Geçtiğimiz yazıda Dersim’in bereketli topraklarının, Ovacık fasulyesinin ve Munzur sarımsağının kepçeler ve çöpler arasında nasıl can çekiştiğini konuşmuştuk. Ancak ekolojik yıkım sadece toprağın altında veya nehir yataklarında kalmıyor; dağlarımızın zirvelerine, çiçeklerimizin özüne ve gökyüzüne de sıçrıyor. Tabağımızdaki yemeğin tehlikede olduğunu konuşurken, soframızın en saf şifasını, Dersim dağlarının "altın suyunu", yani balımızı unutuyoruz.

Dersim, sadece nehirleri ve dağlarıyla değil, bağrında sakladığı benzersiz bitki çeşitliliğiyle de bir yeryüzü cennetidir. Fakat bugün dağlarımızı kuşatan vahşi madencilik, HES projeleri ve orman yangınları, sadece ormanları değil, o ormanların en çalışkan işçileri olan arıları ve onların ürettiği şifayı da yok ediyor.

Gizli Kalmış Bir Yeryüzü Cenneti: Dersim Florası ve Balın Sırrı

Dersim balının o eşsiz rehasını ve kalitesini anlamak için, önce arıların nektar topladığı o muazzam florayı tanımamız gerekir. Dersim coğrafyası, derin vadilerden 3 bin metreyi aşan zirvelere uzanan yapısıyla adeta devasa ve vahşi bir botanik bahçesidir. Sadece Munzur Dağları florasında kayıt altına alınan 1500'den fazla bitki türünün yaklaşık 300'ü (yüzde 20'si) endemiktir; yani dünyanın başka hiçbir yerinde yetişmez.

Herkesin bildiği türlerin ötesinde, bu dağlar henüz pek az kişinin adını duyduğu, uçurumlarda ve gizli vadilerde saklanan sessiz hazinelere ev sahipliği yapar. Örneğin; Pülümür dağlarında yeni keşfedilen ve dünyada sadece o yamaçlarda kök salan Munzur Öğreği (Heracleum munzurense); Tunceli'nin eski adını taşıyan ve kayalıklarda adeta bir sır gibi açan Kalan Nakılı; Munzur'un yüksek rakımlarında karlar eridiğinde kendini gösteren Munzur Düğün Çiçeği ve eşsiz aromasıyla arıların vazgeçilmezi olan Bindebir Keklik Otu bu eşsiz hazinenin sadece birkaç incisidir. Ayrıca bilim insanlarının iğneyle kuyu kazar gibi Tunceli kırsalında tespit ettiği Buldumcuk ve Horoz Gülü gibi nesli tükenme tehlikesi altındaki türler, bu floranın ne kadar benzersiz olduğunu bize kanıtlar.

Arılarımız, farklı rakımlarda bahardan sonbahara kadar kademeli olarak açan bu binbir çeşit, gizemli çiçeğin özünü toplar. Dersim balını sıradan bir tatlandırıcı olmaktan çıkarıp gerçek bir "şifa kaynağına" dönüştüren sır, işte bu el değmemiş, büyük kısmı bilimin bile yeni yeni keşfettiği zengin bitki örtüsüdür. Ancak bu kusursuz zenginlik, dışarıdan gelen müdahalelere karşı inanılmaz derecede kırılgandır.

Arıların Sessiz Ölümü: Maden Tozları ve Ağır Metaller

Doğamızı bir rant alanına çeviren vahşi madencilik faaliyetleri, bu kusursuz floraya ve arıların yaşam döngüsüne en büyük darbeyi vuruyor:

* Çiçekleri Boğan Toz Bulutları: Maden arama ve çıkarma faaliyetleri sırasında patlatılan dinamitler ve hafriyat kamyonlarının yarattığı devasa toz bulutları, kilometrelerce genişlikteki alanda bitki örtüsünün üzerine çöküyor. O eşsiz Munzur Öğreği'nin, Bindebir Keklik Otu'nun gözenekleri tozla tıkanıyor. Nefes alamayan çiçekler erken kuruyor, arılar nektar alamıyor. Nektar bulamayan arı kolonileri açlıktan kırılarak sönüyor. Belki de henüz bilim insanlarının bile keşfedemediği bir endemik tür, o maden tozu altında sessizce yok olup gidiyor.

