Dersim’de uzun süredir kamu kurumlarının sosyal medya hesaplarında çocukların ve gençlerin yer aldığı paylaşımlar dikkat çekici biçimde artmaktadır. Özellikle İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile başlayan bu yaklaşımın kısa sürede diğer kurumlara da yayıldığı, benzer içeriklerin farklı kurumlar tarafından tekrarlandığı görülmektedir. Artık bu durum, tekil örneklerle açıklanamayacak kadar yaygın bir uygulamaya dönüşmüştür.
Bakım ve koruma altındaki çocuklarla yapılan etkinlikler, yurt ve okul ziyaretleri ya da öğrencilere verilen yardım paketleri sosyal medyada paylaşılmaktadır. Bu paylaşımlar, çocukların içinde bulundukları koşulların kamusal görünürlüğün bir parçası haline getirildiğini göstermektedir.
Bu paylaşımlar herkesin erişimine açık biçimde yapılmaktadır. Buna rağmen, bu içerikleri yeniden dolaşıma sokarak çocukların görünürlüğünü daha da artırmamak ve aynı pratiğin bir parçası haline gelmemek gerekir. Bu nedenle kurumların adlarını ve paylaşımlarını tek tek sıralamıyoruz. Tartışılması gereken tek tek örnekler değil, bu yaklaşımın kendisidir.
Kamu kurumlarının çocuklarla çalışması zaten görevlerinin bir parçasıdır. Ancak bu çalışmaların çocuklar üzerinden görünür kılınması zorunlu değildir. Bu tür paylaşımlar, çocukları yapılan faaliyetin öznesi olmaktan çıkarıp kurumsal görünürlüğün bir aracına dönüştürmektedir.
Ayrıca bu paylaşımlarda konuşan çocuklar değil, kurumun kendisidir. Sosyal medya içerikleri, yapılan etkinliklerin verimli geçtiğini ve herkesin memnun olduğunu ima etmektedir. Oysa kamuoyuna sunulan şey çoğu zaman yalnızca bir fotoğraf ya da kısa bir video kesitidir. Bu görüntülerin öncesi ve sonrası bilinmemektedir. Çocukların bu etkinliklere hangi koşullarda katıldıkları; aç, susamış, yorgun ya da üşümüş olup olmadıkları; hatta en sevdikleri dersten ayrılmak zorunda kalıp kalmadıkları bu anlatının dışında bırakılmaktadır. Etkinliğin amacına ulaşıp ulaşmadığı, çocukların bu etkinliklerden gerçekten faydalanıp faydalanmadığı kurumun ilgi alanı dışında kalmaktadır. Kurum için önemli olan, etkinliğin görünür kılınmasıdır.
Kurumlar, sosyal medyada paylaşım yapmamanın da bir seçenek olduğunu unutmakta; görünürlük üretimi kurumsal işleyişin asli bir parçası haline getirilmektedir. Yapılan her faaliyetin görünür kılınması, üst makamları etiketleme ve faaliyetleri sürekli raporlama pratikleriyle birlikte kurumsal bir hedefe dönüştürülmektedir. Tam da bu nedenle çocuklar ve gençler, kurumların görünür olma isteğinin aracı ve nesnesi haline gelmektedir.
Paylaşımlarda yüzlerin kısmen gizlenmesi ya da izin alındığının belirtilmesi, çocukların kimliklerinin ve yaşam koşullarının dolaylı biçimde görünür hale gelmesini engellememektedir. Açık bir teşhir olmasa bile bu içerikler parça parça veri üretmekte; çocukların bulunduğu kurumlar, sosyal çevreleri ve yaşamları hakkında çıkarım yapılmasına imkân tanımaktadır. Sosyal medyanın kalıcı niteliği düşünüldüğünde, bu içeriklerin gelecekte nasıl sonuçlar doğuracağı öngörülemez. Bu tablo, çocukların özel hayatının ve kişisel verilerinin korunmasını zedelemekte, üstün yararlarını riske atmaktadır.
Kamuoyunu bilgilendirmek için çocukların yüzlerini, hikâyelerini ya da yaşam koşullarını görünür kılmak zorunlu değildir. Bilgilendirme ancak bu yolla yapılabiliyorsa, burada sorgulanması gereken şey yöntemin kendisidir. Kurumların bu paylaşımları zarar verme amacıyla yapmadığı açık olabilir; ancak ortaya çıkan sonuç değişmemektedir: Çocuklar kurumsal görünürlüğün bir parçası haline getirilmektedir.
Çocukların ve gençlerin özel hayatını ve kişisel verilerini korumakla yükümlü olan kurumların bu konuda yeterli hassasiyeti göstermediğini görüyoruz. Bu nedenle başta İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere tüm kamu kurumlarının, çocukların ve gençlerin yer aldığı sosyal medya paylaşımlarını gözden geçirmesini ve çocukların üstün yararını ve kişisel verilerinin korunmasını gerçekten önceleyen bir yaklaşım benimsemesini bekliyoruz.
Mehmet AŞKIN
Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı



