23 Nisan’da salonlar doluyor.

Velilerimiz heyecanla koltuklarında oturuyor.

Gözler sahnede, kameralar açık, alkışlar hazır.

Her şey çok güzel başlıyor.

Herkes çocuğunu izliyor, gurur duyuyor, heyecanlanıyor.

Ama sonra çok tanıdık bir sahne başlıyor:

Kendi çocuğunun gösterisi bittiği anda,

ilgiler de bitiyor.

Yerinden kalkanlar…

Çıkışa yönelenler…

Yanındakilerle konuşmaya başlayanlar…

Telefonuna dönenler…

Oysa sahnede hala çocuklar var.

En az sizin çocuğunuz kadar heyecanlanan,

en az onun kadar hazırlanmış,

en az onun kadar görülmeyi bekleyen çocuklar…

En sonda ise iki küçük sunucu kalıyor.

Programı kapatmaya çalışıyorlar.

Ellerinde mikrofon, cümlelerini toparlamaya çalışıyorlar…

Ama salon artık onları dinlemiyor.

Açık konuşalım:

"Sorun çocukları sevmemek değil.

Sorun, sadece kendi çocuğunu sevmek."

Çünkü sevgi dediğimiz şey,

başkasının çocuğunu görmezden geldiği anda eksik kalır.

Çünkü saygı dediğimiz şey,

alkışın süresiyle değil, son çocuk sahneden inene kadar orada kalabilmekle, dinlemeyi sürdürebilmekle ölçülür.

Belki de asıl mesele şu:

Biz çocuklara değer verdiğimizi söylüyoruz…

Ama bu değer, sahne sırasına göre değişiyorsa,

o zaman ortada gerçek bir değer ve sevgi yoktur.

23 Nisan sadece bir bayram değil.

Aynı zamanda bir aynadır.

BİR EĞİTİMCİ