Baro yönetim kurulu açıklamasında şunlar kaydedildi:
1993..
Çoğumuzun hayatını yeni yeni anlamlandırdığı 1993 çok şey hatırlatır insana.
Sokak ortasında vurulanlar, kalemi susturulanlar, kurşunlananlar, diri diri yakılanlar..
İnsanın büyümeyi unuttuğu, Türkiye tarihinin en karanlık yılı.
Peş peşe gelen suikastlar ve faili meçhul cinayetlerle 1993 yılı, bir dönemin acı bir simgesi hâline geldi. Gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar, iş insanları, insan hakları savunucuları ve yurttaşlar hedef alındı. Kimi evinin önünde, kimi sokakta, kimi aracında, aydınlar ise otelde yakılarak katledildi. Her cinayetin, her katliamın ardından benzer/tanıdık cümleler kuruldu: "Araştırılıyor." "Soruşturma sürüyor." "Failler bulunacak."
1993, korkunun gündelik hayatın parçası hâline geldiği yıllardan biriydi. İnsanlar yalnızca can güvenliğini değil, düşüncelerini ifade etme cesaretini de kaybetmeye başladı. Çünkü kimi zaman bir yazı, kimi zaman bir türkü, kimi zaman sadece farklı olmak bile hedef hâline gelmeye yetiyordu.
1993 yılı zaten derin sarsıntılarla başlamıştı. Uğur Mumcu suikastı ile Turgut Özal'ın ani ölümü, toplumda yoğun bir belirsizlik ve güvensizlik duygusu yarattı. Ülke, art arda yaşanan sarsıcı olayların ardından giderek daha kutuplaşmış, daha gergin ve daha kırılgan bir siyasal iklime sürüklenmişti.
İşte Madımak Katliamı, böyle bir atmosferde meydana geldi. Aydınların yakılması; hukukun üstünlüğüne olan inancı, farklılıklarla birlikte yaşama umudunu ve devletin herkesi eşit biçimde koruyacağına dair güveni de ağır biçimde sarstı.
Dönemin Başbakanı ve adı daha sonra Türkiye tarihinde karanlık bir başbakan olarak anılacak Tansu Çiller'in katliamın ardından yaptığı açıklamalar da uzun yıllar etkisini sürdürdü.
1993..
Suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler, toplumsal kutuplaşma ve sonunda Madımak'ta yükselen alevler... Hepsi aynı dönemin farklı yüzleri olarak hafızada yerini koruyor.
Bir ülkenin geleceği, geçmişindeki acıları inkâr etmeden konuşabilmesiyle güçlenir.
1993..
Cevap bekleyen soruların, tamamlanmamış adaletin ve unutulmaması gereken bir ortak hafızanın adıdır.
1993.. 33 yıl.. 33 Can;
Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Sefa Aysan, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Makbule Çimen, Hasan Gülmez, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Uğur Kaynar, Emin Buğdaycı, Asaf Koçak, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Öztürk, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari ve İnci Türk; ülkenin sesi, sözü, ezgisi, şiiri ve ortak vicdanıdır. Onların bıraktığı miras, halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşama iradesini yaşatmaya devam edecektir.
33 Can’a, Sevgiyle ve özlemle..



