Konuya ilişkin gazetemize açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Yalçın Çakmak, şunları kaydetti:

Söz konusu süreç 5 Ekim’de Elazığ'daki bir yerel internet sitesinde, 2024 yılında sosyal medya hesabımdan, Alevilerin ilmihali olarak bilinen Buyruk adlı eserde yer alan "Kırkların Cemi" adlı bölümde yer alan bir anekdotu alıntılamam üzerine, hedef gösterilmemle başladı.

Buyruk'ta yer alan bu anlatı, Alevi kamuoyunun da çok iyi bildiği üzere Hz. Muhammed'in Miracı sonrasında Kırkların yer aldığı bir kapıyı çalmasıyla ilgilidir. İki kez "peygamberliğini" yani nübüvvet makamını dile getirdiği için çaldığı kapı kendisine açılmayıp, geri çevrilen Hz. Muhammed üçüncüsünde sadece “bir kul" olduğunu ifade etmesiyle içeri alınmıştır. Eserdeki bu anlatı ve genel itibarıyla Alevilik inancına göre peygamber, içeri alınmasıyla esas itibarıyla batın manası olan bir grup ve toplantının içine girdiğini de bizzat fark eder.

İlgili anlatının ilerleyen kısımlarında Kırkların “birlik” vurgularıyla “benlik karşıtı” tavırları sonucu peygamberin ilk seferlerinde neden içeri alınmadığını daha iyi anlarız. Ayrıca peygamberin artık bu toplulukla geliştirdiği diyalogları sonucu giderek onlarla yakınlaştığı ve onların da Hz. Muhammed’e saygı gösterdiklerini görürüz. Mesela Selman-ı Farisi'nin getirdiği bir üzüm tanesini ezmesini bizzat Muhammed peygamberden isterler ki o da Cebrail'in getirdiği bir tasta bu üzümü ezerek Kırkların tamamının içeceği bir şerbet yapar. Hasıl-ı kelam Kırklar bu içkiyi içtikten sonra sarhoş olur ve hemen akabinde kalkıp semaha dururlar. Bu anlatı Alevilikte cem ritüelinin kökeni ve batıni manasına dair baş anlatıdır.

Benim paylaşımım da sadece Hz. Muhammed'in dile getirdiği peygamberliği yani nübüvvet makamını ifade ettiği için geri çevrilmesi odaklı olup, Kırkların yanıt olarak kendisine verdiği "Git peygamberliğini ümmetine yap. Bizim aramızda peygambere yer yok" ifadesini alıntılamaktı. Yani bu alıntıdaki manada da doğrudan Hz. Muhammed’in şahsı ile ilgili bir husus yok aslında. Bu bir başka peygamber de olsaydı, nübüvvet makamını dile getirmesi halinde değişmeyecek öz bir mana yani mesajdır.

Buna rağmen gerek söz konusu haber gerekse hakkımda başlatılan ön inceleme vesilesiyle öğrendiğim 6 Ekim tarihli CİMER şikayetinde hiç de kastetmediğim ve bilinçlice tasarlandığı açık bir provokasyonla karşı karşıya olduğumu açıkça gördüm. Sözde ben bu paylaşımımla, aslında “Hz. Muhammed’i küçük düşürmüş” yine haber üzerine yapılan “isimsiz” CİMER şikayetine göre de peygamberi “küçümseme, aşağılama, saygısızlık ve hor görülmesine" neden olarak infial ve provokasyona neden olmuşum.

Evet bu bilinçlice fakat acemice yapılmış bir provokasyon. Aslında hem bu haberin yapılış tarzı, hem de haberde konunun kendisine dair zerre bilgisi olmayan alakasız yorumlara yer verilmesi bizzat bir kötü niyetin söz konusu olduğunu açıktan gösteriyor. Çünkü haberde, Buyruk’u görmeden bu eser üzerine yapılmış akademik bir çalışmanın bağlamsız ve bence art niyetlice yorumlanmasından başka bir şey yapılmamış. Sonrasındaki CİMER şikayeti de cabası. Her ikisinde de Hz. Muhammed’in ön plana getirilerek, Sünni halk nezdinde hedef gösterilmem bir yana benim üzerimden doğrudan Alevilerle Sünniler arasında bir provokasyon ve çatışma yaratılmaya çalışıldığı çok açık. Ayrıca bununla Alevilerin yüzyıllardır inana geldikleri bir inanç da hedef alınmış bulunmaktadır. Buna dair Alevi kurumları gerçekleştirdikleri ortak açıklama ile gerekli cevabı verdiler. Fakat bence burada Sünni yurttaşlara da önemli bir görev düşüyor: Lütfen bu tür ucuz provokasyonlara karşı mutedil ve hassasiyetle, sorumlu davransınlar.

Sonuç olarak haber ile sonrasındaki iftira yani CİMER şikayeti arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Buna dair avukatlarımız ile gerekli şikayetleri ve şüphelerimizi, ilgili yargı birimleriyle paylaşarak şikayetçi olacağız. Hatta şimdiden tespit ettiğimiz bazı bulgular da var. Bu basit bir hadise değil. O nedenle bunun sorumlusu ve arkasındakiler kimse onları ortaya çıkarana değin hukuki mücadelemizi yürüteceğiz.