Yıllarca bu ülkede en ağır hakaretlere, linç kampanyalarına ve tehditlere rağmen geri adım atmayan bir insanı bugün bir anda hedefe koymak, siyasetin ne kadar ilkesiz ve savrulmaya açık bir zemine çekildiğinin açık göstergesidir. Kılıçdaroğlu küfür yedi, yumruk yedi, ailesine kadar uzanan saldırılara maruz bırakıldı. İstanbul’dan Ankara’ya “Adalet Yürüyüşü” yaptı; milyonların sustuğu bir dönemde yalnız yürümeyi göze aldı. Devletin, medyanın ve siyasal kutuplaşmanın bütün baskısına rağmen siyaset dilini sertleştirmeden, toplumsal fay hatlarını büyütmeden yürümeye çalıştı.

Bugün ise bütün bunlar unutularak, yalnızca seçim sonuçları üzerinden dar bir hesaplaşma yürütülüyor. Oysa siyaset sadece sandık gecesinden ibaret değildir. Bir siyasetçinin bıraktığı toplumsal iz, bazen aldığı oydan daha büyük bir anlam taşır. Kılıçdaroğlu’nun yıllarca bu ülkede kutuplaşmayı azaltmaya çalışan dili, helalleşme çağrıları, farklı kimlikleri aynı masa etrafında buluşturma çabası ve devletin dokunulmaz görülen alanlarına karşı geliştirdiği sivil siyaset hattı küçümsenemez.

Daha da önemlisi, Türkiye’de Alevi kimliğiyle en üst düzey siyasetin merkezine yürümek başlı başına tarihsel bir kırılmaydı. Bu ülkede yıllarca Aleviler ya görmezden gelindi ya da kimlikleri üzerinden ötekileştirildi. Kılıçdaroğlu’nun varlığı sadece bireysel bir siyasi kariyer değildi; aynı zamanda Türkiye’de inkâr edilen bir toplumsal hafızanın görünür hale gelmesiydi. Açıkça dile getirilmese bile, ona yönelen öfkenin ve organize linç kültürünün içinde mezhepsel önyargıların ciddi bir etkisi olduğu inkâr edilemez.

Dersim açısından bakıldığında ise mesele daha da derindir. Çünkü Dersim yalnızca bir coğrafya değil; direnişin, hafızanın ve bedel ödemiş bir halkın adıdır. Böyle bir tarihten gelen insanların, kendi değerlerine ve kendi evlatlarına karşı bu kadar hızlı ve aceleci tutum alması düşündürücüdür. Eleştiri elbette olacaktır; ancak son dönemde birçok insanın süreci anlamadan, siyasal gelişmeleri analiz etmeden, yalnızca oluşan rüzgâra göre tavır alması toplumsal hafızanın ne kadar kırılgan hale geldiğini de göstermektedir.

Bugün ihtiyaç olan şey, körü körüne bağlılık ya da koşulsuz savunuculuk değildir. Asıl ihtiyaç duyulan; sakin, ilkeli ve tarih bilinciyle hareket eden bir siyasal akıldır. Çünkü günübirlik öfke ile verilen kararlar, uzun vadede toplumsal kırılmaları daha da derinleştirir. Türkiye’de demokratikleşme, toplumsal barış ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabilmesi için kurulan her köprü değerlidir. Kılıçdaroğlu’nun en önemli katkılarından biri de, tüm eksiklerine rağmen bu köprüyü kurmaya çalışmış olmasıdır.

Siyaset günü kurtarma sanatı değil, toplumun geleceğini inşa etme sorumluluğudur. Bu yüzden insanlar bazen kazandıkları makamlarla değil; zor zamanlarda korudukları duruş, ödedikleri bedel ve temsil ettikleri toplumsal hafızayla hatırlanır. Gün gelir kalabalıklar dağılır, sloganlar unutulur; geriye sadece kimin hangi zamanda nerede durduğu kalır.

Ali Kadir TANRIVERDİ