12 Eylül faşist cuntası, Türkiye’nin beline kurtarıcı darbe olarak değil, bedeli hiç ödenmeyen darbe olarak kazınmalı.

12 Eylül faşist cuntasında ne oldu?

12 Eylül cuntasının gözaltı ve yargılanmalarla yarattığı tahribat açık bir şekilde gösteriyor ki; Faşist cunta döneminde 650.000 kişi gözaltına alındı. Çoğu ağır işkence gördü. 1 milyon 683 bin kişi Komünist, Alevi, Kürt ve dinci olarak fişlendi.

210.000 dava açıldı. 210.000 kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. 98.404 kişi örgüt üyeliğinden yargılandı. 7000 kişi için idam cezası istendi. 124 kişinin cezası askeri Yargıtay tarafından onaylandı. 50 kişi idam edildi. 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı. 10.000’in üzerinde vatandaş siyasi mülteci olarak yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Siyasi parti liderleri sürgüne gönderildi. 1000’den fazla akademisyen ve 3.500 kişiyi aşkın öğretmenin görevine son verildi. Yaklaşık 300 kişi faili meçhul cinayetler sonucu öldürüldü. 171 kişi cezaevindeki işkencelerden dolayı öldürüldü. 39 ton gazete, dergi ve kitap yakıldı; imha edildi. 927 yayın ve 927 film yasaklandı. Meclis kapatıldı.

Bütün bunlar, bu faşist iktidarın Türkiye’de ne kadar tahribat yarattığının ve kendi meşrutiyetini şiddetle koruma girişiminin açık göstergesidir.

Bu faşist cunta kabusunu bitirdiğini iddia eden bir sistem, ondan daha büyük bir koğuşla idam sehpalarını, işkence odalarını meşrulaştırdı. Tüm sendikaların kapatıldığı, halkın haklı hareketi sessiz hale getirdi.

Faşist düzen adına bu yapılanların amacı aslında bir milletin siyasi hafızasını, kurumlarını ve cesaretini yok etmekti.

Gerçek tarih, kazananların değil, demokrasiyi, hak, hukuk, adalet, insan hakları ve özgürlükler için bedel ödeyenlerin sesiyle yazılır.

12 Eylül faşist cuntasının bu insanlık dışı uygulamalarına tarih tanıktır.

Unutulmaması gereken bu faşist cuntadan hesap sormak, bir daha yaşanmaması için mücadele etmektir. Bu her yurtsever vatandaşın görevidir. Türkiye demokrasisi o günün gölgesinden çıktığı ölçüde gerçek demokrasi olacaktır.

Bugün yaşanan derin siyasi çıkmazlar, basının susturulması, temel hak ve özgürlüklerin rafa kaldırılması, hak, hukuk, adalet ve insan hakları üzerindeki baskı, 12 Eylül uygulamalarının devamı gibidir. Çünkü 12 Eylül cuntası adaletin değil, intikamın sesidir.

17 yaşındaki Erdal Eren’in yaşı büyütülerek idam sehpasına gönderilmesi, 12 Eylül vicdanındaki en derin yaradır. Bir devlet kendi geleceğini, gençlerini yargılamak yerine yok etmeyi seçmiştir. İdam edilenlerin çoğu farklı ideolojik yapılardan olsa da ortak bir kaderi paylaşmaları, adil yargılama hakkından yoksun bırakılmaları ve aceleye getirilmiş mahkemelerle korku saçmak için kurbanlaştırılmışlardır.

Türkiye’de 68 ve 78 kuşak yurtsever gençlerin geleceği karartıldı. Bu hukukun değil, korkunun olduğu faşist bir dönemdi. 1980 anayasası zincirleme anayasasıdır. 1980 anayasası darbe yasasıdır. Halkın olmadığı bu yasayla sivil toplum kuruluşları susturuldu. Sendikalar felç edildi. Üniversiteler YÖK çatısı altında şekillendirildi. Siyasi partiler bir çerçeveye hapsedildi.

Amaç kaosu ortadan kaldırmak olarak gösterilse de toplumun kendini ifade etme kapasitesini kilitlemekti. 1982 anayasasının izleri hala devam etmektedir. Kısmi değişikliklere rağmen hala Türkiye siyasetinin damarlarında dolaşıyor.

12 Eylül bir düzeltme değil, bir milletin siyasi olgunlaşma sürecinin şiddetle kesintiye uğratılmasıdır. Demokratik halk düzeninin, gerçek demokrasinin ve halkın susturulmasıdır. 12 Eylül faşist darbesini anlamak sadece geçmişi yargılamak değil, bugün için demokrasiyi hakim kılmak için mücadele etmek ve o cuntadan ders çıkarmaktır.

Sosyal devlet, ahlak, adalet ve güvenliği görev edinmiş bir devlettir. Türkiye’de demokrasinin işlevsel hale gelmesi nitelikte laik, demokratik eğitim sisteminin seviyesinin yükseltilmesi, hak, hukuk, adaletin hakim kılınması, güvenliğin sağlanması, ahlak erozyonunun önlenmesi, laik, demokratik ve eğitim modelinin yaşamsal hale getirilmesiyle mümkündür.

Bu sosyal devlet ilke ve amaçları tümden yerine getirilirse Türkiye’de barış, refah ve huzur sağlanır.

Ali KAYA

Tarihçi/Yazar