Yaz mevsimiyle birlikte Çemişgezek ve Pertek ilçesindeki küçükbaş hayvan sahipleri, sürülerini Pülümür ve Ovacık ilçesindeki yaylalara çıkarıyor.
Zorlu arazi ve hava şartlarında aylar süren mücadelenin verildiği yaylalardan biri de Pülümür ilçesinde bulunan Hel Yaylası. Geçimlerini küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinden sağlayan yaylacılar, günün neredeyse tamamını hayvanların bakımına ayırıyor.
Bölgede zaman zaman etkili olan sis, sert rüzgâr ve ani sıcaklık değişimleri yayla yaşamını zorlaştırsa da yetiştiriciler, geleneksel yaylacılık kültürünü yaşatmaya devam ediyor.
Bölge ekonomisine başta tulum peyniri olmak üzere hayvansal ürünlerle önemli katkı sağlayan yaylacılardan Bilgin Karakuş, “Tunceli Çemişgezek Doğanköyü’nden geldim. Burada şu anda 50 üreticiyiz. Bu yıl hava şartlarından dolayı bir ay geç geldik. Bu durum bizleri etkiledi. Hayvan mahsulümüzü düşürerek ürünümüzün azalmasına neden oldu. Zor şartlarda yetiştiriyoruz hayvanlarımızı ve ürünlerimizi” dedi.
Yaylaya çıkmanın külfetine değinen Karakuş, “Köyden araçlarımızla Pertek, Çemişgezek bölgelerinden yaylaya geliyoruz. Hayvanları çok katlı kamyonlarla getiriyoruz. Bir aracın yaylaya çıkması 30 bin lira. Her aile dört araç kullanıyor. Bunun hesabının herkes biliyor. Bu yaylaya hemen hemen 30 yıldır geliyoruz” diye konuştu.
Kimi yaylaların devlet tasarrufu dışında olduğunu belirten Bilgin Karakuş, “Özel mülkiyeti kiralamak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle aldığımız ürün masrafları karşılamıyor. Çoban maaşları yüksek. Tunceli bölgesinde iki sene önce bin 400 üretici varken şu anda 700 üretici var. Bu azalmanın nedeni giderin yüksek olması” şeklinde konuştu.
TULUM PEYNİRİNE SAHİP ÇIKILAMADI
Kent yaylalarında üretilen tulum peynirinin Türkiye’nin en iyi peyniri olduğunu söyleyen Karakuş, “Ama bu peynirin markası yok. Elazığ, Erzincan tulum peyniri diye biliniyor. Bizim şu anda iki yaşındaki çocuk bile bu aileyle birlikte. Bunların mesleği devam ettirmesi için desteklemeler önemli. Bu zor iş ve Savaklılar yapıyor. Bir ilaç olmuş 5 bin lira. Çok katlı kamyon 30 bin lira. Bu böyle devam ederse ne üretici kalacak ne de sofraya peynir gelecek. Şu anda tulum peyniri diye satılan Elazığ, Erzincan Şavak peyniri değil. Üreticinin yaptığı peynir değil. Güneydoğu’da inek peynirleri alınıp kokuyu gidermesi için nişastayla karıştırılıyor ve Tunceli tulum peyniri diye satılıyor. Bizim peynirimizi sadece bu inek peynirine maya olarak kullanıyorlar. Bunun önüne geçilmesi için ciddi denetim yapılması lazım. Bitki örtüsü eskisi gibi değil. Maden sahaları bitkilerimizi etkiliyor. Hayvan yeterince beslenemiyor” dedi.
ULAŞIM, SU VE BARINMA BÜYÜK SORUN
Yaylalarda ulaşım, bu ve barınmanın önemli sorunlardan olduğunu ifade eden Bilgin Karakuş, “Yollarımız son derece kötü durumda. Yine üreticinin barınma noktası yok, lavabolar yok. Basit yöntemler var. 14 bin kapasiteli yayla. Aile sayısı belli. Belli noktalara konteyner konulması lazım. Sularımız çok ancak yeraltında olduğu için değerlendirilmiyor. Oluklar aktarılırsa hem insanlar kullanır hem de hayvanların içme suyu ihtiyacı karşılanır. Erzincan’da bir çok üretici için konteyner, banyo yerleri var. Yine son iki üç yıldır şimşek çakmalarından dolayı koyunlar ölüyor. Yaşlılarımız daha önce böyle şeylerle karşılaşılmadığını söylüyorlar. Erzincan’da belli noktalara şimşek önleyici konulmuş. Su ve yol sorunu çok önemli. Ürünümüzün değerlenmesini istiyoruz. Çünkü biri orijinal bal üretiyor, bal yiyebiliyorsun bir de katkılı ballar insanların önüne indiriliyor. Bizim de peynirimiz maalesef böyle olmuş” ifadelerini kullandı.
Yayla hayatında hayvanları sağmaktan çamaşır yıkamaya ve yemek yapmaya kadar iş yükünün önemli bölümü kadınların üzerinde.
Yaylacı kadınlardan Seval Karakuş, “Çemişgezek’ten geldik. Haziran ayından itibaren burada konaklıyoruz. Karlar eridikçe daha yukarı çıkacağız. Ben ailemle beraber buradayım. Üç tane çocuğum var. Doğduğumuzdan beri bu işi yapıyoruz. Üreticiyiz, kendi işimizi yapıyoruz. Davarı seviyoruz. Kendi işimizden kazancımızı sağlıyoruz. Çocuklarım da buna alışıyorlar. Doğal yerlerdeyiz. Kendi dağlarımızdayız seviyoruz burayı, bu mesleği” dedi.
Üç yıldan beri yaylaya geldiğini söyleyen Birgül Baloğlu, “Yaylanın zorlukları var. Davarcılıkla uğraşıyoruz, mesleğimiz zor. Bu sene peynir para etmedi. Peynir yapıp satıyoruz. Eylül ayında da tulum peynirini yapıyoruz. Bu çok meşhurdur. Fazla olunca satıyoruz. Dört ay bu yaylalarda kalıyoruz. Günde iki kere sağım var. Kırkıyoruz hayvanları, elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Çemişgezek ilçesinden geldiğini belirten Hüsniye Karakuş da, “Yaylada elle elbise yıkıyoruz. Her işimiz zor. Sağım zor, ekmek pişirmek zor. Günde iki kere davarı sağıyoruz. Peynir yapıyoruz. Çobanların ekmeğini veriyoruz. Sonra biz yemeğimizi yiyor tekrar işe başlıyoruz” şeklinde konuştu.
Koyun kırkım işi yapan Cemal Karakuş ise, “Kırkımı senede bir sefer yaparsın. Sıcak dönemde yaparsın hem hayvan eski kirli yünlerinden arınır hem de kilo almaya başlar. Kırkım yapmazsan hayvan kendine gelmez” ifadelerini kullandı.
Ailelerin zorlu yayla mesaisine çocukların da katkısı var. Bunlardan biri de Avzem Karakuş. Avzem, “Hel Dağı’na geldik. Dersler bitti. Eylül başına kadar burada kalacağız. Koyunlarımızı otlatacağız, para kazanacağız. Sütümüzü satacağız. Ailemle birlikte hayvancılıkla uğraşıyorum. Çobanlarımız var. Bin civarında koyunumuz var. Mutlu, mesut bir şekilde yaylalarda yaşıyoruz” dedi.