* Ağır Metal Tehlikesi: Maden sahalarından havaya ve suya karışan ağır metaller, bitkilerin özsuyuna işliyor. Doğanın en hassas filtreleri olan arılar, bu ağır metalleri çiçeklerden alıp kovanlarına taşıdığında, sadece toplu arı ölümleri yaşanmıyor; soframıza koyduğumuz o şifalı bal, ağır metal kalıntılarıyla dolu gizli bir tehlikeye dönüşme riski taşıyor.

İklimin Çöküşü: HES'ler ve Yangınların Floraya Darbesi

Arıcılık, iklimin ve mevsimsel döngülerin, nadide çiçeklerin açma zamanlarının saat gibi kusursuz işlemesine dayanır. Ancak vadilerimize kurulan barajlar ve HES’ler, bölgenin o kendine has serin ve kuru havasını bozarak yapay bir nem yarattı. Bu durum, hassas endemik çiçeklerin açma ve nektar verme takvimini altüst etti. Arılar kovanlarından çıktıklarında alıştıkları çiçekleri yerinde bulamıyorlar.

Buna ek olarak, ciğerlerimizi yakan orman yangınları, arıların en büyük merası olan meşelikleri ve kır çiçeği tarlalarını küle çeviriyor. Yaşam alanı ve nektar kaynağı yanan arı, bal yapamaz; balın olmadığı yerde tozlaşma durur, o eşsiz Kalan Nakılı'nın, Buldumcuk bitkisinin nesli tükenir ve ekosistem çöker.

Çözüm Önerileri: Arıyı, Çiçeği ve Şifayı Nasıl Yaşatırız?

Dersim’de floramızı, arıcılığı ve balımızın saflığını vahşi sermayenin ve iklim krizinin elinden kurtarmak için atılması gereken adımlar nettir:

* Endemik Flora ve Arı Merası Dokunulmazlığı: Nesli tehlike altındaki türlerin ve endemik çiçeklerin yoğun olduğu yaylalar ile arı konaklama alanları "Mutlak Koruma Alanı" ilan edilmeli; bu bölgelerin çevresinde maden ruhsatı ve taş ocağı açılması yasal olarak tamamen yasaklanmalıdır.

* Bağımsız Bal Analiz Merkezleri: Üretilen ballar için munzur üniversitesi bünyesinde ücretsiz ve bağımsız ağır metal/kalıntı analiz laboratuvarları kurulmalıdır. Bu, hem halk sağlığını koruyacak hem de Dersim balının tertemiz marka değerini güvence altına alacaktır.

* Yangınlara Karşı Erken Müdahale Ağı: Arıların yaşam alanı olan ormanlarımızı ve endemik bitki örtümüzü korumak için, yangınlara anında müdahale edebilecek hava filoları ve yerel gönüllü birlikleri ivedilikle organize edilmelidir.

* Kooperatifleşmeye Tam Destek: Bölgede organik ve şekersiz bal üreterek doğayı savunan arıcılarımızın kooperatifleri desteklenmeli, lojistik süreçlerde onlara omuz verilmelidir.

Son Söz

Albert Einstein'a atfedilen o meşhur sözü hatırlayalım: "Arılar yeryüzünden kaybolursa, insanın sadece dört yıl ömrü kalır." Dersim'de arıyı ve o eşsiz florayı yaşatmak, sadece ekonomik bir faaliyeti sürdürmek değil; Munzur'un uçurumlarda saklı o gizemli çiçeklerini, dağların rüzgarını ve yaşamın ta kendisini savunmaktır.

Yazarın Notu:

Kovanın önünde omuz omuza çalışan arıların o kusursuz uyumu, aslında doğanın bize verdiği en büyük derstir. Dersim’in dağlarında üretilen bir kaşık balda; sadece adını pek azımızın bildiği o endemik çiçeğin özü değil, dağların rüzgarı, suyun saflığı ve o arıya gözü gibi bakan arıcının emeği vardır. O balı yerken, o balın var olabilmesi için o dağların maden şirketlerine peşkeş çekilmemesi gerektiğini, o eşsiz floranın toz altında kalmaması gerektiğini hatırlamak zorundayız. Kovana şeker değil doğanın gerçeğini koyan, arısıyla beraber o dağların bekçiliğini yapan tüm emekçilerimize selam olsun...

Barış İMRE