatın pratiğinde bazı insanlar, bu değerlerin arkasındaki boşlukları keşfederek kendilerine avantaj sağlamaya çalışır.
Sonuç olarak fırlama, insan doğasının fırsatçılık ile yaratıcılık arasında gidip gelen yönünü gösteren ilginç bir karakter tipidir. Onu değerli ya da zararlı kılan şey, sahip olduğu zeka değil, bu zekayı hangi amaçla ve hangi ahlaki sınırlar içinde kullandığıdır.
Ülke Gündemi
-Hanım bu aralar bütün ülke siyasette beni konuşuyor.
-Sen siyasetten emekli olmuş ununu elemiş eleğini asmamış mıydın bey?
-Yok, hanım bu partide oy potansiyeli yüksek bütün elemanları elemeden eleği asmayacağım.
Asma hayatım bu parti kimsenin ÖZEL'inde değil, sürekli şikayetçi olduğun Adaleti de arkana aldın ki, kim tutar seni?
-İnşallah yine ters merdivene binmemiş olursun.
Artık günümüzde realitenin (gerçeğin) hiç bir önemi yok, inandırıcılığı başarırsan, gerçeklerin canı cehenneme.
Biz yine Cennete dönelim
AŞK'a dair ne varsa konuşalım
Mantalite; Düşünce gücü
Seni kime sorduysam herkes övdü.
Bir kişi yerdi, oda KÖR dü..
Kusur bulanların yanında
Huzur bulamazsınız
Ne güzel şeydir
Bir çift gözün içine bakarak
Sen rastlantıların
En güzelisin diyebilmek...
Öpmeyi niye yadırgadın ki..?
El etek öpmedik, sadece sevdiğimizi öptük.
Çıkmaz yazdığı halde ısrarla girdiğin sokağın adıdır aşk.
Her şeyi senin için var ettim diyen Rabb’e, her şeyi senin için terk ettim diyebilmektir AŞK.
Aşk bir uçurumdan düşmek gibidir, bunun için sevgiliye “YAR” denir.
Bakarken kıyamamak mı, yoksa
baktıkça doyamamak mıdır aşk?
Koklarken nasıl içime çekmişsem seni, aklıma geldikçe burnumun direği sızlar.
Özlemin öyle derin ki, bir sarılsaydım kırılırdı yalnızlığımın kemikleri...
Buldum
Bir an kayboldun gibi..! Yaşadım kıyâmeti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emâneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma...Erdem Bayazıt
İnsan ile insan arasında fark vardır.
Bir demirden hem nal, hem de kılıç yapılır.
İnandığımız şeye dönüşmesini sağlayan her zaman inançlarımızın gücüdür.
Tutku akılla dengelenmelidir, öfke bilinçaltını kusturur.
İnsanların çoğu ruhun karakteri ve konusu hakkında eksik veya çarpık düşüncelere sahiptir, cahilin dindarlığı arttıkça sapkınlığı da artar.
Dua içteki tanrı ile iletişimi farkındalığı ve yüksek bilinci uyandırır, aklı mükemmel hale getirmek için tek yol zihin gücü ile vücudu kalıcı olarak iyileştirmektir.
İnsan iletken olmalı, Yaratıcı ile yaratık arasında irtibat sağlayacak kadar.
Her şeyde indirim yapılır ammaa..! Hiç ısrar etmeyin, DUA'da iskonto olmaz.
Ey seçkin İlah; Ey Koca Kâinatın Yüce sahibi senin her şeye gücün yeter, sen herkesin hayat yolunu gönüllerine göre döşe.
Motivasyon, Mutasyon Meditasyon dönüşüm devreleridir.
Her insan kendi zihinsel alanında bir kraldır ve düşünceleri ise kendi halkıdır, iç sesinizde ki saflığınıza kulak verin.
Geçimsizlik yalnızlığı getirir, yalnızlık ise sarhoşluğun kapısını çalar, kapısı sürgülenmiş bir evdir mazi, ne kadar çalsan da açılmaz..
Konuşanlar bilmiyor, bilenler konuşmuyor.
Konuşabilmek ile konuşmayı bilmek arasında büyük bir fark vardır, mesela çoğu ikinciyi bilmez.
Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem...?
Bir anadan dünyaya gelen yolcu
Görünce dünyaya gönül verdin mi?..Neşet Ertaş
Eğer iç sesimizi dinleyip düşüncelerimizin peşinden gitseydik muhteşem dönüşüme kendimiz bile şaşırırdık.
İlahi ışık içimizdedir, unutmayın düşüncelerimizle enerji yayıyoruz, ve bu enerjiyi telepati ile herkes hissesine düşeni hissediyor.
Zihnimizde doğru düşünerek, doğru yaşayarak ve doğruyu yaparak onu alevlendiririz, çünkü zihin huzurlu olduğunda dünya daha PARLAK gözükür, bilgi inanmak isteyenler için yeterli ışık saçar, KÖR olmak isteyenler için ise yeteri kadar gölgesi vardır...
Kıyamet, Dünya’nın sonu nasıl olacak diye merak edenler, Emanete riayetin ortadan kalkması, eğri insan nüfusunun, doğru insan nüfusunu sollaması sonucu;
Dünya, ya hastalanıp ölecek, ya da kazaya kurban gidecek...
Akıl, çoğu kez günahın kölesi olur ve onu meşrulaştırmaya çalışır, der ...Tolstoy
Kul hakkını görmezden gelenler, Kırk hatim indirse, yetmiş yedi yetim giydirse; Yine de kulluk yaptım diyemez Yaradana..
George Orwell, 1984’ün o zifiri karanlığından bugüne şöyle seslenir:
Hiçbir faydası olmayacağını, dünyayı değiştirmeyeceğini bile bile ‘insan kalmanın’ mukaddes olduğuna inanıyorsan, işte o an, seni ezmek isteyen her şeyi yendin demektir.
İki’nin üç harfli, üç’ün iki harfli oluşunu hiç fark ettiniz mi?
Kitaba uyanlar ile kitabına uyduranları nasıl fark edeceğiz?
Farkında olmayacaksak yaşamın,
ne anlamı var ki AKLI BAŞINDA olmanın....
Necati KÖSE



