Yıllardır Almanya’da yaşıyorum. Burada şehir yaşamında en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, temizlik ve düzenin yalnızca belediyenin görevi olarak görülmemesi. İnsanlar evinin, dükkânının ve kapısının önünden kendisini de sorumlu hissediyor.

Özellikle kış aylarında bu sorumluluk daha da belirginleşiyor. Kar yağdığında ve buzlanma olduğunda kaldırımların güvenli tutulması gerekiyor. Böylece yalnızca temizlik değil, “Yaşadığım yerde başkasının güvenliğinden de sorumluyum” anlayışı yerleşiyor.

Asıl örnek alınması gereken de budur: Bir şehri belediye temizler; ama o şehri temiz tutan, toplumun ortak kültürüdür.

Ve tam burada aklıma Tunceli geliyor.

Tunceli sıradan bir şehir değil. Munzur’u, dağları, vadileri, suyu ve kendine özgü kültürüyle Türkiye’nin dikkatle baktığı, merak ettiği çok özel bir şehir.

Ancak bu eşsiz doğanın güzelliği şehir merkezine, sokaklara ve mahallelere aynı ölçüde yansımıyor.

Munzur ne kadar berraksa, Tunceli’nin sokakları da o kadar temiz olmalı.

Sorunlarımızı da açıkça konuşabilmeliyiz.

Bazı sokaklarda gelişigüzel bırakılan çöpler, sigara izmaritleri, kâğıtlar, plastik poşetler ve bakımsız alanlar Tunceli’nin güzelliğine gölge düşürüyor.

Özellikle plastik poşet görüntüsünün ortadan kalkması şehrin çehresini ciddi biçimde değiştirebilir. Sokaklarda, yol kenarlarında ve doğada uçuşan poşetlerin olmadığı bir Tunceli, hem çevre hem de görüntü açısından çok daha güzel olacaktır.

Bunun çözümü mutlaka büyük bütçeler ve pahalı projeler olmak zorunda değil.

Önce düzenli ve denetlenebilir bir temizlik sistemi kurulabilir. Mahallelerin temizlik günleri belirlenebilir. Çöp konteynerleri doğru noktalara yerleştirilebilir. Esnaf kendi iş yerinin önüne, vatandaş kendi kapısının önüne sahip çıkabilir.

Kış ayları için de basit bir kış güvenliği programı oluşturulabilir. Kar ve buzlanma olduğunda belediyenin sorumluluğundaki alanlar ile bina ve iş yerlerinin önündeki alanların kim tarafından ve nasıl güvenli hâle getirileceği açıkça belirlenebilir.

Ama temizlik yalnızca kurallarla olmaz. Eğitim çocukluktan başlamalı.

Çocuklarımıza kâğıdı, ambalajı ve çöpü yere atmamanın bir şehir kültürü olduğunu öğretelim. Büyükler de çocuklara örnek olsun. Sigara içenler izmaritlerini kaldırımlara, sokaklara ve doğaya atmasın.

Çünkü yere atılan küçücük bir izmarit bile, tertemiz bir sokağın bütün görüntüsünü değiştirebilir.

Tunceli için bir önerim daha var.

Üstelik bunun için milyonlar harcamaya gerek yok.

Bir pencereye çiçek…

Bir kapının önüne küçük bir saksı…

Bakımlı bir balkon…

Temiz bir vitrin…

Bir duvara Tunceli’yi anlatan birkaç güzel kelime…

Sokaklarımızı, pencerelerimizi ve kapılarımızı bu küçük dokunuşlarla daha sıcak, daha estetik ve daha renkli hâle getirebiliriz.

Belediye birkaç örnek sokak belirleyerek “Munzur Kadar Temiz Sokaklar” adı altında bir çalışma başlatabilir. En temiz sokak, en güzel balkon, en özenli dükkân önü gibi uygulamalarla vatandaşın kendi çevresine sahip çıkması teşvik edilebilir.

Tunceli zaten farklı.

Doğasıyla, insanıyla, kültürüyle, Munzur’uyla kendine özgü bir şehir. Küçük dokunuşlarla biraz daha süslenirse, temizliği ve estetiğiyle de çok daha farklı bir kimliğe kavuşabilir.

Türkiye’nin gözü birçok nedenle Tunceli’nin üzerinde. O hâlde Tunceli, çevre bilinci ve şehir temizliği konusunda da örnek gösterilen bir şehir olabilir.

Bir insan Tunceli’ye geldiğinde yalnızca Munzur’un fotoğrafını çekmesin.

Temiz bir sokağın, çiçekli bir pencerenin, özenle düzenlenmiş küçük bir kapının önünde de durup fotoğraf çeksin.

Bunun için çok büyük paralar değil; biraz özen, biraz eğitim, biraz sorumluluk ve ortak bir şehir bilinci gerekiyor.

Tunceli zaten farklı.

Neden temizliği ve estetiğiyle daha da farklı olmasın?

Doğa bize Munzur’u tertemiz verdi.

Munzur kadar berrak.

Munzur kadar güzel.

Munzur kadar temiz sokaklar.

Nimet Canpolat