Sanat Sokağı’nda düzenlenen açıklamada konuşan Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Tekin döneminde tarikat ve cemaat yapılarıyla yapılan protokoller savunulmuş, karma eğitim ilkesi hedef alınmış, yeni müfredat düzenlemesiyle eğitim ideolojik bir çerçeveye sıkıştırılmıştır. Eğitim emekçilerinin, öğrencilerin, velilerin, sendikaların ve bilim insanlarının görüşleri dikkate alınmamış; eğitim alanı toplumsal ihtiyaçlara göre değil, siyasal iktidarın tercihleri doğrultusunda tepeden inmeci yöntemlerle yeniden düzenlenmiştir” dedi.
Tekin’in göreve geldikten sonra katıldığı ilk TBMM bütçe görüşmelerinde tarikat ve cemaatlerde yapılan protokolleri savunduğunu söyleyen Aşkın, “Bu yapıları “sivil toplum kuruluşu” olarak tanımlayarak “Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleriyle laik eğitim ilkesine açıkça meydan okumuştur. Bakanlığın vakıf ve derneklerle imzaladığı protokol sayısının 672 olduğu açıklanmasına rağmen, bu kurumların tamamı kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmamıştır. Okullar, çocukların bilimsel bilgiyle buluştuğu kamusal kurumlar olmaktan uzaklaştırılmakta; vakıf ve derneklerle yapılan protokoller aracılığıyla dinselleştirme politikalarının uygulama alanına dönüştürülmektedir” diye konuştu.
Bakan Tekin dönemindeki en tehlikeli uygulamalardan birinin yeterli tartışma yürütülmeden ve pilot uygulama yapılmadan hayata geçirilen yeni müfredat olduğunu ileri süren Eğitim Sen şube Başkanı Mehmet Aşkın, “ “Sadeleşme” adı altında evrim kuramı, bilimsel yöntem, rasyonel düşünme ve eleştirel akıl geri plana itilmiş; dinsel ve milliyetçi referansları merkeze alan tek tipleştirici bir anlayış güçlendirilmiştir. Öğrencileri özgürce düşünen bireyler olarak değil, belirli kalıplara göre biçimlendirilmesi gereken nesneler olarak gören bu yaklaşım; bilimsel, laik ve çoğulcu eğitim anlayışına ağır bir darbedir. Bakan Tekin’in 30 Mayıs 2026 tarihinde sosyal medya hesabından yayımladığı video ise eğitimde yaratılan tabloyu görünmez kılmaya çalışan gerçeklerden kopuk bir anlatı sunmaktadır. Bakanlığın “merakı beslemek” söylemiyle pazarladığı yaklaşım; çocukların soru sorma, araştırma ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmekten uzaktır. Biati, itaati ve tek tipleşmeyi teşvik eden bir eğitim anlayışının özgürleştirici bir öğrenme ortamı yaratması mümkün değildir. Bakanlık, mesleki eğitimi de bir başarı öyküsü olarak sunmaktadır. Oysa Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla çocuklar, “eğitim” adı altında ağır ve tehlikeli iş kollarında ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Yetersiz denetimler, kâğıt üzerinde kalan raporlar, çocuk emeğinin sömürüsü ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuklar; eğitimin çocukların üstün yararına göre değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirildiğini göstermektedir.
Bakanlığın kurumsal videolarında modern laboratuvarlar, temiz sınıflar ve huzurlu okul ortamları gösterilmektedir. Oysa okulların bütçeleri yetersiz bırakılmış, temizlik personeli sorunu kalıcı hâle gelmiş, hijyen giderleri büyük ölçüde velilerin sırtına yüklenmiştir. Bakan Tekin’in Meclis kürsüsünde kullandığı “Okullarda sabun var ama çeşmeden su akmıyor” ifadesi, okullardaki altyapı krizini açıkça ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.
ÖZEL EĞİTİM ALANI GENİŞLETİLİYOR
Kamusal eğitim yerine özel öğretim alanının genişletildiğini ifade eden Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Resmî veriler, kamusal eğitimin güçlendirilmesi yerine özel öğretimin alanının genişletildiğini göstermektedir. MEB verilerine göre özel okul sayısı 2022-2023 eğitim öğretim yılında 14 bin 281 iken, 2024-2025 eğitim öğretim yılında 14 bin 700’e yükselmiştir. Devlet okullarında kalabalık sınıflar, ikili eğitim, temizlik ve beslenme sorunları sürerken özel okul sayısındaki artış, eğitim hakkının giderek piyasa koşullarına terk edildiğinin somut göstergelerinden biridir.
Yusuf Tekin’in öğretmenleri eğitim sisteminin taşıyıcı gücü olarak gösteren açıklamaları da sahadaki uygulamalarla çelişmektedir. Mülakat sistemi ve şaibeli elemeler liyakat ilkesini zedelemiş; Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile öğretmenler hiyerarşik basamaklara ayrılmış; Millî Eğitim Akademisi ile öğretmen yetiştirme süreci siyasal denetim altına alınmıştır. Ataması yapılmayan yüz binlerce öğretmen işsizlik ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakılırken, görevdeki öğretmenler ekonomik sorunlar, mobbing, angarya çalışma ve ayrımcılık kıskacında çalışmaya zorlanmaktadır.
Yusuf Tekin’in görevdeki ilk üç yılı; eğitim emekçilerinin yoksullaştığı, öğrencilerin ücretsiz yemek ve temiz suya erişemediği, tarikat ve cemaatlerle yüzlerce protokolün imzalandığı, çocuk emeğinin sömürüldüğü ve eğitimin piyasalaştırıldığı bir dönem olmuştur. Bakanlığın yüksek bütçelerle hazırlattığı kurumsal videolar bu yapısal çöküşü gizleyemez.
Gerçek bir eğitim reformu propaganda videolarıyla değil; kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve ana dilinde eğitimin tüm okullarda yaşama geçirilmesiyle mümkündür. Bakanlığın süslü söylemleri, toplumun önüne konulmuş bir “Maarif Masalı” olmaktan öteye geçmemektedir. Eğitim Sen olarak bu masalın karşısına gerçekleri koymaya; öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin eşit, özgür ve nitelikli eğitim hakkını savunmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.



