{ "@context": "http://schema.org", "@type": "NewsArticle", "mainEntityOfPage": "https://www.dersimekspres.com/yazi/yilmazcan-sare-292.html", "headline": "YILMAZCAN ŞARE", "datePublished": "2026-11-05T10:08:00Z", "dateModified": "2026-11-05T10:08:00Z", "description": "", "author": { "@type": "Person", "name": "Savaş Altunbaş" }, "publisher": { "@type": "Organization", "name": "https://news.google.com/publications/CAAqLQgKIidDQklTRndnTWFoTUtFV1JsY25OcGJXVnJjM0J5WlhNdVkyOXRLQUFQAQ?ceid=TR:tr&oc=3", "logo": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/logo/1ee0fbefe4.png", "width": 110, "height": 22 } }, "image": { "@type": "ImageObject", "url": "https://www.dersimekspres.com/files/uploads/user/1791973415-f1782.jpg", "width": "800", "height": "800" } }

YILMAZCAN ŞARE

Savaş Altunbaş

05-11-2026 10:08

Bugünkü köşemde hayatımıza dokunan çok özel bir ismi ağırlamak istiyorum.

Bilenler bilir, bilmeyenler için; o, bu toprakların sesini, acısını, neşesini ve hafızasını sırtında taşıyan bir kültür hamalıdır. Kimden mi bahsediyorum? Tabii ki Dersim coğrafyasının yetiştirdiği o üretken, nevi şahsına münhasır sanatçı, yönetmen ve oyuncu Yılmazcan Şare’den.

Yılmazcan Şare, tiyatro sahnesinden sinema perdesine, yazdığı şiirsel metinlerden sokaktaki bir tilkiyle kurduğu o muazzam diyaloğa kadar, hayatın tam kalbinden beslenen bir isim. Onun dünyasında sanat, sırça köşklerde üretilen lüks bir tüketim nesnesi değil; tam aksine, halkın ekmeği gibi, suyu gibi bir ihtiyaç. Kurucusu olduğu tiyatro ekibiyle sadece sahne performansı sergilemiyor; yok olmaya yüz tutmuş anadilini, Kırmancki/Zazaki kültürünü sahne ışıklarının altında adeta yeniden doğuruyor. Sahnelediği "Diplomasız Psikolog" gibi oyunlar, sadece birer tiyatro metni değil; bu toplumun travmalarını, neşesini, çelişkilerini ve ruhsal haritasını önümüze koyan aynalardır.

Çünkü Yılmazcan Şare çok iyi bilir ki; anadil köktür, hafızadır. Ve o hafıza bir kez silinirse, geriye koca bir toplumsal boşluk kalır. Nazımiye’nin bir köyünden çıkıp gurbete, oradan sahnelerin tozuna uzanan bu hikaye, aslında koca bir coğrafyanın direniş ve var olma öyküsüdür. Bir köşesinde Munzur’un, doğanın ve nehirlerin çığlığı; diğer köşesinde insanımızın bitmek bilmeyen o naif umudu gizlidir onun üretimlerinde. O, kamerasını ve yüreğini nereye çevirse, orada insana dair en yalın, en samimi gerçeği bulup çıkarır.

Bu harabe çağda, yapaylığın ve kötülüğün bu kadar hızlı üretildiği bir dünyada; iyiyi, sahici olanı, sanatı ve kökleri inatla savunan insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Yılmazcan Şare, heybesinde taşıdığı o içten bilgelikle, bu topraklara ait olanı yine bu toprakların insanına bıkmadan, usanmadan fısıldamaya devam ediyor. Popüler kültürün rüzgarına kapılmadan, kendi bildiği hakikat yolunda yürüyen bu güzel adama bir teşekkür borçluyuz.

İyi ki varsın Yılmazcan Şare, iyi ki bu kadim sesin soluğu, bu sessiz çoğunluğun çığlığı oluyorsun. Kalemine, sahneye koyduğun yüreğine sağlık.

 

DİĞER YAZILARI Mutluluğu Neden Hep Uzakta Arıyoruz? 01-01-1970 03:00 1984 Distopya mı, Gerçek mi? 01-01-1970 03:00 Yalanlar Üstüne: Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizâmülmülk 01-01-1970 03:00 BÜYÜK GÜNAHLAR VE İHANET 01-01-1970 03:00 KAVANOZU KİM SALLIYOR? 01-01-1970 03:00 ALIŞKANLIKLARIN KONFORLU ZİNDANI: TATAR ÇÖLÜ 01-01-1970 03:00 SAVAŞ VE İNCE KIRMIZI HAT 01-01-1970 03:00